30.06.2014

Hafta Sonu

Pek keyifli bir hafta sonu geçirdik. Cumartesi Kale civarındaydık. İlk kez geziyormuş gibi Rahmi Koç Müzesi' ni keyifle gezdik. Misafirlerimiz de vardı. Pirinç Han' a da uğradık, özlemişiz oraları:))Gezmelere doyamayan, ev yolunda "biraz daha gezelim" diyen Bilge, yemek sonrası hemen uyuya kaldı.

 Pazar günü kahvaltı sonrası sinemaya gittik. Filmimiz "Malefiz" di. Sinema salonunun buz gibi olmasını ve yanımda oturan aşırı sevgili çiftin hararetle bir kova mısırı tüketmelerini saymazsak keyifliydi. Film çok güzeldi, ben severim Angelina' yı zaten. Ailecek sevdik filmi.
Pazar günü "Deliduman" ı bitirdim. İnsana kahkaha attırırken, bir anda hüzne boğan acayip bir kitaptı. Mutlaka ve ısrarla okuyun diyorum. Okumazsanız çok şey kaybedersiniz. Bu sabah da Juli Zeh ' in "Serbest Düşüş" kitabına başladım. İlginç bir okuma olacak, ilk sayfalardan belli.
Sabah Bilge'yle spor salonuna gittik. Bilge tekme atmaya başladı, ben de mekik çekerken daha az yıldız görmeye başladım. (bir ara Van Gogh' un Yıldızlı Gece' sini bire bir gördüm:))
Havaların ısınmasıyla alerjik bünyem biraz daha toparlandı. Daha az hapşurup, daha az tıkanıyorum. Bu seferde deniz özlemi, iyot özlemi çekiyorum araya bayramdan önce ufak bir kaçamak sıkıştırabilir miyim diye düşünüyorum, bakacağız artık. Keyifli bir hafta dileklerimi sunarak, sayfadan ayrılıyorum, iyi bakın kendinize...

27.06.2014

Öyle İşte

Pek çok okur gibi kapağa bayıldım. Çıkar çıkmaz da koşa koşa gittim aldım "Deliduman" ı. Daha önce bahsetmişimdir Koca kitap okumaz. Sebebine ise "sıkılıyorum" der. Yalnız bir merakı vardır ben ne zaman yeni bir kitaba başlasam bir iki sayfa mutlaka sesli okutur bana. Deliduman' da böyle oldu, bir kaç sayfayı geçtikten sonra bizimki "Moonwalk" yapmaya başladı, Bilge durur mu o da eşlik etti. Baktılar olmuyor, hemen videolar açılıp kahkahalar eşliğinde devam edildi. Sonunda "bu bizim harcımız değil" kararına varıldı. Derken bu sabah bir kaç sayfa daha oku dedi, sonra kahvaltıda "nerede benin bijon ay pardon  dijon hardallı ekmeğim "dedi. ""ayyy okumuyorum artık sana kitap, otur kendin oku "dedim:))
Hayır bir de taktı göbeğine  sürekli" ben bu göbekle sahilde dolanamam " diyerek kendini açlığa mahkum etti. Sinir bozucu bir durum, benim göbüş onunkinin iki misli, sahil ne zaman aklıma gelse kovalıyorum. Keşke on iki ay önce spora başlasaydım diyorum. Olmadı şişko Ruslarla dolu bir yerlere giderim arada kaynarım diye düşünüyordum.(yapmışlığım var, çok keyifliydi) Akşam yemeklerini sallıyor ve sabah tartının başına geçip sevinç çığlıkları atıyor. Yanlış yapıyorsun demek faydasız. Akşama mükellef sofra planları kuruyorum, dayanamayacak yiyecek, hahaha...(yaşasın kötülük)


Dün kuzen ziyaretine gittik. Akşama kadar oradaydık. Güzel vakit geçirdik. Dönüşte Bilge sokak müzisyenleriyle bu pozu verdi. Sabah spora gittik, şimdi ofise geldim, birazdan saçımı boyatmaya gideceğim. Ay çok yoruldum, umarım orada uyuyup kalmam. Akşama "Deliduman" ı bitiremezsem çatlarım. Yarın gezme planları var, Kale felan yapacağız. Pazar günü hiç bilmiyorum ne yaparız. Öyle yani:))) Keyifli bir hafta sonu diliyorum...

