30.11.2010

MASAMIN ÜSTÜ

Bu görüntü bir kısmı, diğer tarafını fotoğraflamaya cesaret edemedim. Bu elişlerimi yaptığım yer, ofis işlerimi yaptığım masama bunları taşımamaya çalışıyorum. Orası da çok farklı değil gerçi. Yani ortalık darma duman ama ne yapayım "hastayım" değilmi? Değil... biliyorum ben hep dağınık bir insan oldum, kabul etmeliyim. Bir de çocuk bu ortama eklenince dağınıklığım gözüme batar oldu. Yılın bu zamanları bu daha çok gözüme batıyor sanki. Listeler yapmam gerektiğini hatırlatıyor bana. Uzunca, aklıma gelen, takılan, herşeyi listelemek, bir sene sonra artık geçerliliğini kaybetmiş ama o zaman kafama takılan bir şeyin üzerini listemede çizerken mutlu olmak. Polyanna' lık konusunda tavan yapıyorum bazen farkındayım ama olsun kime zararım var ki?
Konuyu değiştiriyorum Bilge bugünlerde çok komik, kimi görse annemin adı şu, babamın adı bu diyor.Ardından ekliyor babam annemin kocası, annem de babamın karısı diyor."Ben babanın zevcesiyim diyince, kızıyor yok zeytini filan değilsin karısısın sen onun" diyor:))) Koca nerelisin sorusunu ve "Ordu'luyum" cevabını öğretmeye çalışırken ben gizliden "dünyalıyım " cevabını işliyorum inceden inceden:))
Bu arada daha iyiyim, hala takırdıyorum ama her yanım ağrımıyor artık. Arada sebepsiz bir hüzün dalgası geliyor, ben kovalıyorum, yine geliyor....yine kovalıyorum...

29.11.2010

GÜNEŞLİ BİR HAFTA SONU

Perşembe günü kuru kuru öksürüyorum demiştim ya, o kuru öksürük nerdeyse boğmaca kıvamında tavan yaparak beni devirdi. Cuma günü işe gelmedik. Bilge' yi kursa da götüremedim. Cumartesi de yattım çoğunlukla ama pazar günü Bilge isyan etti. Dışarısı çok güzel anne diyince dayanamadım kalktım yataktan. Babamızda iş için şehir dışındaydı, düştük yollara. Daimi güzergahımız Kuğlu Park' a geldik.
Gerçekten de nasıl güzel bir hava vardı anlatamam, ama çok fenayım, sık sık gözümün önünde uçuşan yıldızlar görüyorum, bulduğum her boş yere oturuyorum.

Yemci bulamayınca simitle doyurdu kuşları, parmaklıkları bile aşarak:)) O kadar kalabalıktı ki park, etrafımız burnu akan çocuklarla doluydu. Üç gün kendimden Bilge' yi nasıl korurum diye düşünürken, çocuklardan bulaşmasa bari diye düşünmeye başladım. (grip psikopatlığı tetikliyor olabilir mi)


Kuşlar Kuğulu Park' ta yerde gökte heryerdelerdi. Allah' tan çok uzun kalmadık, yakındaki kitapçıdan bana iki kitap alıp eve geldik. Yemek yapıp, Bilge' yi doyurup yattım. Dün pes edip antibiyotik kullanmaya başladım. Kendi kendime kızıyorum, güya hastayım diye üç gün yatacaktım, toparlanıp bugün sapasağlam olacaktım. Ama bu söylediğimi ancak evlenmeden önce annemin evinde yapabileceğim gerçeğini fark ettim, yanında da mis gibi tarhana çorbasıyla.
Nerde yatıyorsun, hava hazır güneşli hadi nevresimleri değiştir, at makinaya (ay ne yorucu bir işmiş tüm yıldızlar gözümün önünde uçuştu.) kurut, katla, yerleştir. Bilge' ye kek yap, altını yak, bunu Bilge' ye anlat. Ama Allah var sevgili kızım, normalde yapmayacağı şekilde beni rahat bıraktı. Neyse çok mızmızlandım, bugün daha iyiyim. Dün aldığım Alaycı kuş kitabının ilk yirmi sayfasını okuyup, hiç bir şey anlamadığımı düşününce, kitabın bir devam kitabı olduğunu fark ettim. Önce ilk ikisini alıp okumaya karar verdim.Bu arada Kanatsız Kuşlar kitabını yeni bitirdim, hiç bitmeyecek sandım. Bir daha kitap kapağına bakıp kitap almamaya karar verdim.
Şimdi ıhlamurum demlenmiştir onu içeyim, Bilge'yle boyama kitabını boyayacağız. Bu arada telefonda sesimi duyup "aaa hastamısın niye bakmadın kendine " diyen tüm tanıdıklarıma şaşkınlıkla bu !!!!!!!! ünlemlerimi gönderiyorum, sevgilerimle...



