31.05.2012

BİTENLER

 Geçenlerde fırınladığım uçları vernikleyip, kordonladım.
            Ev Bilge'nin arkadaşlarıyla,
kafamın içi saçma sapan sıkıntılarla doluydu.
 Terapi niyetine iyi geldi. Baştaki geçen hafta doğum gününü unuttuğum bir arkadaşıma gidecek, diğerlerini de Bilge'nin öğretmeni sipariş etti. 
Akşam ev nüfusu normale dönünce (en son dört çocuk saydım evde), uzattım ayaklarımı, aldım elime yazmalarımı. Koca merakla Muhteşem Yüzyıl' ı izlerken ( bu hali beni çok şaşırtıyor),  ben yazmaları tığladım. "Biri benle uyuyana kadar yatsın" yakarışlarına aldırmayan anne babalar olarak Hürrem' in elbiselerine bayılıp "bende istiyorum bunlardan "diyerek sızan çocuğu yerine yatırıp, deliksiz bir uyku uyumuşum. Sabah perdenin arasından görünen gün ışığıyla uyandım. Hava aydınlık ama soğuk, kafam dolu ama rahatım. Kocaman iki siyah gözün uyanıp beni görmesi ve uyku mahmurluğuyla "günaydın datlım" demesi, "ne çabuk sabah oldu, okula gitmeliyim değil mi" lafları  ve sabah rutinini yakalaması...
Kahvaltıda taze nane kokusu...
Böyle yani...

30.05.2012

OKUL PİKNİĞİ

 Okulda pikniğe gideceğiz diye söylediler." Ama hava kötü, sürekli yağıyor"demem hiç bir işe yaramadı. Havada bana inat yağmadı. Sabahtan kalktık servis araçlarına bindik. Hatunlar başladı şikayet etmeye," vay niye benim çocuğum kucağımda gidiyor, yok para verdik, vıdı vıdı,vıdı...
 Zorunlulukları sevmiyorum, ama bunu çocuğa anlatmaktansa, sevmediğime katlanabilme becerisine kavuşmuşum.
 Evden gelen pasta, börek, kek ve daha bir sürü şey masalara serildi. Çocuklar birer parça attılar ağızlarına, masalar hanımlara kaldı. Ye babam ye...
 Allah' tan çocuklar çok eğlendiler
İp atladılar, yakan top oynadılar.
Öğlen döndük, piknik Bilge'yi kesmedi. Arkadaşına gitti. Akşam üzeri gittim aldım. Hala" biraz daha oynayayım ne olur" diyordu.
Ben güneş gören bir tarafta bolca bulmaca çözüp, kaynana kayınpeder, hatta anne dedikodusu dinlediğim için başıma giren ağrıyı dindiremedim. Ancak sabah uyandığımda geçmişti. Dün işi astığım için bugün öğlene kadar ofis işleriyle cebelleşeceğim. Hadi bana kolay gelsin.

28.05.2012

HAFTA SONU

 Hafta sonunu kursta geçirdik. Bale ve tiyatro gösterilerinin provaları vardı. Bilge çok yoruldu,  ofladı pufladı ama yinede gitmeyeceğim demedi.Geçen senede yaşadığımız için bu telaşı provalarını videoya çekip izlettim. Yoruluyorsun ama sonuç güzel olacak diye. Çok hoşuna gitti. Tabi bu arada velilerin tantanası, yok kostüm öyleydi, yok prova böyleydileri beni ayrıca sı boğaz etti. "Ne çok konuşuyor bu kadın milleti "diye dolandım durdum.
 Kurs çıkışı attık kendimizi Kızılay'a 
 Güller açmış mis gibi, renk renk
 Oturduk yandaki ufak duvara
 güllerin keyfini çıkardık
 Bu iki günde resmimi tamamladım sayılır yansımalar kaldı onları da haftaya yaparım dedim boyalar kurumamıştı.
Bunlarda dünün hazineleri, ilk kez bir sahafa gittim, almak istediğim o kadar çok şey buldum ki.Şimdilik bu ikisini aldım. Cd' yi yolda gösteri yapan kızılderili diye düşündüğümüz (öylede görünen)   bir gruptan aldık.Çok güzel ezgiler var içinde. Fülüt gibi şeyi de Bilge aldı, kuş sesi gibi sesler çıkartıyor. Alttaki kısmı hareket ettirince farklı sesler çıkıyor.
Biraz evvel deli bir yağmur yağdı, şimdi azıcık güneş var. Güzel bir hafta diliyorum hepimize.

