23.11.2009

YOLLARA KOYULMA ZAMANI...

Hafta sonu koşturmacayla geçti. Bayram için Antalya ' ya gitme düşüncemizi çarşamba yerine pazartesiye alınca, tüm hazırlıklarım hızlanacağı yere yavaşladı. Bir sürü çamaşır yıkadım. Yıkaması neyse de kurutması dert. Yarım yamalak valiz yaptım. Bilge' yi üç haftadır görmeyen teyzeme götürüp, binadaki tüm dairelere takılan yangın ve gaz alarmı çalışması bizim evde toz toprak yığını çıkartınca, ben iptal oldum. Aslında cumartesi sabah başladı. Gözlerimi açtım, kıpırdayamadığımı fark ettim. Her yerim tutulmuştu. Ağrı kesici falan hiç bir işe yaramamıştı. Hamlamada tavan yaptım. O yüzden o gün hiç birşey yapamadım. Akşam üzeri iki kadeh kırmızı şarap içtim. O baya rahatlattı. Pazar günü işçiler geldi, evi mahvettiler. Oysa ben o sırada kaptırmış kendimi valiz hazırlıyordum. Bu arada yazın giderken tek valizin yettiğini, ama kışın üçten azının kurtarmadığını gördüm. Tabi o karmaşayı koca toparladı sağolsun. Bir de mutfağı temizledi. Misler gibi oldu. Şu an evin bir tek mutfağı düzgün. Neyse şikayet edip durmayım. Hepsini hallederim bugün, yola çıkmadan evvel. Kendimi germeyim derken, koyuverdim yani.
Erkek kardeşimin askerlik yapacağı yer belli oldu. Kastamonu-Gölköy' de yapacak. Ayın 1' de asker oluyor. Annem yalnız kalacak. Bu konuda yapabileceğim hiç birşey yok. Keşke olsaydı. Bu sabah yine tahsilatlarla uğraşıyorum. Gelince sıkışmasın diye işlerimi de halledeyim diyorum. Saçlarımı da boyatma işini aradan çıkartırsam, benden keyiflisi olmayacak:) Aslında yazacak çok şey var diye düşünüyordum ama kafam bu kadar doluyken başarısız bir çaba olacak. Bugün köpek yavrusu gibi kocaya bakınca, bana "seni seviyorum" dediğini fark ettim. Buna da isyanımı dile getirdim:)... Cuma günü uzun uzun Can Yücel şiirleri okudum. Ruhumu dinlendirdim, keyiflendirdim...

ANAYASASI İNSANIN

"Paul Eduard için yazılmıştır"

Kan yasası bu insanın;
üzümden şarap yapacaksın
çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan

Can yasası bu insanın;
Savaşlara, yoksulluklara
ve binbir belaya karşın
İllede yaşayacaksın.

Us yasası bu insanın;
Suyu şavka döndürüp,
düşü gerçeğe çevirip,
düşmanı dost kılacaksın.

Anayasası bu insanın
emekleyen çocuktan,
uzayda koşana dek
yürürlükte her zaman
CAN YÜCEL

20.11.2009

İLK PLATES SEANSIM


Bu sabah koştur koştur (niye o kadar acele ettiysem) salona gittim. Nerdeyse görevlilerden bile önce. (o kadar abartmışım yani) kayıt işlemlerimde eksik evrakım vardı, onları tamamladım. Sonra grup yavaş yavaş gelmeye başladı. Hepsi emekli hanımlar. Zaten gittiğim yerde "Hanımlar Lokali" diye geçiyor. İlk kez hanım hanımcık bir durumda ve ortamdayım bu arada:) En gençleri bendim sanırım. İki hanımefendiyle sohbet ettim. Diğerleri pek cana yakın gözükmediler. Belki erken olduğu için afyonları henüz patlamamıştı, bilemiyorum. Bir teyze diğerlerine bir haftalık vücut arındırma detoksu yaptığını ve hatta kendi kendine lavman yaptığını söyleyince, kulaklarıma inanamadım. Sezeryan olunca, gaz çıkarttıktan sonra hastahaneden eve gönderiyorlardı. Sabırsızlandığımı gören doktorum istersen lavman yapalım demişti. Ben de "artık kurcalamayın beni, evde çıkmaz mı bu gaz " diyince gülerek" ben çıkmayanını görmedim "diyerek, eve gitmeme izin vermişti. Zira evde de doğal ortamda, doğal olarak çıkmıştı:) neyse lafı uzatmayayım. Gözünüzün her gördüğüne inanmamanız gerktiğini, tam anlamıyla fark ettim. Hani böyle rahat rahat kolunu bacağını esnetiyor insanlar, o sevimli topun üstünde o yana bu yana çocuklar gibi şenler ya. Alakası yok, canım çıktı. Toptan nefret ettim. Ne bacaklarımın arasında durdu, ne popomun altında. Düzgün tutacağım, diye sinir oldum. Bu arada acı gerçek, bildiğiniz "kalas" olmuşum. Hiçbir hareketi doğru yapamadım. Kalın eşofmanlardan ve formsuzluktan sırlsıklam oldum. Çıktığımda kaşım gözüm kaymıştı. Başta konuştuğum hanımefendiler (annemden çok çok büyükler) bana gülümseyip, günün geri kalanında ağrı kesici almamı tavsiye ettiler. "Biz de böyleydik" demeyi de ihmal etmediler. Çıkar çıkmaz bir taksiye yöneliyordum ki, dolmuşu fark ettim. Hemen attım kendimi. Böylelikle spordan sonra yokuş yukarı yürüme fikrinin, bir fantazi olduğunu anlamış bulundum. Tabi bir de platess ve fıtness seanslarını aynı güne koyarım diyordum. O da fantazinin Allahı oluyor bu durumda. Bakacağız artık. Bu kadar şikayet ettim ama bırakmayacağım. Yılmak yok. Dün akşam Koca bir arızaya giecekti. Gideceği yerin yanında da büyük bir AVM var. Takıldık Bilge' yle. Anne kız üç saat, çok keyifli zaman geçirdik. Önce yemek yedik. Sonra büyükçe bir kitapçıya girdik. Bilge koluna bağladığı uçan balonuyla, bıcır bıcır konuşup, kendine masal kitabı seçti. Bende uzun uzun baktım kitaplara, açtım, okudum, kokladım. Alacalarımızı alıp çıktıktan sonra, fil hafızalı Bilge alt katta büyük bir oyncak mağazası olduğunu hatırladı. Doğru oraya gittik. Ama hayal kırıklığına uğradık, çünkü bomboştu. Bayramda tadilat yapılacakmış o yüzden üç beş parça ürün vardı. Bilge üzerinde çok güzel zürafa fotoğrafı olan bir dosya aldı, kreşde yapıp getirdiği faaliyetlerini koyacak. Bir de rüzgar gülü aldık. Daha önceden aldığı masal kitabı ve koca kafalı kalemin olduğu poşetleri, inatla kendi taşıdı. Balonda elinde bağlıydı. Arkamızda tartışan genç bir çift vardı. Oğlan kaptırmış kendini, kızıp duruyordu yanında ki kıza. Bilge 'nin uçan balonu yanlarından geçerken pat diye yüzüne çarptı. Bir an ne yapacağını şaşırdı çocuk, ben "pardon" dedim ama yanında ki kız gülmeye başlayınca, Bilge de, ben de tutamadık kendimizi. Gerçi oğlan gülmüyordu ama, tartışmıyordu da. O arada koca geldi, bizi eve götürdü. Bilge 9:30 da uykuya dalmıştı. Bir ara gece bizim odada daireler çizerek dolaştığını gördüm. "Çişim geldi" diyordu, koridorun ışığı da yanmıyordu, iyi bulmuş yolunu dedim . Tuvaletten sonra gene yattı uyudu. Sabah gene en son o kalktı. Dün akşam aldığı herşeyi (balon hariç) yüklendi , kreşe götürdü.