24.06.2014

Günler geçerken

 Biraz killerimle oynadım, daha bir sürü var, kordonlanacak. Malzemelerim eksilmiş, onları tamamlayacağım, iyi geldi.Bilge "boydan çekmedin mi beni" demişti, "çekmez miyim" diyerek kolaja ekledim:))
 Jhon Berger' in "G." romanını bitirdim. İtiraf edeyim biraz zorladı. Güzel bir kitaptı ama nedense okuması kolay olmadı.
Dün sabahtan Bilge'yle spor salonuna gittik. O teakwando dersine aşağıya indi. Ben de yukarıda bir saate yakın spor yaptım. Hocam "bugün ilk gün çok zorlamayalım seni "dedi. Önce eliptik bisikleti 20 dakikaya ayarlayıp, kafamın hizasındaki ekrana da yemek programı açtı:)) Başta zorlandım ama sonra alıştım. Ardından koşu bandı, esneme hareketleri ve en son kelebek oldum on dakika. Boynumun üzerinde sopayla sağa sola döndüm. Çok yoruldum, çok ter attım ve günlerdir tıkalı olan burnum açıldı. Çıkışta Bilge'nin uzun süredir beklediği "Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2" filmine gittik, çok güzeldi. 3D kalitesi çok güzeldi ama gözlükler gene burnumuzun canını okudu, çıkışta yine şikayetimizi dile getirdik.

23.06.2014

Hafta sonu

 Hafta sonu keyifli ve yine yorucuydu. Cumartesi sürüne sürüne Bilge'yle son keman dersine gittik. Eylüle kadar gitmeyeceğiz. Sonrasında eve gelip uzun uzun uyuduk.Okuma grubuma katılamadım...
 Pazar sabah erkenden düştük yollara. Koca' nın görüp beğendiği  güzel bir mekanda kahvaltı yaptıktan sonra, üst baş alışverişine çıktık. Aman ne yorucu, ne sinir bozucu bir faaliyet bu. Akşam üzeri eve gelip yemek yedikten sonra, süslenip püslenip düğüne gittik Düğün açık havadaydı ve çok soğuktu. 8 punto topuklarla hiç kalkmadan oturarak,  bu sırada hapşurarak ve telefondan nette dolaşarak düğünü bitirdim:))
Hafta sonu seramiklerimi boyamaya devam ettim. Yanlış vernik uyguladığım için bozduğum denememi toparlamaya çalıştım, toparlandı mı derseniz, maalesef diyeceğim olur böyle şeyler ne yapalım.

 Hafta sonu böyleydi, haftamız güzel olsun...

20.06.2014

Hafta biterken...

 Bu haftayı da bitirdik sayıyorum, çok hapşuruyorum yine. Birazdan eve gidip dinleneceğim. Çarşamba gecesi
Cermodern' de "Açık Hava Film Günleri" etkinliği kapsamında "Cennetten Kovulmak" filmini izledik. Son anda Bilge'yi de götürmem gerekti. Abur cubur atıştırıp tablette oyun oynadı yanımızda.
 Film nasıldı derseniz "iç burukucu" ydu derim, yinede izlenmeli.


 Balkondaki misafirlerimizle ilgili gelişmeler var. Saksıda üç yumurta görmüştüm, Bilge iki gördüğünü söylüyor, diğerlerine ne oldu bilemiyorum ama bu çirkin şey yumurtadan çıktı. Güzelleşip bizi terk edeceği
günü sabırsızlıkla bekliyoruz.
 Bir ara bezelye ayıklarken saksıya sokuşturduğum bezelyeler büyüdü de çiçek açtı. Bir de bezelyesi olursa, uçarım havalara...
Dün çok güzel bir gündü. Antalya' dan Leylak Dalımız gelmişti onunla ve Şuşu' nun Öyküsü'yle buluştuk, özlemişiz birbirimizi. Jhon Berger' in G. romanına başladım, iyi gidiyor. Öncesinde başladığım "Baykuşun Günü" nü ise bitiremedim. İncecik olmasına rağmen kim kimdir, necidir kurgusu bile netleşemediği için kafamda dayanamadım, bıraktım. Bilge' nin taekwando dersi saatine denk gelecek şekilde kendime aletli jimnastik seansı ayarladım. Bilge aşağıda ben yukarıda olacağım. Dün eve döndükten on dakika sonra kıyamet koptu, rüzgar yağmur birbirine girdi. Balkondaki tel çamaşırlığı içeri alana kadar kırdı attı, çamaşırları tekrar yıkamak zorunda kaldım. Bu ne deli bozuk bir hava. Şikayet etmeyeceğim dedikçe tepeme çıktı. Şikayet ediyorum artık. Hafta sonu çalışanlarımızdan biri evleniyor, düğüne gideceğiz. Bilge'nin ertelenen keman dersi var, benim okuma grubum var yazarken yoruldum. Kendinize iyi bakın...Keyifli bir hafta sonu diliyorum...

