26.10.2015

Hafta sonu

Yine çok çok yorucu bir hafta sonuydu. Akşamına havuzu da ekleyince akşam nerede yattığımı bilemedim. Sabah külçe gibi uyandım. Zaten dökülüyordum birde saat alındıydı, alınmadıydı eklendi. Bilge'nin çok istediği filmin  seansını kaçırdık. Bilge suratını sallandırdı. Babayı eve yollayıp, Çağdaş Sanatlar Merkezi' ne gittik.



"Dünyanın Renkleri" sergisini gezdik. Fena değildi, umduğumdan çok farklıydı. Oradan çıkıp, Bilge'yle geze dolana keman dersine gittik. Atölye çok kalabalıktı. O curcunada birisi yanlışlıkla Bilge' nin kemanını götürmüş. Neyse aradılar keman geri geldi. Bilge çok kızdı ama, bütün gün söylendi durdu.
Bu arada haftaya ingilizce kursunda Hallowen temalı kostüm yarışması varmış. Ara tara uygun bir şey bulamadık. Sonunda İlk resimdeki korsan bandı ve küpesini bulunca biraz keyfi yerine geldi.


Bu arada nefis öyküler okuyorum. Daha önce "Saçında Gün Işığı" kitabını çok beğenerek okuduğum Jumpa Lahiri' nin "Dert Yorumcusu" nu okuyorum. Gerçekten muazzam, tek kelimeyle bayıldım. Yazar bir kez daha hayran kaldım.
Güzel bir hafta dileyim hepimize...

22.10.2015

Kaçamak

 Dün akşam kaçamak yaptık. Operada  "Arda Boyları Modern Dans Gösterisi" ni izlemeye gittik.
Çok güzeldi, çok duygusaldı. Müzikler harikaydı, oyuncalar gencecik pırıl pırıldı.
Çok iyi geldi bana. Bir iyi hissettim. Günlerdir özellikle gündem yüzünden hiçbir şey tat vermiyordu. Gösteriyi izlerken Bilge' nin ne kadar etkilendiğini fark ettim. Bir taraftan müziklere bayılırken, bir taraftan "ne güzel dans ediyorlar" dedi. Sonunda "gerçekten ölmedi "değil mi yi o kadar içten söyledi ki oyuncular selam verirken, başrol oyuncusunu gülümserken görünce rahatladığını gördüm:))
Hayatımızdan hiç eksik olmasın bu güzellikler....

20.10.2015

Gülümse:))

Bilge bu aralar sürekli "gülümse" diyor. Gülümsemezsem"ne oldu" diye yakama yapışıyor. Yılın bu zamanları  işler çok yoğun, malum yıl sonu geliyor. Aralarda kaçamak yapıp, kitap okuyorum. Sema Kaygusuz ' un "Barbarın Kahkahası" nı bitirdim. Yazarın ilk okuduğum kitabı ve ben müthiş etkilendim. Hatta bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biriydi diyebilirim.
 Arka arkaya kısa öyküler okuyunca, öykü okumaya biraz ara vereceğim demiştim ama Ayşe Başak Kaban' ın "Ben, Kendim ve Bergen" kitabına bayıldım. Çok güzel ve aklımdan çıkmayacak öyküler var içinde. Bugün bitiririm sanırım.
Bilge bu yaz denizde kollukları atınca "yüzme delisi" oldu çıktı başıma. Baktım illa yüzelim diyor, eve en yakın havuz araştırması sonucunda cumartesi 19:30-21:00 arası yüzebileceğimiz güzel bir havuz buldum.Cumartesi gittik, çok hoşuna gitti, bana gelince her bir kasım ağrıyor:((( Olsun mu ? olsun gideceğiz her hafta sonu... gülümse:)))

15.10.2015

Hayat...