19.11.2009

KIZIM BÜYÜRKEN


Bu sabah Bilge' yi kreşe bırkıp, ofise geldik. Ben yürüyüşe gideceğim diyince, koca alaylı bir tavırla "donmazsan zayıflarsın " diyerek, arabanın göstergesini işaret etti. 1,5 dereceyi gösteriyordu. Bu teşvikle dururmuyum, attım kendimi yollara. Yaklaşık 30 dakika ama tempolu yürüdüm. Bacaklarımın resmen yandığını hissettim. Çok iyi geldi. Dönüşte gazetemi aldım. Sayısal loto ( ya da onun gibi bir şey) oynadım. Ofise geldiğimde çay hazırdı. Limonlu çay ağırlıklı bir kahvaltı yaptım. Sabah değişik bir havası var buranın. Çankaya da olmamız itibarı ile tam tepeden baktım Ankara' ya. Oturdum bilgisayarın başına. Koca gazetesini okuyor, çayı eşliğinde. Ben çayımla birlikte yazıyorum. Bir de güzel çalma listesi yaptım kendime, değmeyin keyfime.
Gelelim kızımın büyümesine. Kızım doğmadan önce çok yoğun çalışan, kitap okumak dışında hiç bir hobisi olmayan ( zaten buna vakti de olmayan) günde bir paket sigara içen birisiydim. Çalıştığım insanlarla ilişkilerimi asla dengeleyemzdim. Hep bir hayal kırıklığı, hep bir kullanılma, saçma sapan durumlar yani. Koca hep bir köşeden beni izler, sonunda "evet sen haklısın" dememi beklerdi. Öyle çok insan meraklısı birisi hiç olmadım aslında, ama vermeyi o kadar çok seviyorum ki. Ne kadar karşılık beklemesem de, verdiklerimin ( maddi manevi) bana kazıklar halinde dönüşü, sonunda bende bir sorun olduğunu ciddi ciddi düşündürdü. Sonuç olarak insanlardan hiç birşey beklememeyi öğrendim. Oldukları gibi kabullenmeyi. Tabi böyle olunca baya aza indirgendi etrafımızdaki insanlar. Bilge doğduğunda tamamen onunla ilgilenmem kararını almıştık. Onu büyütürken de etrafımızda ki insanlar konusunda seçici davranmaya özen gösteriyoruz. Ben kızımı büyütürken,evde olmanın da verdiği vakit çokluğunu, yeni hobiler edinerek doldurmaya başladım. Takı tasarlamak çok keyifli, polimer kilse gerçekten yaratıcılığınızı tetikleyen, itekleyen birşey. " Ben yaptım" demenin keyfini, ruhuma verdiği doyumu seviyorum.Kızıma kendi ördüğüm kazakları giydirmek, berseini atkısını takmak çok hoşuma gidiyor. Koca daha bir düşünür, taşınır oldu. Geleceğe dair özellikle. Akşamları tembel tembel televizyon seyreden adam, şimdilerde kızıyla hoplayıp zıplayıp, kaçak gece kahvaltıları düzenliyor:) Kalabalık ortamları sevmeyen, alışverişten nefret eden adam, kızına alınacaklar söz konusu olunca üşenmeden mağaza, mağaza dolaşabiliyor. Evde annenin kurallarını hafiften bozan, kızına daha yakın baba konumunda şu an. Biraz da sebze yemeye başladı... Şöyle bir bakınca kızımın hayatımıza kattıklarının, en az kendisi kadar güzel olduğunu görüyorum. Belki çok duygusal bakıyorum herşeye, ama ne yapayım, ben böyleyim. Dün karşı komşum, yeni tanıdığım eniştesiyle geldi. Daha evvel iki fanusu polimer kille süsleyip, hediye etmiştim. Eniştesi bunları görüp çok beğenmişti. Hatta bizim evede yapsak falan demişti. Ben de yapabileceğimizi söylemiştim. Sonra birlikte benim ofisteki odayı görünce, yaptıklarıma şaşırarak bakmıştı. Kendisi de iyi bir "toplayıcı" olduğundan behsetti. Özellikle bit pazarlarını falan gezip, değişik şeyler aldığını anlattı. Dün geldiklerinde "bugün ne yaptınız " diye sorunca, ben çok şaşırdım. Kendimi hergün bir şeyler yapmaya programlıyormuşum gibi bir durum mu yarattım acaba diye düşündüm. "Hiç "dedim. "Çok duygusal bir film seyrettim (Göl evi) tavsiye ederim, bir de Atlas Dergisi almıştım onu okuyorum, bu gün böyle yani "dedim. Biraz dergiyi karıştırdılar, sonra arkadaşımla birlikte gittiler. Zannedersem hayal kırıklığına uğrattım:) ... Bu sabah silecek suyu olmadan çalışan araba sileceğinin, tüylerimi diken diken ettiğini fark ettim. Düşününce gene oluyor. Bugün tahsilat peşinde koşacağım. Direk kötü kadınım yani. Para isteyince "kötü" oluyorsunuz. Dün üç aydır para almak için beni uğraştıran bir işletmenin muhasebecisi bana"bu günlerde çok yoğunum, cuma günü ödemenizi yapacağım , beni aramayın " dedi. Ben de "filanca bey fark ettiyseniz sizi hal hatır sormak için aramıyorum, zira umrumda değil, paramı yatırmanız için arıyorum, yatırdığınız anda ben sizden,siz de benden kurtulacaksınız" demek zorunda kaldım. Yine tekrar ediyorum bu ülkede ticaret yapmak çok ama çok zor...