25.11.2010

KIZIMI NASIL KANDIRDIM?

Bilge' ye anne sütünü bıraktığımızdan beri yemek yedirmek hep mesele oldu. Ona yemek yedirebilmek için neler denemedim ki... Babamıza gelince hep "acıkınca yer" diye rahat davrandı.Doktora her sorduğumda rahat olmamı, gelişiminin normal olduğu laflarını dinledim.
Keyifle yediği kahvaltılık gevreği ve bardak bardak içtiği çoğu zaman bizim frenlediğimiz sütü var. Bir ihtimal de bana çaktırmadan yemek yeme olasılığı.
Dün portakal yedirmeye çalışıyordum, güneş yaptım olmadı, dondurma gibi yalayım dedi, o da olmadı derken ayağındaki çorabın baş parmağının hafiften yırtıldığını fark etti. "hiii ne olmuş buraya" dedi. Ben de" portakal yedin ya, ayakların büyümüş çorabına sığmamış "dedim. Çok sevindi, o gazla bir portakalı bitirdi, gözleri sürekli parmaklarında. Ben gülmemek için kendimi zor tutarken, hanımefendi patlattı bombayı "anne diğer ayağım niye büyümüyor ki"tabi ben kıvır Allah kıvır, sanırım onu kandırmaya çalıştığımı anladı:))
Ben küçükken büyükbabamlarda kalmayı çok severdim, annem de yatıya kalmama çok bozulurdu. Yine bir büyükbaba dönüşü eve geldiğimde, çorabımın parmak kısmından yırtıldığını fark ettim. Uyanık annem büyükbabalarda farelerin çorabımı yediğini söyledi. Tabi bir süre orda kalmamamı merak eden büyükbabaya sebebini yumurtlayınca herşey ortaya çıkmıştı. Annem ne yapmıştı hatırlamıyorum ama çok bozulduğu kesin, hep anlatır bu hikayeyi.
Dışarda yağmurlu bir hava var, dün de öyleydi. Ben de havaya alışma çabası, Bilge "çok sıkıcı, çok sıkıcı" diye fon müziği yapıyor günüme. Kafamda bir sürü fikir var yapayım diye düşündüğüm, yapmam gereken bir sürü iş var, gel gör ki bende vurup kafayı yatmak dışında hiç bir istek yok. Bir de kuru öksürük takıldı, boğazımda hafif bir ağrıyla.Allah'tan Bilge var, günümü şenlendiriyor o kadar grinin arasında renkli bir çiçek buketi gibi. Bazen kaktüs olabiliyor ama olsun.

23.11.2010

ZEYTİN

Antalya' da o koşturmanın arasına sıkıştırdığım küçük bir ayrıntı bu zeytinler. Sabahın köründe annemle kalkıp bahçeden topladığımız. Bir süre sonra Bilge' de yardım etti bize. Yıllar yıllar evvel babamın diktiği ağaçtan, kızımın da elleri değerek toplandı. Bugün çizip, yapacağım bakalım. Daha önce bir kez yaptığım başarısız bir girişimim var ama bu sefer çok hazırlıklıyım.
Dün çok soğuktu, yeni geldik diye bana öyle geliyor diye düşünüyordum ama herkes birden soğuduğunu söylüyordu. Bilge' yi kursa götürdüm, antreman başlayana kadar iki kez tuvalete koşturunca" eyvah " dedim, kesin ishal oldu. Hasta olmadan tatili bitirdik diye seviniyordum, "istersen girme "dedim, "iyiyim ben, merak etme" dedi. İki saat boyunca endişeyle seyrettim, Allah' tan devamı gelmedi. Bilge' de herzaman ki gibi neşeyle hopladı, zıpladı. Akşam eve geliş, yemek, derken direk yatağa attık kendimizi. Bu sabah daha bir dinlenmiş uyandım, evi toparladım, ofise geldik. Bilge kapıda etrafın fotoğrafını çekiyor, dönüp arada beni de fotoğraflıyor:))

22.11.2010

YOLLARDA...