18.06.2014

Taekwon-Do falan filan

İlk gün çalışmayı izlerken dedim ki kendi kendime "ders bitince ya devam eder ya da sonsuza kadar bırakır"
Bunu söylemek için çok ciddi sebeplerim vardı. Birincisi benim kızım narindir. Ufacık yarası olsa yana döne yara bandı arar.Ayaklı yağmur bulutu gibidir, yüksek sele bir şey söyle gözyaşları fırlayı verir  pınarlarından. Miyazaki' nin kahramanlarını aratmaz ağlama konusunda.
Yüksek sesten nefret eder, bazen Avm' lerde kulaklarını tıkar. Daha bir sürü durum var.
İlk dersten sucuk olmuş bir vaziyette çıkıp "harikaydı" dedi. Ben şaşkın:))
Öğretmen bar bar bağırıp elindeki acayip ses çıkaran bişiyle popolarına vurup duruyor, "acıtmıyor ki", diyor, benim surat ifademi görünce. (kendi üstümde denedim sahiden acıtmıyor)
Bunun dışında kıyafet çuval gibi, adı "Dabok" üstelik çok pahalı ve kol bacak boylarında kıvırma yaptım. "Boyu çok çabuk uzayacakmış "öyle diyorlar. Başladığından beri güzel yemek yiyor. Çocuklar çok tatlılar. Kuşaklara göre ayrılıyorlar. Beyaz kuşak ilk seviye, son seviye siyah kuşak. Kuşak sahibi olanlar bir üst kuşağa hep "hocam" diyor. Karne günü hepsi birbirlerine karnelerinin yanında başarı belgelerini gösterip hava attılar. Doğum günü kutlaması vardı. Pastayı dağıtırken siyah kuşaklar "öncelik diğerlerinin " diyerek en son aldılar. Güzel bir hiyerarşi var. Ders bayrak selamıyla başlıyor. Sonra anlayamadığım bir dolu bir kaç sesli heceden oluşan komutlar havada uçuşuyor. Bilge ilk dersten sonra "sanırım Çince öğrenmem gerekiyor dedi,çok güldüm. En güzeli ise bir çocuğun yorularak uyuya kalması ve mışıl mışıl uyumasını izlemek. Bizde durumlar böyle der kaçarız. 11' de dersimiz var:))

16.06.2014

Hafta Sonu

Bir kaç gündür yine ağzım gözüm tıkalı. Yolda yürürken o kadar çok hapşuruyorum ki tanımadığım insanlar bile "çok yaşa" diyorlar:(( Geçen haftadan plan yapmıştık pazar günü için. Kiraz toplamaya Ayaş' a gidelim diye. Dere kenarında piknik de eklendi bu programa. Sabah sürünerek kalktık, kahvaltıda orada yapılacak. Bizimkiler gözümün içine bakıyorlar. Mızıkçılık yapmayım diyerek kendimi feda ettim. Arkadaşların orada evi var. Onlarda kahvaltı yaparken halime acıdılar, kiraz toplama işi iptal edildi zaten havada yağdı, mangalda evin bahçesinde yapıldı. Dönüşte evin bahçesindeki arıları fotoğraflamak düştü bana, kiraza niyet gitmiştim ama:((
Haftamız güzel olsun...