18.11.2009

SONUNDA

Sonunda spor salonuna kayıt yaptırdım. Hastalıktı, beni eken komşulardı derken, bu sabah kendi başıma gidip kayıt oldum. Haftada 1 gün platesle başlayacağım, gelecek ay iki gün de fitness eklenecek buna. Herşey bir tarafa yolum giderken iyi, ama dönerken yokuş yukarı gitmem gerktiği için, acayip faydalı olacak. Zira bugün dilim dışarda geldim ve iyiki sigarayı bırakmışım dedim. Yukarıda ki kolyeyi yeni bitirdim. Kurdela nakışı yaptığım örtünün de bir kenarı bitti. Daha üç kenar var. Hafta sonuna kadar biter umarım. Dün çok güzel bir haber aldım. Bayramda Sibel de Antalya' da olacakmış. Kocası güzel bir jest yapıp, kendi gelemese de onun seyahatini ayarlamış. Çok özlemiştim. Geçen bayram gelmeleri için çok ısrar etmiştim. Yol çok yorduğu için, bu bayram hiç ağzımı açmama kararı almıştım. İnsanlar ne isterlerse onu yapmalılar diye. Nemek ki isteklerimiz aynıymış. Bu ay Atlas Dergi ' si almayı unuttuğumu fark ettim. Gelirken aldım. Bilge dün çok iyiydi. Öksürüğü baya azaldı. Kreşte yemeklerini güzel yediğini söylüyorlar. Ama nerdeyse bir haftadır akşam yemeklerini sallayıp, olur olmaz (pasta, çikolata, krema istiyorum gibi) isteklerde bulunup, red cevabını alınca, bir ağlamadır tutturuyor. Sonra ben uyuya kalınca ya da kitap okurken, babasını kafaya alıp kahvaltılık gevrek yiyor. Sabah kıyameti koparttım. Hafta sonları kahvaltılık gevrek yiyordu. Akşamları yiyemeyeceğini, bunun için babasını kullanmaması fetvasını yayınlayıp, babayı da bu sağlıksız beslenmeye alet olduğu için, bir güzel fırçaladım. Baba da cevap hazır "çocuk aç mı kalsın?" benim cevabım onu döver "hayır akşam yemeğini düzgün yesin" diye söylendim durdum. Akşamları mutlaka meyve de yiyor, çikolata da. Hadi ona bir şey demiyorum. Ama olmaz böyle. Kocaya onu nasıl kullandığını anlatmaya çalıştım, anladıysa tabi. Bence anladı da biraz gurur yapıp, kabul etmek istemedi. Bu çocuk ömrümüzün sonuna kadar bu politikayı uygular mı acaba? Annem süt içmem için kıyameti koparırdı. Bana kıyamayan babam içerdi, annem kızmasın diye. Oldum bittim süt içemem. Bu arada akşam yine çok geç uyudu. Ben gene erken uyudum. Yatmadan evvel kocanın Bilge' nin odasına yaptığım lambayı taktığını gördüm. Bilge sırf o yerine taktı diye "babam bana lamba yaptı" diye gösteriyordu. Ben de ısrarla o lambayı yapmak için ne kadar emek harcadığımı anlatmak zorunda kaldım. Ama o gene de "babam yaptııı" diyordu:) Dün yeni bir kitaba yeniden başladım. "Siz kimi kandırıyorsunuz" Soner Yalçın' na ait güzel bir kitap. Daha evvel okumaya başlamıştım. Ama taşındıktan sonra, bir türlü bulamamıştım kitabı. Geçenlerde çok alakasız bir yerden çıkarak, beni mutlu etti. Bugün güzel bir güneş var Ankara' da, tabi inceden de bir soğuk. Şimdi sıcak bir kahve, güzel bir müzik ve Atlas zamanı...

17.11.2009

BİLGENİN ÜÇ KULAĞI

Bilge sabah uyandığında ortada ki fotoğrafta görüldüğü gibiydi. Saçlarını ısrarla taratmadı. Ben nasıl bağlasam, itiraz etti. Sürekli "üç kulak yapalım " dedi. Kendisi tarif etti, ben yaptım. Anlatıyorum; yanlardan bir parça saç bağlanır. Arkada bir sürü saç kalır. Buna üç kulak denir. Ne alaka? Bilge öyle diyorsa öyledir. İtiraz etmek ne haddime, üstelik de sabah "ben okula gitmeyeceğim " diye cırlarken. Bu durumda bana " Bilgeciğim inan bana Kızılderili ailesi olsaydık, kabilenin ileri gelenleri sana mıymıy Bilge derlerdi" demek kaldı. Uflaya puflaya çıktık evden. Bu arada üzerindeki kazağı rahmetli anneannem yıllar yıllar evvel, yani Bilge doğmadan çok önce, onun için örmüş. Göremem diyerek, torunlarının çocukları için böyle güzellikler yapmış. Şöyle bir baktım bugün, zaman ne kadar çabuk geçiyor. Bu aralar keyfim yerinde sayılır. En azından maddi olarak baya rahatladım. Keyifsizlik yaratan, Bilge' nin hastalığına yorduğumuz keyifsizliği. Koca da, ben de ne yapacağımızı şaşırdık. Akşamları inatla uyumuyor. Artık saate bakmayı bıraktım. Özellikle dün gece hainlik yapıp erkenden uyudum. Günlerdir ateşini kontrol edeceğim diye uykusuzdum. Gece 3 gibi uyandım. Koca yanımda gömülmüş, her zaman ki gibi yastığı yüzünde, kendine işkence ederek uyuyordu. Bilge ' nin odasına gittim. Yatağın ters tarafında, enlemesine mi desem, yanlamasına mı, garip bir şekilde yatıyordu. Üzeri sıkı sıkı örtülmüş. Demek ki koca çok zor uyuttu. Uyandırma korkusuyla da öylece bıraktı, diye düşündüm. Bilge' yi düzelttim. Alnını yokladım. Salona gidip televizyonu açtım. Biraz televizyon seyrettim. Sonra Bilge ' nin yanına yattım. Bayram için Antalya ' ya gideceğiz. Nasıl yaparız diye düşünürken uyuya kalmışım.Sabah da Bilge' yi kreşe bıraktıktan sonra ofise geldik. Koca servise gitti. Ben faturalarımı yatırdım. Dışarıda baba bir soğuk var. Gene kahverengi Ankara. "Olsun ne yapalım Kasım ayındayız "diyip sıkı sıkı giyiniyorum ve giydiriyorum:) Bu günlerde kum boncuktan takı yapmaya ağırlık verdim. O da zaman alıyor. Gerçi bugün niyeti bozdum, kurdela nakışından bir şeyler yapacağım. Bakalım nasıl olacak...