Biz geldik, hemde bir haftada yaklaşık 2000 km. yol yaptık. Koca ve ben kaymış durumdayız ama kızımız maşallah hiç etkilenmedi:)) Malum bayramlarda Antalya' dayız. Kardeşim ve eşi bize geldiler, öbür gün hep beraber Antalya' ya yoluna düştük. Ankara' dan hamsi tavayla başlayıp, Konya' da etli ekmekle devam ettik. Gözünü sevdiğimin Antalya'sı sıcacık ve yemyeşildi. Bizim valizler dolusu kışlıklar nerdeyse hiç giyilmedi. İnsan ne çabuk unutuyor herşeyi, oysa yirmi küsur sene yaşamışlığımız var. Neyse bayram ardından, kına gecesi derken düğün için İstanbul' a geldik. Düğünü yapıp, tekrar yollara koyulduk sonunda evimize geldik. Gelin de damatta yakınımız olunca bu yorucu yolculuğa katlandık tabi. Düğünde o kadar mutlulardı ki, iyiki gelmişiz dedik. Ama uzunca bir süre mümkünse arabaya bile binmek istemiyorum. Koşturmacada deniz kenarında oturup, bir yudum bir şey içemedim, Bey Dağları' na uzun uzun bakıp, denizin maviliğini içime çekemedim. Sanki eski bir dostu es geçmişim gibi geldi yolda, içim buruldu. Bilge anneannesini, teyzesini ve daha bir sürü tanıdığı gördüğü için çok mutluydu. Bayram haçlıklarını ve çikolatalarını götürdü keyifle. Herzaman söylediğim gibi bayramlar çocuklara güzel, onlar için keyifli. Birikmiş o kadar çok işim var ki, ben onlara başlayım, Bilge' de yeni fırçalarıyla resim yapıyor, akşama da kursu var. İyiki ben gitmiyorum kursa:))


11.11.2010

BİRAZ ORDAN, BİRAZ BURDAN

Sabah kolyelerin arasından kahverengi bir şey takayım derken buldum, daha önce yapıp koymuştum. Fotoğraflamayı unutmuşum. Ucu polimer kilden, nette örneklerinden görmüştüm ben de deneyim dedim. Ne varsa elimde, metal, taş koyuverdim üzerine. Polimer kilin en güzel özelliği fırınlandıktan sonra size sürpriz yapıp "deriymiş" gibi görünebilmesi. Çok hoşuma gitti bu görüntü, oysa günahını almıştım, ne diye böyle bir kahverengi almışım diye. Kordon ipek yine, fular vari kolyeler (belki başka bir adı vardır) bu sene çok moda malum, ucuna metal zinzirler. Taktım markete gittim, bir abla çok beğendi, sipariş verdi, bayramdan sonra ona da yapacağım:)) (nasıl satış stratejisi ama?)
Bunu da bayram için kendime yapıyorum, aslında daha tamamlamadım. Gülü sabitlemedim daha, üşenmezsem yaprak da yapacağım. Kapaması da eksik. Ama bu hafta hiç kolye koymadım, tembelliğim açığa çıkmasın diye koydum. Herzamanki firkete tekniği, ucunda metal pullar ve kum boncuk var. Üst tarafı zincir batmaca, ipse bildiğiniz naylon ip.

Bugünlerde Ankara' da sık sık karşılaştığımız tablo bu. Bazen rüzgarla yapraklar kafamıza bile yağıyor. Bilge bayılıyor buna, nerde görse yaprakların üstünde hoplayıp zıplıyor, çıkan sesler hışır hışır. Bu aralar günlerin garip bir şekilde hızlı geçtiğini fark ediyorum. Bu kadar hızlı geçen günlerin, istediğim kadar anlamlı ve verimli geçmediği endişesi ise oldukça yoğun. Mevsimdendir diyorum, bir süre sonra uyum sağlarım sanırım.