Geçen cumartesi hayat durdu. haberi duyduğumda taksideydik, Kızılay' a gidiyorduk. Neye uğradığımızı şaşırdık. Kursa yakın bir yere kadar gelebildik. Kursu aradım "gelin"dediler. Yolda ağlayan, slogan atan,üzgün insanları görünce, Bilge çok korktu.olanları ona anlatmaya çalıştım . Kursa gitmek istemedi. Gözlerinin içine bakarak yalan söyledim "her şey yolunda,burası güvenli, şimdi dersine çıkıyorsun, akşam gelip seni alıyorum" dedim. Bunları söylerken, bir taraftan da kendimi ikna etmeye çalıştım. O an eve dönsek milyonlarca soru soracak, bir daha o bölgeyi güvenli görmeyecekti. Bilge' yi bırakınca bulvara doğru yürümeye başladım. Kızılay' ın kan bağışı  otobüsünün önündeki kuyruğu görünce hüngür hüngür ağladım. (kan bile verememe lanet okudum) Bulvarda yürürken bir inşaattan gelen "bummm" sesiyle onlarca insan yolda kala kaldık. Herkes birbirine bakıyordu. Adamın biri inşaat alanına doğru ana avrat sövünce toparlandık sanki. Bir taraftan elim telefonda, rakamların bu kadar ağır olduğunu, bu kadar ezici olduğunu anladım. Akşam Bilge'yi aldım eve geldim. Bir sürü akraba aradı, "iyi misiniz" diye. Orada olmamak, ölmemiş olmak "iyiyiz "demeye yetmedi.
İki gün sonra bazanın altından kışlıkları çıkartırken kafamı masaya çarptım, o anda kan revan içindeki katliam görüntüleri geldi gözümün önüne hüngür hüngür ağladım, "nasıl dayanır yürek bu acıya" diye... Sonra...sonra...hayat devam etti..devam ediyor... Güzel şeyler görmeye çalışıyorum... Ruhumun buna ihtiyacı var,çok bencilce biliyorum ama gerçekten buna ihtiyacım var...Elimden başka bir şey gelmiyor...

8.10.2015

Sonbahar

Mevsim birden bire kışa döndü. Dün kat kat giyindim ama ısınamadım bir türlü.Bu sabah az da olsa güneş yüzünü gösterdi. Çok soğukta değil... ama hafta sonu yazlıklara veda etmeli. Dolapları bir boşaltmalı. Bilge' nin boyu ciddi uzamış, geçen seneden neredeyse hiçbir şeyi olmayacak:((
Her sabah ofise geliyorum. Bu arada ofiste artık bir yardımcım var.Uzun zamandır tanıdığım gencecik pırıl pırıl  kızımız "İ" var. Bilge ayrıca bayılıyor ona . Okuldan çıkınca ev yerine ofise geri dönüyoruz. İ.' yle ödevlerini yapıyorlar.Bu durum kendi kendine başladı. Bana yaptığı hiç bir nazı ona yapmıyor. Eve gidince keman çalışmak ve kitap okumak dışında yapacak  bir şey kalmıyor. Ofisteki iş yükünün büyük bir kısmını da  aldı üzerimden. Daha ne olsun:))
Bu sabah evde çalışma masamı toparladım, hafta sonu oturabilirim başına sanırım.
Her sabah bilgisayarın başına oturunca önce e-postalara bakıyorum. Bugün hiç tanımadığım bir adresten ilginç bir e-posta gelmiş. Defalarca okudum. Tesadüfen burayı bulduğu ve .... kitabını okuduysam özetini ona yollamamı rica eden acayip bir mail. Şaka gibi. Sosyal ağları özellikle paylaşmak adına verdiği özgürlük ve zenginliklerinden ötürü bende aktif olarak kullanıyorum. Ama bu nasıl bir taleptir, nasıl bir şuursuzluktur bilemedim. Çolçocuktur desem, hiç mi aklı fikri yok, ben burada okuduğum kitapların arka kapakları dışında bir şey yazmamaya özen gösteririm. Okuma tarzlarını bildiğim arkadaşlarıma altını çize çize tavsiye ederim, ama özet nedir ya, tövbe tövbe...
Neyse geçeyim bu konuyu bu arada Selçuk Altun' un "Senelerce Senelerce Evveldi" kitabını okuyorum yine ve yine çok güzel. Aynı tarz, aynı güzel külliyat, Kitaplar,besteciler, İstanbul' un ilginç mekanları... İyi geldi bana. (özetini çıkartmam ama:)))

Ben biraz çalışayım, hadi iyi bakın kendinize...