16.11.2009

BİLGE VE GRİP

Perşembe akşam üzeri Bilge' yi kreşten almak için tam hazırlanıyordum, telefon geldi. "Bilge' nin ateşi yükseldi" diye . Hemen atladım taksiye, alıp eve getirdim. Kreşte ilaç verdikleri için eve geldiğimizde biraz düşmüştü. Sabaha kadar bir çıktı, bir indi. Koca çok korktu. Girdi çıktı ateşini ölçtü. Ben artık isyan ettim. " Rahat bırak çocuğumu" diye. Sabah doktoruna götürdüm. Bilge gene elinde, kolunda, bilimum her yerinde ki çizikleri, kızarıklıkları gösterdi. "Neren ağrıyor?" sorusuna "Bacaklarım çok ağrıyor, çok" diye cevap verdi. Doktorumuz endişelenmeye gerek olmadığını, mevsimsel gribin en şiddetli zamanı olduğunu söyledi. Ne kadar korumaya çalısakta, bu zaman da başarılı olamayacağımızı da belirtti. Burnunu açık tutmamızı tavsiye edip, peditus verdi. Özellikle soğuk algınlığındave gribal durumlarda en iyisi bu dedi. Ateş düşürücü özelliği de olduğu için, ekstra ilaç vermemize gerek kalmadı. Üç gün boyunca iştahında bir sorun yoktu. Keyfi de yerindeydi. Pazar günü Çamlıdere' ye gittik. Çamlıdere Kız Meslek Lisesi' ne, daha evvel koca bulaşık makinalerını yapmak için gitmişti. Dün de çamaşırhanelerini hayata geçirmek için gittik. Aslında koca yalnız gidecekti. Ama "yol çok güzel, Bilge' de çok sıkıldı, birlikte gidelim" diyince, düştük yollara. Otobandan gittik. Yol gerçekten çok güzeldi. Sonbaharın tüm renklerini, nerdeyse gözümüzün içine sokuyordu. Bozkırın bu özelliği de yeni fark ettiğim durumlardan. Ağaçların çoğu yaprak döktüğü için, sarının en güzelini, kahverengi ve bordo arası yaprakların ağaçları terk etmeden önceki ahengini görebiliyorsunuz. Okulun kurucu müdürü Nihat Bey' le konuşup, pazar günü için sözleşmiştik. Gittiğimizde eşiyle birlikte karşıladılar bizi. Karşımızda iki genç öğretmen görmek(idareci konumlarını da düşününce ) beni ilk şaşırtan şeydi. Sonra hastaneden bir okul yaratıp, durumları iyi olmayan 53 kız öğrencinin herşeyiyle ilgilenip (toplam 5 öğretmen) üç aydır da evli olan bu çifti dinlediğimizde, gerçekten hayran oldum. İdalist olmak böyle birşey galiba. Koca gereken herşeyi ayarlayıp hafta içi gidecek ve sorunlarını çözecek. Uzak olduğu için, insanlar oraya gitmek istemiyorlarmış. Bizim için böyle birşeyin söz konusu olmadığını, kocanın geçen yıl Siirt' e bile gittiğini anlattık. Takı dersleri vereceklermiş kızlara, ben malzeme lazım olursa yollayabileceğimi, ya da birlikte gidip alabileceğimizi söyledim. Çok sevindiler. Kızlar meraklı gözlerle ve oyuncak bebek edasıyla Bilge ' ye bakıyorlardı. Bilge yanaşmadı tabi, alışık değil kalabalığa. Dönüş yolunda uyuya kaldı. Biz de manzarayı seyrederek, konuşarak döndük. Koca akşam yemeğini hazırladı, biz de film alıp geldik Bilge'yle. Bilge film seyretti, koca uykladı, ben de Bilge' ye kazak başladım. Bu arada yukarıda ki fotoğraf netten. Ben yanıma telaştan makina almayı unutmuştum. Küçük bir yerde yaşama isteğimiz pazar günü tavan yaptı. Bir de Lada Niva alıp, ailece offroada katılma isteğimiz. Bilge öksürüp, hapşuruyor, burnu da tıkalı değil akıp duruyor. İlaç kullandığı ve ilk üç günü evde geçirdiği için, bu gün kreşe gidebileceğini söyledi doktor. O da oflaya puflaya sabah gitti. Çocukların hepsi Bilge gibiydi. Artık bağışıklık sistemi böyle güçlenecek diye kendimi teselliye çalışıyorum...