10.11.2010

HÜZÜN VE COŞKU

Bu sabah deli trafiğe takılıp Anıtkabir' e ulaştık. Öyle kalabalıktı ki ve içinde bulunmayı isteyeceğiniz en güzel kalabalıktı bence.Kimse şikayet etmiyordu, çocuklar bile.
Bu görüntüyle" kızıma bak Ata' sına çiçek mi getirmiş" diyen bir çok el, başını yanağını okşadı Bilge' nin.

Tabi ölüm kavramını bilmiyoruz daha, bir sürü soru döküldü dilinden, bir sürü cevap seçildi tarfımdan...


Anıtkabir herzamanki gibi tertemiz, yemyeşil, hercailerle ve kasımpatılarla doluydu.


Çocuklar ve gençler marşlar okudu, avazları çıktığınca coşkuyla... Bizde katıldık onlara.

En son Atatürk broşu aldık, taktık yakamıza, cafeteryada oturup biraz soluklandık. Bilge' nin daha küçükken Atatürk resimleri ya da heykelleri gördüğünde "dede" diyişi geldi aklıma, gülümsedim. Artık onu tarif ederken" kahraman"kelimesini kullanıyor. Böyle günler geleceğe daha bir umutla bakmamı sağlıyor. Tüm anne babaların çocuklarını yetiştirirken, memleket için de bir evlat yetiştirdiklerinin bilincinde olduklarından eminim. Bilge meraklı gözlerle etrafa bakarken ben de günün hüznünü ve kalabalığın çoşkusunu yüreğimde hissettim.





9.11.2010

BİR GÜN


Bu sabah bitirdim bu kitabı.Dün akşam geç saatlere kadar okumuştum, sabah devam ettim. Hem yatak keyfi oldu, hem kitap keyfi. Bittiğinde gözlerimdeki yaşları Bilge' ye açıklamakta zorlanarak ofise geldim. Başlarda nasıl bitecek derken, hiç ummadığım şekilde bitti. Polisiyeler, cinayetler derken, romantik birşeyler okumak iyi geldi. Sevimsiz bir gün var Ankara' da. Aslında Ankara için açık bile diyebileceğimiz bir hava. Evden çıkarken güneş vardı, 5dakikalık taksi mesafesinde nereye kayboldu bilemiyorum. Bilge resim yapıyor, arada burnunu çekiyor. Az evvel tartıştık ve ben onu ağlatacak kadar bağırma becerisini gösterdim. Bugünlerde dikenlerim varmış da etrafımdakilere batıverecekmiş gibi hissediyorum. Dün sabah bu şehre alışmaya başladım diye düşünürken, akşam Bilge' nin kurs çıkışına yetişemeyen baba yüzünden yanlış bir dolmuşa binip, alakasız bir yerde inip, acayip tırstım. Ama hiç çaktırmadım, en azından Bilge fark etmedi. Allah' tan çok uğraşmadan eve gelebildik. Ne kadar "hala kaybolabildiğin bir şehirde yaşamak bazen güzel olabilir"benzeri cümleleri daha önce sarf etmiş olsam da, güneş batınca hiç de hoş olmuyor. Neyse belki önümüzdeki uzun, upuzun bayram tatili bana iyi gelir. Tanıdık yüzler, yollar, ağaçlar, deniz...kimbilir...