25.05.2012

ACAYİP BİR GÜN

 Dün uzun zamandır yaşadığım en acayip gündü. Bilge'nin yıl sonu gösterisinin yapılacağı Yılmaz Güney Sahnesi' nde  prova vardı. İlk kazığı Koca attı, "ben götüremem sizi, kendiniz gidin "dedi. Koskoca başkentte toplu taşımadan bir haber tek canlılar olarak Bilge'yle taksiye bindik. Paratoneriz ya, garip bir taksiciye denk geldik. Maltepe'ye gideceğiz, "nerdeki", diyor," hani eskiden pazar vardı, cami var, bir avm var ya sen oraya kadar götür biz gerisini buluruz" diyorum. "Doğal gaz satılan yer mi" diyor, ayy ayyy sinir ettin amca beni diyemiyorum, telefonun nevigasyonunu açıyorum, amca bir haber, nevigasyon "hedefe vardık"diyor, bizimki hala devam ediyor. En son durdurup, kendimizi dışarı atıyoruz. Avm karşıda, cami yanında, tiyatronun da tarife göre karşıda olması gerek ama hangi karşı acep. Yoldan geçen gençlere soruyorum, garip garip  yüzüme bakıp kikirdiyorlar. Kursun sahibi Ş. arıyorum telefonu açmıyor. Kızın doğumuna az kaldı, niye açmıyor ki doğruyor mu acaba:)) (lavabodaymış), başka bir veliyi arıyorum, öyle bir tarif ediyor ki, nevrim iyice bir dönüyor. Fakirin sadakası umuttur diyerek yaşlıca bir adamcağıza soruyorum."Bilmez miyim kızım dosdoğru gidin diyor".  Miyopluğumu inkar etmeden gözlüğümü kullansam, karşıya baksam zaten görecekmişim. Neyse gidiyoruz, bizim kız bülbül edasına bürünüyor." Yılmaz'ın sahnesi mi burası? Yılmaz da bura da mı?" "Ahhh keşke" diyorum" keşke burada olsaydı " Tiyatrodan içeri giriyoruz ikizlerle anneannelerini görüyoruz, yaşasın tanıdık birileri. Onlarla konuşurken başka bir hanım ve kızı bana bakıp gülümsüyorlar. Selam verip "siz demi bizim kurstansınız "diyorum Hanım "aa nasıl tanımadınız ben sizi hep görüyorum, üzerinizde önlük resim yapıyorsunuz ya", hafiften mahçup  kıvırıyorum bilemedim sanırım diye. Israrla "ama nasıl olur hep selamlaşıyoruz ya" gözüme tüküreyim diyemiyorum, "isimleri zaten hatırlamıyorsun yüzleri unutma bari " lafı değiştireyim diye bir gayret "dışarıda bir tabela bile görmedim" diye gelişimin zorluğunu anlatayım diyorum, bizim ki "aaa nasıl olur kocaman tabela var ya " diyor "Aaaa imdaaat "diyeceğim anneanne yardımıma yetişiyor. Konu değişiyor, derken prova başlıyor.  Kızlar şakın, hoca çıldırmış vaziyette, bizler gülmekten kırılıyoruz. Çıkışta bir arkadaş Bilge'yle beni Sıhhıye' de indiriyor. Ben yine nasıl gideceğiz diye safa bağlamışken, Bilge "aşağıya inelim şuradan" diyor. Allah'tan bildik yerler, havada bir güzel yürüyelim diyoruz.
" Fotoğrafımı çek, fotoğrafı mı", 
çektim tamam
" Heykeli aldın mı heykeli"
aldım, aldım...
"Bir daha çek, bir daha"
"ayyyyyyyy yangııın varrr" dedim ya,
 yağmur başladı. Koştur koştur eve geldik:)) 
Milletin çocuğu yorgun olunca uyur, bizimki inat etti uymadı, sabah da doğal olarak kalkamadı. Zaten sabah başka bir mevsime uyandık sanki, bildiğin kış havası. Şikayet etmeyim diyorum ama bu kadar dengesizlik bünyeme iyi gelmiyor. Bilge'yi okula, Koca' yı işe yolladım. Bense hiç bir şey yapmak istemiyorum. "Aaa nasıl olur" demeyin sakın:))



24.05.2012

ÖZGÜRLÜĞE MAHKUM


Yine adına ve kapağına bakarak aldığım bir kitap Özgürlüğe Mahkum. Maria Amparo Escandon Meksikalı bir yazar.Diline ve kurgusuna hayran oldum. Aslında ilk kitabı Esperanza'nın Kutusu imiş ve ben hemen alınacaklar listemin en başına oturttum. Gelelim kitaba, arka kapak güzel ipuçları veriyor;