12.11.2009

BİLGE' NİN YENİ LAMBASI


Fotoğraflardaki aplik, ofiste bir kenarda öylece duruyordu. Bizden önceki kiracılardan kaldığını düşünüyorum. Önce akrilik boyayala boyadım. Sonra Polimer kilden çeşitli şekillerle süsledim. Boncuklar yapıştırdım. Fırınladım ve vernikledikten sonra, çok şık oldu. Bilge' nin odasının renklerine uygun yapmaya çalıştım. Dün tüm işlemleri tamamladım, eve götürdüm. Bilge çok beğendi ve "nasıl yaptın anne? " diyince de bir güzel anlattım. İnşallah koca da bir ara asacak.
Fırına sığabilecek, gözüme kestirdiğim ne varsa evde, böyle şeyler yapıyorum. Dün balık günümüzdü. Koca kendisine hamsi, bana levrek almış. Hamsiyi görünce ben mutfağa girmedim. Zaten balık pişirme işi kendisine ait olduğundan, akşam özendi bözendi pişirdi bunları.Bilge hamsiye "bebek balık", levreğe "anne balık" diye adlar takarak çok güzel yedi. Tabi biz mutluluktan uçtuk. Kocanın işi vardı, o gitti. Ben de Bilge' ye yeni oyunlar bulma çalbalarımdan ilk örneği akşam gerçekleştirdim. Renkli elişi kağıtları, makas ve prit nerdeyse tüm akşamımızı doldurdu. Bilge' nin istediği bir şekli (kelebek, ev, at, kalp yaptık) kağıda çiziyoruz. Sonra onu kesiyoruz. Önce o kesmeye çalıştı, baktı zorlanıyor bana havale etti. Sonra elişi kağıtlarını şeritler halinde kesip ona verdim. O da kareler kesti. Sonra ilk kestiğimiz şeklin içini bu kağıtları yapıştırarak doldurduk. Bu uygulamayı kreşte de yapıyorlar. Bütün akşam kes yapıştır, çok hoşuna gitti. Bu sayede şekilleri de daha kolay öğrenecek. makas kullandıkça el kasları gelişecek. Bu akşam lego yapmayı planlıyorum. Uzun süredir hiç yüzüne bakmadığı legoları var ofiste. Onları götüreceğim eve. Gece hafif ateşi vardı, ben endişelendim biraz. Sürekli girip çıkıp ölçtüğüm için, çocuğu da tam uyutmadım. Aslında şimdi düşününce abarttığımı fark ediyorum. Sabah iyiydi. Ben gene de kreşe ilaç bırakıp sıkı sıkı tembih ettim. Ateşi çıkarsa beni arayacaklar. Saçlarım bana inat bir hızla uzuyor. Aileden gelen beyaz sorunum da 15 günde bir, aynada karşıma çıkıveriyor. O kadar sıkılıyorum ki kuaföre gidip boyatmaktan. Evde de kendim de yapamıyorum, çünkü saçlarım çok fazla. Belki bugün üşenmezsem giderim. Gerçi bugün yapmayı düşündüğüm pek bir şey yok. Biraz filim izleyip, biraz da kitap okurum diye düşünüyorum. Bir de birleştirmeyi düşündüğüm bir kolye var, onu hallederim heralde.Dün yağan (baba yağdı ama) yağmurun ardından, bugün Ankara güneşli. İnsanların çocuklarıyla dışarıda gezebilecekleri (atkı ve bereleriyle birlikte) kadar güzel bir hava var. Geçenlerde ofiste dışarıya bakarken, güzel bir arabanın camından sarkmış bir sürü uçan balon gördüm. Böyle bir görüntüyü televizyon hariç, hayatımda ilk kez gördüğümü fark ettim. Tabi kurdum ardından, acaba kime götürüyor diye. Çocuğuna olabilirdi, ama çocuklar için daha süslü püslü balonlar var. Karısına olabilidi, ama evli olup da bu jesti yapabilecek bir adam, en azından ben tanımıyorum. En iyi ihtimal sevgilisine götürüyordur, kesin sevgiliyedir diye tesbitte bulundum. Bu arada arabayı kullananın neden erkek olduğunu düşündüğümü ise hiç bilmiyorum, görmedim çünkü. Ama bir kadını elinde bir sürü uçan balonla düşünemedim. Çok mu önyargılıyım ne?...
Not: Bilge fotoğrafta da görüldüğü üzere; elinde çantası, ayağında botları, üstünde montu atkısı, beresi, falanı filanı, babasının elinden tutup arabaya doğru giderken," kocaman "gözüktü gözüme:)

11.11.2009

UNUTTUĞUM ŞEYLER...


Bu kolyeyi dün bitirdim. Takınca daha güzel duruyor. Bu sabah kapalı bir hava var, sanırım yağacak. Kocayla eskiden, Bilge doğmadan çok önce bir merakımız vardı. Büyük bir kitapçıya giderdik, ben kitap alırdım, koca da kaset. O zamanlar cdler bu kadar yaygın değildi. Bayılırdı koca kaset almaya, özelliklede sevdiği müzisyenlerin neyi var neyi yoksa alırdı. Geçen sene arabasını alırken bile cd çalarlı yerine, kasetçalarlı olmasını tercih etti. Tabi bu merakı zamana yenik düştü. Evdeki bir dünya kaset bozuldu, hatta kasetçalarda öyle. İçinden kurtarabildiklerini arabasına koydu, özellikle uzun yolda bir nostalji oluyor bize. Herkesin bir şarkısı vardırya bizim de vardı. Metallica' nın " Nothing else matters" şarkısı. Bayılırdık dinlemeye. Kaset koleksiyonumuzda da birçok albümü vardır. Ben cdsini de almıştım. Dün buldum ve uzun uzun dinledim. Bugün de dinlemeye devam ediyorum. Unutmuşum şarkının güzelliğini, enstürmanların sesini. Başka neleri unutmuşumdur diye şöyle bir düşündüm, sonra vazgeçtim düşünmekten. Hayatımızda gerçekten önemli olan şeyler, biz üzerinde durmasakta bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bazen gülümsetiyor bunlar bizi, bazen kederlendiriyor. Bazen de önemini o kadar yitirmiş oluyor ki, hiç bir tepki vermiyorsunuz. Aslında düşününce yaşamda olması gereken de bu. Başka türlü nasıl hayat devam ederki. Ama bu şarkı bizim şarkımız olmasından öte, bence tam anlamıyla müthiş bir yapıt. Ne zaman dinlesem aynı şeyleri hissettiriyor bana. Bilge' de rock dinlemeyi seviyor. Onun müzik zevki ve kültürü için sağlam temeller atmak istiyorum. Sanırım doğru yoldayım da. Tabi ilerde neler olur bilemem. Akşam "Cumhuriyet" filmini izledik. Okulda Atatürk' le ilgili çalışma yapmışlar, keyifle babasına gösterdi. Sabah gene bir "kamyon kepçe " vakasının ucundan döndük. Oyuncağın tekerlekleri kırıktı, galiba ben onu çöpe attım. Her sabah evde ne var, ne yoksa toplayıp "okula götüreceğim" diye tutturuyor. Bir kısmını bıraktırsamda, yinede bir çanta dolusu ve iki eline sığdırdığı her şeyi götürüyor. Tabi akşamda toplayıp getiriyor. Aslında Anıtkabir'e götürmeyi çok istedim, ama çok kalabalık oluyor. Bu yüzden cumartesi günü götürmeyi düşünüyorum. 10 Kasımdan bahsetmeyeceğim, çünkü Atatürk'ün öldüğü gün demek istemiyorum. O hepimizin yüreğinde yerini koruyor ve korumaya devam edecek. Bizden sonra da çocuklarımızın... Bu en büyük mirasımız olacak geleceğe dair, geçmişten getirdiğimiz...