8.11.2010

İZLEMEK


Hafta sonu çok güzel bir hava vardı Ankara' da ama hiç dışarı çıkmak istemedik. Cumartesi rituelim olarak evi temizledim, çamaşırlar, yemek derken gün bitiverdi zaten. Pazar günüyse yaklaşan bayram ve düğün için alışverişe çıktık. İki alışveriş merkezine gittik, o korkunç kalabalığın ve uğultunun arasında dolaşırken, en sevindirici yanının ordan ayrılmak olduğunu düşündüm. Üstelik almak için gittiğimiz şeyler dışında bir sürü şey almış olarak bulduk kendimizi. Gerçi gereksiz şeyler değildi ama yinede gülesim geldi. Ordan uzun süredir görmediğim teyzeme gittik. Bilge çok mutlu oldu. Teyzem eski avizesinden çok güzel yeni bir avize yapmış artan malzemeleri bana verdi, bir tanede bana çıkar, bir iki eksiğim var onları alıp yapacağım. Hobi çeşitliliği konusunda bir teyzem bir de neduk:)) Teyzemin evine bayılıyorum her tarfı kendi yaptıklarıyla dolu ve yaptığı işin hakkını veriyor. Hiç boş durmuyor, bu ara tezhip ve gümüş işçiliği kurslarına gidiyor. Neduk deseniz zaten anlatmama gerek yok, ne zaman vakit bulsam onun bloğunda, arşivinde gezinirken buluyorum kendimi.
İzlemek başlığına gelince gittiğimiz alışveriş merkezinin alt katında buz pateni yapan çocukları gördük. Bilge "bende yapabilir miyiiiim, lütfeeen " diye atladı hemen. Kocanın sakat beli, benim hiç hevesli olmamam durumlarını düşününce "hadi biraz kenardan izleyelim" dedim. Baktık uzun uzun, bu arada sık sık önümüzde düşenleri gördük, kuğu gibi süzülenleri... Derken benim akıllı kızım" ben biraz daha büyüyünce yapayım, baksana çok zor" dedi. "Sen bilirsin, hazır olduğunu düşündüğünde yaparsın " dedim, biraz daha seyredip kalabalığa karıştık.




4.11.2010

ALIŞVERİŞ


Dün gece Bilge' yle köşe kapmaca oynadık. Ben kitap okurken erkenden uyuya kaldım. Bilge' de banyo sonrası erken uyumuş gece üç civarı salonda buluştuk:)) Ordan onun odası, Madagaskar2 filmi derken 5' i geçiyordu uyuduğumuzda. Tabi sabah geç uyandık hava da öyle güzel ki. Gitmeyelim ofise diye düşünürken telefonumu ofiste unuttuğumu fark ettim. Kalktık önce ofise uğradık ardından Kızılay' a indik. Bana çok cici çizmeler aldık, Metro çarşısında fotoğraf sergisi vardı onu gezdik, Güven Park' ta kuşları besledik. Dünden yarım kalan işlerim vardı yarına bırakmayım diye tekrar ofise döndük. Güneş gören her yer sımsıcak ama gölgeler buz gibi Ankara' da. Biz de sımsıcak olduk güneşte, şimdi biraz kutu boyayacak Bilge, ben de peçete transferi yapacağım sonra, asistan ilan ettim kendisini. Kaplumbağalarımdan birini taktık boynuna pek bir sevimli oldu.Herkese hava atıyor "annem yaptı " diye ben de sevimli sevimli gülümsüyorum:)))



3.11.2010

KAPLUMBAĞALARIM

Herzamanki gibi yine fotoğraf makinası ile cebelleşmem sonucunda ortaya en net çıkan fotoğraf buydu. Dünkü kaplumbağa kolye ucu denemelerim, dört tane yapabildim ve Bilge' ye kaptırdım. Şimdi onları yarıştırıyor:)) Bugün birkaç deneme daha yapacağım. "Bunlar kış uykusuna yatmamış anne" diye sevinerek oynuyor. Bugün yapacaklarımla birlikte Bilge' den kurtarırsam kordona takar fotoğraflarım artık. Dün hasta olacağız diye düşünüp,erken gidip yatağa devrilme hayalleri kurarken, bir telefonla hayallerim suya düştü. Öğleden sonra yatılı misafirim geleceğini öğrenip, dehşetle eve koştum. Evi toparla, yemek hazırla, gülümseyen bir surat takın derken çok yorulmuşum, nasıl uyudum bilmiyorum. Bugün daha iyiyim, Bilge' de iyi, arada burnu akıyor. Sabah misafirleri gönderip ofise geldik. Bugün bir sürü kağıt kürek işim var. Ahmet Ümit' in "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir " kitabını bitirdim hafta sonu. "İstanbul Hatırası" ndan sonra çok yavan geldi. Sanırım bir yazarı okurken baştan sona kitaplarını okumak gerek. Sondan başlayınca böyle oluyor. Komik bir film seyrettim. Doğum sahnesine koptum, bir de jinekoloğ vardı evlere şenlik. Jennifer Lopez ayrı bir komikti, sayesinde hamileyken hiç elbise yırtmamış olmama sevindim.Neyse konuyu toparlayayım bazen hissettiğin gibi davaranamayacağın durumlar yaşarsın, ama bir şekilde birilerinin hatırına buna dayanırsın. Arada kalkıp aynaya bakarsın "tamam bu benim "dersin ve devam edrsin. Allah'tan geçici olduğunu bilirsin ve bu geçicilik seni mutlu eder. Tabi bunda bir şekilde içinde kalan teatral yeteneğinde etkisi vardır. Bazen hiç bilmediğin bir şehir bile sığınak olmayabilir, sen sığınak aradığının farkında olmasan bile. Ay bu yazı bitmeyecek galiba, neyse noktayı koyuyorum.