5.10.2015

Hafta Sonu

 Hafta sonu o kadar yoruldum ki, bir o kadar da keyif aldım. Geçen ay bayram girince araya gidememiştim Cermodern' deki sergilere. Steve McCurry' nin fotoğraf sergisi muazzamdı. Renkli, sıcacık.  Grayson Perry' nin "Küçük Farklılıkların Kibri" sergisine çok hazırlıklı gittim. Sevgili Leylak Dalı çok güzel bir yazı yazmıştı bu sergiyle ilgili. Ayrı bir keyif oldu benim için.
 Bu arada bahçede tasarım pazarı vardı. Merakla dolaştım ama hem stantların yerleşimi , hem abartılı fiyatlar tam bir hayal kırıklığı yarattı.
Saati fark etmemişiz Bilge' nin ingilizce kursuna son anda yetiştik. Bilge' yi kursa bıraktım. Akşam kadar dolan dolan ayaklarıma kara sular indi. Nasıl kalabalıktı Kızılay, doğru dürüst bir yerde de oturamadım.
Akşam Bilge' yi alıp, eve geldim. Önceden aldığım biletlerimizi çantaya atıp, tekrar yola düştük.
 İstikamet Opera Sahnesi' ydi. Koca yetişemedi. Zaten Bilge tüm ayrıntılarını sonra ona uzun uzuuuuun anlattı. Modern Dans Topluluğu' nun "Cınderella" oyununu izledik.
Tek kelimeyle muhteşemdi. Bilge pür dikkat izledi. O da en az benim kadar beğendi. Çıkışta atraksiyonlu bir taksi bulma çabasının ardından kendimizi eve attık. Yarım saat sonra da Koca geldi. Nasıl uyuduğumu bilmiyorum:)) Ama olsun kesinlikle değdi. Sezonu böyle güzel bir oyunla açtık, umarım bi dolu oyun izleriz.

Keyifli bir haftamız olsun...

2.10.2015

Yedik mi koca haftayı?

Yedik, evet hemde çabucak:)) Hatta baş döndürücü bir hızla. Okul açıldığından beri ben de bir koşturmaca, tatilden önceki gibi. Sürekli kendime "rutin iyidir, güvenlidir" diyorum. Haftaya koşuşturmam bir düzene girer sanırım. Bilge 'nin okul eksiklerini an itibarı ile tamamladım. Biraz kaplanacak kitap var. Okul tantanasına kalmasın diye bir ay evvel aldığım okul çantasının üzerinde alarm unutulduğunu dün fark ettim, çocuk bir haftadır kullanıyor. Ben bu çantayla avm falan dolaştım:((( Neyse bugün gidip söktürdüm alarmı.
Bilge ödevlerini yapıyor, etrafı dağıtıyor, odasının altını üstüne getiriyor. Akşam zorla yatıp, sabah sürünerek kalkıyor. Allahtan bu sene ödevlerine beni bulaştırmıyor. Bir tek keman ve solfej çalışmasını birlikte yapıyoruz. Piyanonun başına oturunca acayip gaza geliyor:))
Bol bol kitap okuyoruz .Bilge "Canavarlar Peşinde" ve " Süper Ajan Jack Stalwart" serilerini dönüşümlü olarak okuyor. Sonra en ince ayrıntısına kadar bana ve babasına anlatıyor. Ben ondan önce okumuş oluyorum. Ama anlattıklarını dinlemek keyifli oluyor.
Dün akşam bayram tatilinden beri elimi sürmediğim çalıma masamı toparladım.
Bu arada sadece okuyabildim. Emrah Polat' ın "Köpek Adamlar" kitabını okudum. Daha önce baskısını bulamamıştım.İletişim Yayınları tekrar basınca hemen aldım.Kitapta kurgunun geçtiği yer bizim ofisin olduğu mahalle. Cadde, sokak hep bizim buralar olunca ayrı bir heyecanla okudum. Güzel bir kitaptı. Tavsiye ederim.  İlk kez Ahmet Büke okudum. "İnsan Kendine de İyi Gelir". Etkileyici bir okumaydı. Alper Atalan'ın üçüncü kitabı "Kısmet İşte" yi okudum. Diğer iki kitabına bayılmıştım.Bu kitabı sevmedim diyemem ama arka arkaya bi dolu öykü beni çok bunaltı. Şuan elimde Hakan Bıçakçı' nın  "Hikâyede Büyük Boşluk Var" kitabını okuyorum, bitirmek üzereyim. Keyifli hikâyeler var.
Yarın için süper planlarım var. Umarım hepsini gerçekleştirebilirim. Keyifli bir hafta sonu diliyorum:))

p.s:  Bilge Legocity' i keşfetti:(( Bayram harçlığını gömdü...