11.06.2014

Başıma gelenler:))

Bu aralar işler çok yoğun, bunu kime söylesem "olsun yeter ki iş olsun" diyor tamam itirazım yok ama çok yoğun ya:((
İki haftadır Koca sürekli şehir dışına çıkıyor. Bitmiş bir vaziyette geliyor. Geçen hafta yağmurlu bir öğleden sonra çamaşır makinesini çalıştırdım, mutfağa geçtim, o ara "tık "diye bir ses duydum. Baktım sigorta inmiş, balkondan tabure alıp, güzelce çıktım üstüne, kaldırdım sigortayı, hiç ses yok. Bu arada Bilge içeriden bağırıyor "tuvaletin ışığı yanmıyor" diye. Baktım salonda, mutfakta ve koridorda var. Çok hakkaniyetli bir şekilde evin yarısında elektrik var, yarısında yok. Hemen Koca'yı ardım, uçağa binmeden yakalama telaşı içinde. Yakalamasına yakaladım ama "çocukları ara gelip baksınlar " dedi. Bu arada ortak kanı "fazın birisi eksik geliyordur" şeklinde. Ofiste bulduğum en yeni bebe takım çantası olmadığı için elinde uzatma kablosuyla geldi. Hay bin kunduz. Neyse Uzatma sadece buzdolabının takılı olduğu prize kadar uzanabildi. Buzdolabının fişini çekip, çamaşır makinesini kısa programa aldım. Kazasız belasız çamaşırları yıkamayı başardım.Sabah şeytan dürttü 186' yı aradım. Hayatımın hangi döneminde arasam hep meşgul çalan telefon pıt diye düştü. Üstelik kibar bir hanım çıkıp beni dinledi, arıza kaydı oluşturdu ve burası çok önemli "faz eksikliği olabilir" dedi. Neyse ben pijamalarla dolanırken zil ard arda alacaklı gibi  çaldı. Kapıyı açınca buyurgan bir ses "elektrik arıza, aşağıya gelin" üstüme başıma bakıp biraz toparlanıp aşağıya indim. İki adam kızgın kızgın bana bakıyorlardı. "Siz mi aradınız arızayı" sorusu üzerine, bir an kafamda inkar edip çamura yatma isteği belirse de  "evet" dedim. Sol tarafı işaret ederek "hanımefendi bu elektrik panosu, bu da sizin saatiniz, bunlarda sigortalarınız. Bakın bunlardan biri atmış. Bunu kaldırmanız gerekiyor....tabi bizi aramadan önce"  Hay anasını, "iyi de telefona çıkan arkadaş keşke kontrol edin deseydi" diyorum çekinerek. "Onlar bilmez" diyor suratını iyice sallandırarak, "ben de bilmiyordum, o zaman ödeştik" diyorum arsız arsız... Emin olmak için beni eve kontrole yolluyorlar. Yukarıdan bağırıyorum tamam diye, özellikle teşekkür etmiyorum suratsız adamlara. Neyse önce Koca' ya, sonra bizim çocuklara bir güzel kayıyorum. Bu kadar "terzi kendi söküğünü dikemez" olayı yaşatılırdı bana diye düşünürken yanıldığımı gördüm. Aradan iki gün geçti ben gene çamaşır makinesini çalıştırdım, gene o ses "tık" ben hemen aşağıya inip hain sigortayı kaldırdım. Her şey çalışıyor, çamaşır makinesi hariç. Gene bir hay anasını.... Koca gene şehir dışında, öbür gün akşamın bir vakti, yanında takım çantası ve en alakasız çalışanla geldi. Söktüler, soru işaretleri uçuşturdular, güldüler ve bir kaç parçayı yerine geri takamayıp " motoru bitmiş" dediler. Koca "yarın bizimkiler gelip bakarlar" dedi. Öbür gün çocukların iş programına bizim evi büyük harflerle ekledim. İşleri o kadar uzun sürdü ki, bize yetişemediler:(( Çamaşırlardan kocaman bir dağ banyoya yerleşmişti ama benim en büyük korkum ya "makineyi değiştirmek zorunda kalırsam" dı. O benim on beş yıllık makinem, gözümün nuru, bir tanem. Hem o yeni makineler çok havalı, ukala dümbelekleri, ışıklı mışıklı. İstemem ben onlardan. Tarifsiz kederlerdeyim çamaşır dağına bakarken. Sabah Koca, sıfatı "çamaşır makinesi tamircisi" olan birini getirdi. Ben elim böğrümde olacakları beklerken yaklaşık iki dakika sonra makine çalışmaya başladı. Allahım havalara uçtum, nasıl bir sevinç içerisindeyim anlatamam. Diyeceğim o ki "Allah kimseyi çamaşır makinesiyle sınamasın" çok zor bir şey. Dağın son katmanını da bu sabah yıkayıp astım. Çok mutluyum, insan çamaşır yıkayıp çok mutlu olabiliyormuş:))
Not. ne kadar uzun yazmışım sonuna kadar okuyabilen arkadaşlarımı ayrıca takdir edip, kutluyorum:))