"Küçük bir kız olduğum zamanlarda, babam tırı sürerken ben okurdum. Sonra büyüyüp de şoför koltuğuna oturduğumda, okuma işini babam üstlendi. Sonra sık sık yer değişimi yapar olduk. Okumayı bitirdiğimiz kitapları tırın küçük uyuma bölmesinde tutamayacağımızdan, hepsini pencereden dışarı atıyorduk ve yolları etrafa saçılmış bilgilerle dolduruyorduk. Aşktan söz ettiğimizde sözünü ettiğimiz kitap, büyük bir ihtimalle Indio' yu hemen geçişte 10 numaralı otoyolun yamacında bir yerde, bir kokarca leşinin yanında duruyordur. Hamlet' in sayfaları dönen dikenlere takılmış Salton Gölü üzerinde 86 nolu otoyolda takılı kalmıştır. Palm Springs yolundaki kum tepeleri, tam yel değirmenlerinin çölden gelen rüzgarı yakalayıp elektriği dönüştürdüğü yerde, Don Kişot' un ciltli baskısını öğütüyorlardır. Yolda sesli okuduğum cümleleri yan yana dizip bir ip yapsam, dünyayı tamamen sarabilirdim." 
Çok güzel ve etkileyici bir kitaptı.Çok farklı dünyalara götürdü beni.
Kitap Arunas Yayıncılıktan çıkmış,  289 sayfa. Elinize alınca zaten bırakamıyorsunuz.

23.05.2012

ÇİÇEK AÇTIK

 Dün öfleye pöfleye Bilge' yi almaya gittim. Çıkışta peşimize takmaya çalıştığı arkadaşından ustaca kurtuldum.Yaşasın kötülük:)) Evde etrafı yalancıktan toparlayıp, yolda görüp aşırdığım iğde dallarını özenle yerleştirdim vazoya. Balkon kapısını hafifçe aralayınca,  mis gibi iğde kokusu evi doldurdu.
 Yemek faslından sonra aldım malzemeleri elime. Bilge boş durur mu, o da kuşlar yaptı.
 Bu sene bahçeye elimi süremedim daha. Havalar o kadar tutarsız ki ya da ben tembelim.
 Balkonda bir saksı patates var(!). Koca ekti, gözü gibi bakıyor, bakalım ne olacak:))
Renk renk çiçekler, yapraklar derken yatmadan önce fırınladım. Fırından çıkartıp soğuk suya attım.
Bugün kordonlarını nasıl yapacağımı düşünüyorum. Birde verniklenmesi var tabi. Bitince güzel olacaklar diye umuyorum...

22.05.2012

MİM

 Dün Sevgili Leylak Dalı' nın mimini görünce çok heyecanlandım. Kütüphanemin sol köşesinden yaşıma denk gelen kitabının yaşıma denk gelen sayfasındaki ilk satırları yazacaktım. Eve gelince hemen kütüphaneme koştum, başladım saymaya otuzüç, otuzdört ve otuzbeş.Ali Neyzi' nin Hüseyin Paşa Çıkmazı No:4. O kadar sevindim ki.
Rahat onbeş yıl önceydi, tesadüfen birisi bana Ali Neyzi' nin kitaplarını verdi." Arkadaşımın kitapları bunlar, bak bakalım beğenecek misin "dedi. Beğenmek ne demek, kütüphanemin kıymetlisi oldular. Defalarca okudum. İstanbul'un eski sokakları, konak yaşamı, Robert Koleji yılları. Benden sonra kız kardeşimde aynı keyifle okudu. Geçenlerde büyük bir  heyecanla beni aradı."Ali Neyzi' nin sendeki kitaplarını buldum, sipariş ettim geldi, çok mutluyum"diye. Yani ailecek yeri ayrı bizde.
Gelelim mime.
HÜSEYİN PAŞA ÇIKMAZI NO:4
ALİ NEYZİ
KARACAN YAYINLARI
232 SAYFA
1983 BASIM YILI

35.sayfa
Kızıltoprak' da büyük salonda, eski gusulhaneden bozma kütüphanenin en altında sedef kaplamalı ve tavla kutusuna benzeyen bir kutu vardı. Ancak normal tavla veya satranç kutularının aksine bu kutu kilitli idi. Uzun yalvarmalardan sonra anneannem, anahtarını çıkarıp bu kutuyu açtı. İçinden çok süslü bir çifte çıktı. Daha doğrusu önce ne çıktığını pek anlayamamıştık. O zamanların çifte denilen iki namlulu tüfekleri, sökülür ve öyle saklanırmış.Anneannem, bizim fal taşı gibi açılmış gözlerimizin önünde, kutudan çıkan parçaları yerlerine takıp, kocaman çiftenin nasıl kullanıldığını göstermiş, kocası Diyarbakır' da Vali iken, dağlarda ava çıktığını, hatta bir keresinde bir kartal vurduğunu bize uzun uzun anlatmıştı...