2.11.2010

HASTA OLACAĞIZ SANIRIM

Bu kolyeleri yapalı birkaç gün oluyor. Kum boncuk olanları artan boncuklardan yaptım. Diğeri ise yine firkete işi. Bu kez floş ip kullandım daha bir oturaklı oldu ama naylon ip daha zarif duruyordu diye düşünüyorum. Önce sade yapmıştım, gözüme güzel görünmedi ben de güller ekledim. İnsanın kendi gerdanında fotoğraf çekmesi çok zormuş belirteyim.
Önce Bilge hapşuruyor, ardından ben. Dün bir şekilde, bir yerlerden kaptık sanırım. Hemen portakal, mandalina sıktım, Bilge' ye ilaç da verdim. Hava da o kadar güzelki, parka gidelim diyor Bilge ama götüreyim mi bilemedim. Koşacak, zıplayacak, terleyecek derken daha mı kötü olur diye düşünüyorum. Bir müşterim kız arkadaşı için polimer kilden kaplumbağa istedi. Dün uzun uzun bizim evdeki uyuyan güzele baktım (Bilge' nin su kaplumbağası fıstık) Bakalım deneyeceğim bugün. Bilge' ye de Meraklı Minik alıp gelirsem bugünü bitiririm diye düşünüyor ve keyifsiz yazımı sonlandırıyorum.

1.11.2010

DOLU DOLU

Dolu dolu bir hafta sonuydu. İzine gelen dayımız dönüşte bize uğradı. Bilge çok mutlu oldu. Giderken arkasından "dayı niye beni de götürmüyor askere" diye sitem etti. Şafak 105 günmüş bugün itibariyle, hayırlısı diyorum:))
Cumartesi günü tiyatroya gittik. Ankara Sanat Tiyatrosu' nda "Kırmızı Başlıklı Kurt" oyununu gösterimdeydi. Müzikli, danslı çok keyifli bir oyundu.

Çıkışta oyuncularla fotoğraf çektiren Bilge, sohbet etmeyide ihmal etmedi.

Çocuklar o kadar mutluydu ki, oyuncular da öyle. Sanırım bu oyuna tekrar gideceğiz.

Mısır aldı yiyecekmiş gibi, ama ben biliyorum derdini, güvercinlere verdi bolca:))

Cuma günü yağmur yağarken açtık şemsiyelerimizi, yürüyerek eve gittik. Bilge için tam bir maceraydı. Bundan sonra yağmurda arabaya binmeme kararı aldık. Tam binaya gireceğimiz sıra sırılsıklam olmuş bir güvercin bulduk. Baktık uçamıyor aldık eve getirdik. Isınıp kuruyunca uçsun diye balkona koyduk. Sabah iyi görünüyordu, bir süre sonra baktım ölüvermiş. Hemen toparladım etrafı, bir kutuya koydum kuşu. Bilge çıktı balkona "nerde kuş" dedi, "evine gitmiş" dedim. O kadar üzüldü ki, oturdu ağladı, bir de ölü görse ne yapardı hiç bilmiyorum. Kocayla ciddi ciddi eve ona arkadaşlık edecek bir kedi mi alsak diye düşünmeye başladık. Tabi enine boyuna düşünmek gerek bir konuyu, bugün bir veterinerle konuşayım diyorum, bakacağız artık.