9.06.2014

Hafta Sonu

Hafta sonu bol yağmurlu geçti ama bugün güneşli bir güne uyandık. Bilge'nin bale kursu bitti, iki hafta sonra da keman dersinin eksiklerini tamamlayıp bitireceğiz. Pazar günü de İngilizce kursuyla vedalaşıp derin bir nefes aldık. Cumartesi bütün gün evde tembellik yaptık. Pazar günüde kurstan sonra bütün gün evdeydik. Akşam üzeri Bilge "çok sıkıldııııııım "diye suratını sallandırınca yürüyüşe çıktık. Yağmur sonrası her yer ıslak ve tekrar yağabilir endişesindeydi. Semt pazarına uğradık. Koca ve Bilge pazarı dolaşmamakta ısrar edince ben acelece pazarı turladım. Elim kolum dolu dışarı çıktım. Bizimkiler o kadar kısa zamanda aldıklarıma bakıp uzunca "yuuuhhh" dediler. Sanki hepsini ben yiyeceğim. Büyük Budapeşte Oteli ' ni izledim. Çok hoş bir filmdi. Ercan Kesal' in "Evvel Zaman" kitabını bitirdim. Peri Gazozu' yla çok sevmiştim Ercan Kesal' i. Bu kitapta ayrı güzeldi. Bir Zamanlar Anadolu ' da filminin senaristlerinden olan Ercan Kesal bu filmin bir nevi "günce" sini tutuyor  kitapta. İtiraf edeyim bu kadar zor bir iş olduğunu düşünmemiştim.
Okunacak kitaplarım ufaktan kule olma yoluna girmişken, ben uzun süredir bir köşede bana bakan Yakup Kadri ' nin  "Kiralık Konak" kitabına başladım.
Bu arada biz tatili erken başlattık. Bilge bu hafta okula gitmeyecek. Cuma günü gidip karnesini alacak. Okulda ders falan işlendiği yok, çocuklar kuduruk vaziyete dolanıyorlar. Bilge' de gitmek istemedi. Bugün tekvando dersleri için bir hocayla görüşmeye gideceğiz. Bilge çok istiyor. Ben " dinlen biraz " dedim ama "tekvando öğrenmek benim için çok gerekli" diyerek beni ikna etti. Gidelim bakalım, o da eksik kalmasın:))

6.06.2014

Günaydın

Günaydın diyerek başlayayım ama kapkara bir gökyüzü ve yağmur var bu sabah Ankara' da. Gerçi günlerdir böyle. Sabahın köründe şehir dışına giden Koca sayesinde şemsiyelerimizle pek de romantik olmayan bir şekilde okula kadar yürüme eyleminden, ıslak paçalarla dönmüş bulunmaktayım. Bilge kalın çorap, etek ve bot giydiği için benden daha akıllı olacağını gösterdi.
Dün büyük gündü. İngilizce kursunun yıl sonu programı vardı. Dört sınıf ayrı ayrı tiyatro oyunları sahnelediler. Kalbim güp güp attı:))Çok güzeldi. Çocuklar çok eğlendi, onların neşeleri bizlere de yansıdı. Günlerdir "ya sözlerimi unutursam" korkusunu, kazasız atlatmış olmanın sevinci ayrıca başkaydı. Gösteri bir Avm' nin salonundaydı. Çocukları prova için erken çağırdılar. Üçte gidip, akşam sekide çıktık. Otoparkta arabamızı bulamadık. Yaklaşık kırk beş dakika, korku filmi setini andıran otoparkta  araba aramakla geçti. Bulunca havalara uçtuk. Akşam Ercan Kesal' in "Evvel Zaman" kitabına başladım.Ercan Kesal okumak eski bir dostu dinlemek gibi.
Yağmur iyice hızlandı, yollardan yokuş aşağı sular yoğun bir şekilde akıyor. Bilge' yi okula götürmese miydim diye düşünmeye başladım:((

4.06.2014

Günler geçerken...