10.11.2009

SABAH HENGAMESİ

Yukarıdaki kolyeyi yeni bitirdim. Çiçeklerin olduğu fotoğrafı dün de koymuşum ama bahsetmeyi atlamışım. Kırmızılar kolye olacak, diğerlerini ise atkı ya da şal tutturmak için broş yapmayı düşünüyorum. Bu sahah "sinir bozucu bir sabah "olarak tarihdeki yerini alsın lütfen. Bilge surat beş karış uyandı. "Ben okula gitmeyeceğim" diye ağladı. Ben etek giydirme bahanesine, geçen seneki çizmelerini çıkartıp ayağına giydirmeyi ekleyince ikna oldu. ( ya da ben öyle düşündüm) Kıyafetlerini giydi. Dün dolabının üzerinde duran, ne hikmetse atmadığım yapma çiçeklerle oynamıştı bütün gece. Onları da okula götürmek istedi, çantasına yerleştirdi. Ardından gene dolabın üzerinde duran katlamalı lupu da aldı(büyüteç) Tabi ne işe yaradığını anlatınca çok hoşuna gitti. Buraya kadar iyiyiz. En son " kamyon kepçemi de götüreceğim" diyince bende ipler koptu. Çantasına sığabilecek kadar oyuncak götürebileceğini anlatmaya çalıştıysam da ikna edemedim. Gittim kapıya ayakkabılarımı giymeye başladım. Koca gelip söylediği oyuncağı aramaya başladı. Buldu ve Bilge hanım "bu çantaya sığmaz, daha küçüğü vardı onu bul" diyince kocada da bir kopma yaşandı. Bana her akşam "terliklerim nerde? " her sabah "telefonum nerde? " işkencesine daldı. Ben " imdat " demeye başladım. Bilge feryat figan "kamyon kepçemi istyoooorrrrummm" diye ağlarken, montunu giydirdim. Bu arada hafif çaplı kustu. "Bak ne yaptın kendine" dediğimde, susmuştu. Koca da telefonunu bulmuştu ve sonunda evden çıktık. Elimi sıkı sıkı tuttu, arabaya binene kadar hiç bırakmadı. Arabada da kucağıma oturdu. Ben saçlarını düzeltip burnunu sildim. Okula götürmek istediklerini akşamdan çantasına koyma sözü verdi. Ağladığı için kustuğunu söyledim. "Bir daha böyle ağlamayım" dedi. Sonra öptü kokladı beni. Babadan özür diledi, onu da öpüp barıştı. Ben kreşin kapısından çıkarken, çok masum bakıyordu. Gene içime oturtmayı başardı. Bu aralar dertler sıkıntılar derken ,çok ilgilenemedik mi acaba diye düşünmeye başladım. Onun ilgisini çekecek yeni birşeyler bulmalıyım. Çocukta haklı evden kreşe, kreşten eve. Grip korkusundan bir yere de çıkartmıyoruz. Akşamları artık karanlık olduğu için parka da uğrayamıyoruz. Çocuk olmak ne zor, çocuk büyütmek daha da zor. Çocuğunuzla ister kaliteli, ister kalitesiz zaman geçirin, önemli olan çocuğunuzun sürekli bir şeyler öğrendiği gerçeğidir. Sizin öğretmeye çalıştıklarınızın yanı sıra bir de siz fark etmeden sizden ya da etraftan öğrendikleri var. Bu öğrenme süreci öyle çabuk, öyle sınırsız, öyle ayrıntılı ki... Bazen söylediği bir söz ya da bir yorum karşısında şok olabiliyorsunuz. Bu yüzden ben bugün
çocuğumun çok çabukve çok şey öğrendiğini fark ettim. Bu aslında korkutucu belki, ama ayak uydurmamız gereken (anne baba olarak) bir gerçek. Bu aralar insan beyni üzerine kitaplar okuyorum. Özellikle bilimsel yayınlar, ağır bir dili yoksa ilgimi çekiyor. Sanki bir yere ulaşmak için haritalar gibi. Yol üzerindeki yerleri, yolları size kesinliği kanıtlanmış ya da kanıtlanmak üzere olan bir dille anlatıyorlar. Yeni başladığım "Kralın yeni usu-Fiziğin gizemi" adlı kitap da benim için bu katagoride. "Bilimin bugüne kadar gerçekleştirdikleri dramatiktir. Doğayı yorumlamadaki olağanüstü gücümüzün neleri elde etmemize yardımcı olduğunu görmek için, etrafımıza bakmamız yeterli..." böyle başlıyor kitap. Bu sabah güneşli bir Ankara sabahı var yine. Yine Bozkır beni şaşırtıyor, gözüm takvimde Kasım ayına baktıkça gülümsüyorum...

9.11.2009

KALABALIK HAFTA SONU


Hafta sonu havanın güzelliğinden faydalanıp Bilge' yi dışarı çıkartırız diye düşünürken, kocanın burda yaşayan akrabaları bize gelmek için aradılar. Pazar sabahı erkenden kalkıp bir sürü şey hazırladım. Gelecek insanların kaç kişi olduklarını, ne severler ne sevmezler bilmediğim için fazlaca ve çeşitli şeyler hazırlamak durumunda kaldım. Öğlen her şey bittiğinde yorgunluktan ölüyordum. Bir de Antalya' da ki akrabalar gibiyse, tamam kötü bir gün olacak diye düşünüyordum. Gelen insanlar beni çok şaşırttılar. Güzel bir gün geçirdik. Hazırladıklarım beğenilerek yenildi. Hoş sohbet derken akşam oldu. Bu işten en çok Bilge keyif aldı. Çocuklarla oynadı. Bayılır zaten kalabalıkta olmaya. Bütün gün hopladı zıpladı, derken öğle uykusunu uyumadı. Akşam 7 de uyuya kaldı. Gece 3 gibi uyandı, beni yanına çağırdı sonra da geri odama yolladı. Benim uykum darma duman oldu. O yüzden bugün pek iyi görünmüyorum. Yukarıda ki turuncu kazak Bilge' ye yeni ördüğüm kazaklardan ikincisi. Bilge bunu çok seviyor. Kurdelasını beraber yaptık. Beresi de yeni ördüğüm ama bir türlü fotoğraflayamadığım atkısı da olan takımı.
Daha önceden görüp aldığım bu cam fanusu da polimer kilden desenlerle süsledim. Boncuk yapıştırdım. Önce mumluk olarak düşünmüştüm ama sonra uygun renkte yapraklar koydum. Güzel bir dekorasyon malzemesi olarak evde yerini aldı. Bu arada yeni ev alan bir arkadaşım görmüştü o da çok beğendi. Bugün ona iki tane yapacağım. Çam sakızı çoban armağanı diyerekten.Ticaretten nefret ettiğimi fark ettim. Bu garip piyasada iş yapmaya çalışmak o kadar sıkıntı verici ki. Issız bir ada da yaşama isteğim depreşiyor...