Böyle devam ediyor satırlar, ilk defa gerilmeden bir mim yanıtladım, aklına sağlık Leylak Dalım. Bende cevaplamak isteyen tüm arkadaşlara yolluyorum bu mimi.




21.05.2012

BALE PAPUÇLARI

 Yıl sonu gösterisinin tarihi belli oldu. 7 Haziranda olacak. Provalar arttı, çok yoruluyorumlar, baleyi sevmiyorumlar ard arda gelirken, bir mucize oldu. Yeni bale patikleri geldi. Aman aman ne güzeller, ilk gün neredeyse bunlarla yatacak:))
Dün koşa koşa gitti provaya, keyifle hopladı zıpladı, iki gün arka arkaya yapılan provalardan hiç şikayet etmedi:))
Prova sonrası arkadaşlara gittik, ben mantı yaptım, afiyetle yedik. Ardından güzel bir sohbet, birer kadeh kırmızı şarap derken, eve geç geldik ve  sabah kalkamadık:))Zaten kısa olan okul yolu boyunca ağzına tıkaladığım bir iki lokma eşliğinde okula vardık. Bu arada tiyatro gösterisinde "Azman" olacakmış. Gargamel'in kedisi var ya işte o. Nasıl sevinçli "kedi kostümü bulmalıyız " diye dolanıyor. Ben rahatım,  nasıl olsa bir kuyrukla iki kulağa bakıyor:))  Bu sabah kocaman bademciklerle uyandım, akşam ne güzel hava atmıştım "kolay kolay hasta olmuyorum" diye:((( Hava o kadar kötü, o kadar tutarsız ki, ben neyse de Bilge hasta olmaz umarım.
Şimdi kocaman bir bardak  sıcak çayımı alıp, akşam kaçırdığım Behzat Ç. 'yi izleyeceğim. Güzel ve sıcak bir hafta diliyorum hepimize...

18.05.2012

KIZ KIZA

 Babamız iki gündür İstanbul' da seminerde. Bu akşam dönecek. Bilge'yle kız kıza iki gün geçirdik. Aslında gönülsüz gönderdik Babamızı, iki günde ne öğretirler hiç anlamam. Ne zaman konuşsak yemekteler:))
 Ben bir tepsi polimer kil fırınladım, yazma olayına sardım bu ara. Bu uçlara hep yazmadan kordon yapacağım, yumuşacık, rengarenk:))
Bunlarda mavişlerim, fırından çıkınca şeker hamuru gibi oldular:))
Gelelim baş başa iki günümüze. İlk gün akşam üzeri Tülin Abla'yla buluştuk. Bilge Nazan'ın, Fiamma'nın gönderdiği hediyelerle havalara uçtu. Tülin Abla' nın ördüğü tütüyü üstünden çıkarmadı." Senin arkadaşların beni çok seviyor anneeeee "dedi durdu. (fotoğrafları yanlışlıkla sildim en yakın zamanda koyacağım. )Çok teşekkür ediyoruz ve kocaman öpüyoruz.
İlk gün evi bir güzel dağıtıp, kendimizi abur cubur yiyerek film izlemeye verdik. Dün ben işe gitmedim, güya evi toparlayacağım. Öğlene kadar bir arkadaşla gevezelik yaptım. Öğlen Bilge' yi okuldan alıp eve gelince bir temizlik yaptık aman aman. Bilge bile şevke geldi, çamaşırları serdi, odasını toparladı. Ben kitaplığımı tekrar düzenledim, içinden Bilge'ye göre olan kitapları, filmleri ona verdim, o da özenle yerleştirdi kitaplığına. En son "gözlerini kapat "diyerek beni odasına götürdü, büyük bir gururla odasını gösterdi. Ödül olarak hava kararana kadar binanın bahçesinde çocuklarla oynadı. Yemek vakti itiraz etmeden eve gelip, yemeğini yedi. Sonra "ben yalnız duş alacağım" diye banyoya girdi.Ben banyo kapısında söylediği şarkıları dinledim:))
O Jetgiller'i izleyip uykuya daldı, ben dizimi izledim. Ardından kitap okurken uyuya kalmışım.
Güzel bir hafta sonu diliyorum...