Dün Bilge'yle aylık dergi ve kırtasiye alışverişimizi yaptıktan sonra, ofiste saçma sapan oyalanıp eve geçtik.
Bilge duşa girdi, ben pilav yapmaya mutfağa geçtim. O arada aklıma geldi, aylardır evdeki üç saçma balkondan en gereksizindeki saksıları atmasını söylediğim Koca' nın her seferinde "tamam" diyerek atmadığı saksıları atayım dedim. Balkona çıkmamla, içeri kaçmam bir oldu. Fotoğrafta masumane anne pozu veren hanımefendinin içinden bir canavar çıktı. O arada saksıdaki üç yumurtayı gördüm. Ta taaaa:(( mecbur yumurtadan çıkmalarını bekleyeceğiz.
Bilge banyodan çıkıp, saçlarını kurutmayı reddedip, mutfak masasına konuçlandı. Gözlüklerini takıp dergisini eline aldı. Bu dergiyi yeni keşfetti. Türkiye Zeka Vakfı' nın Oyun Çocuk dergisi. İçinde bir dolu zeka oyunu var. Sudokuyla başlıyor. Oldum bittim sudokuyu sevmem. İlk kareyi sevinçle çözüp gaza gelirim Oyun ilerledikçe  yanlışlarım çıkar, ben zaten çok kafa yormadığım bahanesiyle kaldırıp bir kenara koyarım:))
Dün Bilge'nin sevinç çığlıklarıyla sudoku çözmesini hayretle izledikten sonra kitabıma gömüldüm. İsabel Allende gene o muhteşem masalsı anlatımıyla Maya' nın dünyasına götürdü beni. Bugün bitirmeyi hedefliyorum. Aslında bugün Sinop' a gidecektik. Koca ' nın işi var orada , uzun zamandır yollara düşmedik, bizde takılalım peşine diye plan yapmıştım. Ama son anda bugünün çarşamba olduğu aklıma geldi. Cumartesi gitmediğimiz keman dersini, bugün de sallama şansımızın olmadığına karar verdim. Koca'yı yolcu edip, ofise geldim. Hâlâ bitiremediğim işlerimi tamamlayayım bari. Hava gene çok kötü, buz gibi. Mevsimsiz tuhaf günler yaşıyoruz. Allah hayırlısını versin diyerek kaçıyorum...

2.06.2014

Hafta Sonu

Hafta sonu çok güzel dinlendim. Bünyem baya toparlandı, bugün çok daha iyiyim. Cumartesi dersleri iptal edip, kendimizi eve kapattık. Uzun süredir cumartesi evde olmamışım, gün nasıl bereketli geçti.Hafta içi başladığım, Hakan Bıçakçı' nın "Doğa Tarihi" ni ve Oktay Rifat' ın "Bir Kadının Penceresinden" kitaplarını bitirdim. İkisi de çok güzeldi. Dün akşam da İsabel Allende' nin "Maya' nın Günlüğü" ne başladım, bu kadın muhteşem yazıyor, bu sene bitmeden okumadığım diğer kitaplarını okuma kararı aldım. Mr.Pip ' i izledim. Çok fenaydı, ama güzeldi.
Pazar günü kursa gittik. Bilge ingilizce dersine gitti, ben de tabağımı boyamaya devam ettim.
Günlerdir akşam üzeri yağmurlu buralar. Hiç yaz gibi değil. Daha çok nisan ayını yaşıyoruz. Doluyla birlikte patır patır yağmur yağıyor, ardından zınk diye kesiliyor, hop diye gökkuşağı çıkıyor( ne güzel anlattım değil mi:)) şikayet etmiyorum vardır doğanın bir bildiği ama çimlenmesek bari:))
Bugün yoğun başladı. Sabah okul yolunda Bilge "tatilde okulu özleyeceğini" itiraf etti:)) Çok şaşırdım, çünkü sürekli okulu sevmediğinden bahsediyordu.
İşlere gömülmeliyim malum ay sonu/ başı. İşleri bir an önce halledip, not defterimdeki "yapılacak işler" kısmına bir dolu tık atmalıyım, ben kaçıyorum, iyi bir haftamız olsun...