6.11.2009

BİRAZ ONDAN BİRAZ BUNDAN

Bu hafta çok bir şey yapamadan geçti. İnsanın morali bozuk olunca, üretkenliği de baltalanıyor. Aslında kum boncuktan bir sürü çiçek yaptım ama bir tek yukarıdakini birleştirdim. Kızıma atkı ve bere de ördüm, ama gene fotoğrafını çekmeyi unuttum. Yukarıda görülen saç bandı gibi olan şey dün akşam yapıldı. Gülü ve ponponuyla çok şirin oldu. Atkı da yapacağım. Şimdilik evdekilerden taktık. Saçlarımızı yukarıdan toplayınca kulaklarımız üşümesin diye böyle bir şeye
çok ama çoook ihtiyacımız vardı:) Dünkü yoğunluk bugün de devam ediyor. Koca Şereflikoçhisar yolunda. Telefonlarımızı değiştirdik. Herkes cepten aradığı için program yapamamaktan şikayetçiydi. Ben de böyle bir çözüm buldum. Ama şu yazıya başladığımdan beri en az 10 telefona cevap verdim. Adamın bunaldığı kadar varmış. Nerde kalmıştım, üretkenlikten bahsediyordum. Sabah yatak odasında çoraplarımı giyerken "etejer albümümüz" de ki fotoğraflara takıldı gözüm. Zaman ne çabuk geçiyor. Bilgenin bebeklikten kız çocukluğuna geçişini, yakınlarımızın ve bizim yanımızda dururken, suratlarımıza nasıl bir neşe ifadesi taktığını fark ettim. " İyiki yapmışım " diye aklımdan geçirdim. Sonra dişlerimi fırçalarken aklıma komik bir şey geldi. "Teşhircilik" diyince benim aklıma sağını solunu açıp rahatsız bir şekilde gezen, sonrada çekiştirip duran insanlarla, vücudunu belli bir amaç için kullanan insanlar gelir. Asla tutucu bir insan değilim. Kocam da asla kılığıma kıyafetime karışmaz. Bazen bir kadına mini bir eteğin çok yakıştığını görüp, ne güzel taşıdığını da vurguluyorum. Ama bu daha önce bahsettiğim iki duruma da girmeyen, keyif için giyinen ve bunu baktığınız da anladığınız insanlar için geçerli. Bana ne milletin üstünden başından değil mi? Bence de banane, benim asıl aklıma gelen bu beden teşhirciliği yerine, beyin teşhiri yapsa insanlar düşüncesiydi. Fikirleri olsa gösterecek (abartarak şöyle) Bunu ne kadar daha açar, ne kadar daha çok insana gösterebilirim diye uğraşsalar. Dolaşsalar mesela kitapçı, kitapçı. Okusalar, izleseler, dinleseler, sonra da teşhir etseler.( fantazinin de böylesi) Bunlar geldi sabah sabah akıl diyarıma. Yok ben bu telefonlardan toplayamayacağım bu yazıyı. Bu da böyle olsun napalım :)

5.11.2009

BU NEDİR ACABA?

Bilge'yi kreşe bırakırken gördüm. "Bu da ne böyle" diye düşünürken aklıma ilk gelen köpek kakası oldu. Ama nasıl böyle şekilli yapmış diye de düşünmedim değil :) Öbür gün kocaya gösterdim. O da engin bilgi dağarcığını aralayıp "mantar bu, eskiden burda ağaç varmış, bak kesmişler. Nemli havada çıkar bunlar "dedi. Benim aklıma geleneyse, nerdeyse karnı ağrıyana kadar güldü. Gündelik yaşamda daha önce hiç görmediğim bir şeyi görebileceğimi fark etmek beni oldukça şaşırttı. Tabi bir de doğa ana. Kimbilir neler neler var içinde; görmediğimiz, duymadığımız ve bilmediğimiz. Hergün bir şekilde zarar verdiğimiz doğa, bizlere rağmen ayakta kalmaya çalışıyor. Bizlerse "berekettir "dediğimiz yağmurdan korkar olduk, sele karışıp gelirken üzerimize. İhmalkarlık köprüleri kurarken derelerin üzerine, yitirdiğimiz canların suçunu yağmura, sele attık. "Derenin intikamı " diyen güya devlet büyüklerimize, bu sözleri bu kadar şuursuzca söyleme yolunu da açanlar, gene insanlar. Kapısına biraz erzak, kömür bırakınca herşeyi unutup, yolları açan insanlar. Cahillik ne kötü birşey ama cahilliğin böylesi daha kötü bir şey. Bazen kızıyorum "bu millete hak bunlar" diye. Ama böyle şeyler hak olmaz ki. Çocuğunu sele vermek, canını, evini, işini, aşını... Nasıl hak diyebilirim?...
Bu gün güneşli bir sabaha uyandık. Beklediğim ışık henüz yanmasa da, kocayla akşam uzun uzun konuşup, umudumuzla bir mum ışığı yaktık. İçimiz ısındı. "Allah çözemeyeceğimiz dert vermesin, özelliklede sağlık derdi" dedik. Bugün koşturmacalı birgün. Bir sürü iş var yetişmesi gereken. İş demek, kazanç demek , mum ışığımızı kuvvetlendirmek demek. Ben elimde Ankara haritası kocaya yol çizmeye çalışıyorum. İşlerini nasıl çabuk ve en kısa yoldan haleder diye. Ankrada' ki birçok Liseye montaj yapacak. Keşke ben de onunla gidebilseydim. Bir sürü yer görecek. Bilge'yle sabah bozuk ayrıldık. "Elbise giyeceğim" diye tutturdu. Ben "hayır olmaz hava soğuk" diye tutturdum. Tartışmaya yataktan fırlayan koca son noktayı koydu. Dışarıda ilkokullu kız bebeblerinin üzerlerine büyük gelen formalarını görünce"onlar etek giymiiiiiş" dese de, surat asarak kreşe gitti. Bende bir daha kapıdan çıkarken etrafta formalı çocuk olup olmadığına bakmaya karar verdim :)

4.11.2009

KAZAK 1

Bu kolları kısa gelen kazağımız, ama uzatacağım kollarını. Çok yakıştı çünkü. Diğerlerini de fotoğraflayınca koymayı planlıyorum. Can sıkıcı bir gün. Günün ilk saatlerine böyle diyerek başlamak yanlış ama hissettiğim, tam anlamıyla bu. Bu aralar geçmişten gelen, maddi sıkıntıların nüksettiği sıkıntılar var. Koca canımı sıkmamamı söylese de, sıkılyorum işte. Bir de sağlığımla ilgili son bir haftadır endişelerim vardı. Allahtan gereksiz olduğunu anlamış bulunmaktayım. Bilge' nin burnu hala tıkalı, ilaç vermeye başladık. Ateşi ya da öksürüğü yok. Burun akıntısı zaten yok. Ama burnu tıkalı ve sesi farklı çıkıyor. Onun dışında keyfi yerinde. Ben de böyle zamanlarda, yanan ışığı bekliyorum. Umarım çabuk yanar. Dışarda yağmur yağıyor.Hava baya soğuk. Bugüne dair aklımdan hiç birşey geçmiyor. Farkında olmakla ilgili de... Neyse biraz silkeleneyim...