16.05.2012

SİHİRLİ DÜRBÜN

 Adının çiçek dürbünü olduğunu düşünüyorum, gerçi onlar yuvarlak oluyor sanırım ama işlevleri aynı gibi geldi bana. Bilge "sihirli dürbün " diyor.
 Geçen sene almıştık ama ne ben,ne Bilge pek yüzüne bakmamışız.
 Bu sene oyuncak yığınının içinde bulunca pek bir sevindirik olduk.
 Paylaşamıyoruz, bir onun elinde, bir benim elimde:))
 Bu gözler tanıdık geldi mi:))
Canınız sıkılıyorsa edinin bu aletten, gökyüzünü,  etrafı, kendinizi birde böyle görün. Keyif alacaksınız....

15.05.2012

FİLMLER

 İlk film "Dedemin İnsanları" anlatmak için hangi güzel kelimeleri bulayım bilemedim. Öyle güzel, öyle komik, öyle hüzünlü. Kısacası Çağan Irmak. Defalarca izleyebileceğim çok güzel bir film.
 "Açlık Oyunları" geçen sene seriyi okuduğumda filminin çekildiğini duyunca merakla beklemiştim. Kitabı okurken kafamda nasıl canlandı ise,  filmde öyle. İkinci filmi merakla bekliyorum.
"Karanlıklar Ülkesi Uyanış" bu serinin ilk filmi muhteşemdi. İlk filmin hatırına diğer iki filmi de izlemiştim. Bu film ise tam bir hayal kırıklığı oldu. Hatır falan kalmadı, daha izlemem.
"Düşler Bahçesi " filmini Bilge'yle birlikte izledik. Çok güzel bir filmdi. Bilge' de ben de çok beğendik.
"Çit" önce kitabını okudum, ardından filmi izledim. Aborjinler, yaşadıkları korkunç olaylar ve üç küçük kız çocuğunu kaçışları. Muhteşem bir film. Mutlaka okunmalı ve izlenmeli.

Bugünlük benden bu kadar, okumaya, izlemeye devam...


14.05.2012

HAFTA SONU

 Cumartesi her zamanki gibi atölyede geçti. resmimi yine bitiremedim:((( Pazar sabahı erkenden uyandım. Benimkiler "kahvaltıyı dışarıda yapacağız " dediler, "eyvallah" dedim. Malum anneler günü, aradım bütün tanıdığım anneleri ve tabi kendi annemi. Kutladık bol bol , sevindik. Kahvaltının ardından ÇSM' ye gittik.
 Tüm galeriler birbirinden güzel sergilerle doluydu.
 Bu resim Sevgili Resim Hocam Orhan Doğru' ya ait. 
 Bilge yine bayıldı çalışmalara
 Bu ne ola ki acep?
 "Ben de yapayım mı banttan ne olur, ne olurrrr" şeklinde dolandı durdu.
 "Sanat Hayattır, Hayat Evador' dadır" başlıklı  sergisi çok etkileyiciydi.
 Renklerin sıcaklığı beni büyüledi



 Hepsi ayrı güzeldi. Ayrıca üst katlarda fotoğraf sergileri de vardı. 
   Baba kız pek güzeller :))
ÇSM çıkışında ofise geldik. Yarım kalan işlerim vardı ben onları hallettim, Koca atölyeye adadı kendisini. Bilge' de geçen yazdan beri görmediği arkadaşlarını toplayıp yakan top oynadı.  Eve dönüp yemek faslından sonra kitap çekilişinde yanında güzelliklerle bana gelen kitabımı bitirdim. Uğur Dündar' ın "İyi uykular sayın seyirciler" kitabı almayı düşündüğüm bir kitaptı. Nazpek yolladı ( kusura bakmayın arkadaşlar geleni gideni karıştırdım). Annemahsustan  tabi ben sana yolladım (kitap beklermişim senden:)), okudum bitirdim ve yine paylaşmak ne güzel dedim.Teşekkürler Nazpek, teşekkürler  Ayşegül, teşekkürler buğday tanesi. En son Behzat Başkomiserimi izleyip günü bitirdim. Bugün rahat rahat kuruldum masamın başına, güzel bir hafta diliyorum hepimize.