3.11.2009

BEN YAPTIM...

Çok sevdim ben bunları. Bir türlü karar veremedim . Önce başka renge boyadım, beğenmedim başka bir renge daha. Sonra çatlatma verniği sürdüm, çatlamadı:) Boncuk yapıştırdım, eksik gözüktü... Polimer kilden çiçekler yaptım ve fırınladım.Ardından vernikleyince çok güzel oldular. Saatler alındığından beri, günümü iyi kullanamıyorum.Tam ayarlayamadım daha kendimi, ofisin aydınlatması iyi değil. Koca bana masa lambası alacak. Çok çabuk akşam oluyor, bir de hava kapalıysa bildiğin karanlık. Bilge dün çok keyifliydi. Akşam babası aldı kreşten. Hemen başladı şikayet etmeye "şu saçımı çekti, bu çimdikledi, ama çok eğlendim"diye anlatmaya. Hafiften burnu tıkalı gibi. Koca deli oluyor, "bu kadar özen gösteriyoruz, neden hastalanıyor" diye. Hemen ilaçlara sarılıyor. Ben frenliyorum çocuktur bu böyle gelişecek direnç sistemi diye.Ama o da haklı televizyonlar domuz gribi diye avaz avaz bağırırken endişelenmek dışında, suya sabuna daha çok sarılıp,çocuğumuza vitamin desteği veriyoruz. Kalabalık yerlere gitmiyoruz, zaten kimselerle pek görüşmüyoruz. Geriye bir tek kreş kalıyor. Sahiplerinin olsun, çalışanların olsun özen gösterdiklerini biliyorum. Akşam öyle güzeldi ki. Geçen hafta boyunca boşaltamadığı enerjisinin hepsini, kreşte boşaltmış gibi 9:30 civarı kucağıma yattı. Sonra odasına götürdüm. "Sen de yat Bilge' nin odasında" diye sarıldı, öptü, kokladı derken uyuya kaldı. Ben de uzun uzun seyrettim onu. Sonra dua ettim, şükür dedim yaradana."Kimseleri bu sevgiden mahrum bırakma" dedim. Gece atkısını da bitirdim. Beresinin yaprakları kaldı, onu da bu akşam yaparım. Dün biraz da kum boncuktan çiçekler yaptum. Yap boz gibi . Parça parça yapıp, sonra tamamlıyorum. Daha verimli bir çalışma şekli oluyor.Bu aralar çok okuyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Dün hava birden soğudu. Elimden sıcak bir şeyleri hiç bırakmadım. Tam şiir okuma havasıydı, ben de okudum bol bol. Aziz Nesin' i çok severim. Hiç unutmam öldüğü günü. Üniversitedeydim, oturup hüngür hüngür ağlamıştım. Leman Dergisi' nde bir fotoğrafı vardı, arkası dönük ağaçların arasından giderken. Odamın duvarına asmıştım, o sayfayı. Kesin kitaplarımın arasındadır o resim. Sel felaketinde Vakfın çok zarara uğradığını sitelerinden öğrenmiş ve "keşke çok param olsaydı" diye geçirmiştim içimden. Bu lafı çok da fazla düşünmediğimi fark ettim, yani bir dilek olarak aklımdan geçirdiğim bir şey değil. Azizi Nesin' in çok sevdiğim bir şiirini yazıyorum aşağıya. Okudukça keyif aldığım, hayranlığımın kat kat olduğu bir şiir... Umarım kızım da şiir okumayı sever diye diliyorum...


ARKADAŞIM BADEM AĞACI

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek kara kış
Açarsın çiçeklerini.
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü
Bir güler yüz, bir tatlı söz
Açarım yüreğimi hemen.
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni kara sevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya.
AZİZ NESİN

2.11.2009

ŞEMSİYE ALMA ZAMANI

Bozkıra kış geldi, gelsin de zaten zamanıdır. Çocukların hepsi mi yoksa benim kızım mı bayılıyor şemsiyelere?Aslında kendi şemsiyesi vardı ama, geçen sene kaybettik biryerlerde. Uzun bir haftadan sonra bu sabah güle oynaya kreşe gittik. Tahmin ettiğim gibi hiçbir uzman (resmi görevli) gelip dezenfeksiyon işlemi yapmamış. Kreş sahipleri kendileri yapmışlar. Valilik "bilmem ne kadar suya, şu kadar çamaşır suyu koyup temizleyin" demiş. Ne diyeyim. Birşey demiyorum, bozmayacağım sinirlerimi sabah sabah. Hafta sonu havaların soğumasıyla kendimizi eve kapattık. Açtık kombimizi, yedik içtik ,oturduk. Bilge sık sık camdan bakıp" pazara bari gitseydik" dese de sabah market dışında, çıkarmadım bir yere. Bol bol okudum. Evde izleyecek birşey yoktu. Televizyonda zaten yok. Kocaya takılıp biraz tartışma programı seyrettim, sonra sıkıldım. Bilge' de sıkıldıkça bize sardı. Oyuncaklarla oynamak, resim yapmak, kitap okumak işe yaramadı. Sonra kocayla radyo açıp dans ettiler, koca pes edene kadar. Hatta "ne kadar uzun bir şarkı, hiç bitmeyecek galiba" diye koca isyan ediyordu. Bu arda Bilge' nin kreşte olmasına ne kadar alıştığımı fark ettim:) Bunun rahatlıkla falan alakası yok, tamamen artık birbirimize eskisi gibi yapışık bir hayat sürdürmememizle ilgili. Kızım büyüyor... Bizden sıkılyor ve "arkadaşalrımı özledim "diyor. Bugün ay sonu işlerim var ofiste. Onlarla uğraşmayı planlıyorum...