31.03.2011

DENEMELERE DEVAM

Bu yüzükleri yeni yaptım.Yaptıkça yapasım geliyor, her rengi denemek istiyorum. Kolye uçları da kordonlarını bekliyor.Birşeyler düşüneceğim artık.
Bu yeni bir deneme, fena olmadı. Fırınlarken yüzükleri sabit tutacak bir yöntem bulmalıyım.
Beyaz polimer kile Bilge' nin mor simlerinden ekledim. Güzel oldu, ama vernik istiyor.
Verniğim evde kalmış, bir ara yaparım.

Sol elim sabah sabah tam sosis kıvamındaydı, alyansımı çıkartamadım. Mecburen yüzükleri sağ elime takıp, sol elimle fotoğraf çekmek zorunda kaldım.
Ay ne zormuş, sinir oldum.
Son günlerde haberlerden, gazetelerden kaçar oldum. Nedir bu vahşetin sebebi anlayamıyorum. Çocukların, kadınların başına gelenler, bunları yapanlar dehşete düşürüyor beni. Ben izlemedikçe ya da okumadıkça dünya daha güzel bir yer olmuyor biliyorum ama yüreğim dayanmıyor. Neler oluyor insanlara anlayamıyorum. Korkuyorum, kızımla yolda yürürken bir sürü olasılık dolanıyor kafamın içinde, daha sıkı tutuyorum elini, o husursuzluğumu hissedip şaşkın"noluyor anne" derken. Üvey annesi ve anneannesi tarafından öldürülen çocuğun komşuları "sürekli dövüp eziyet ediyorlar, aç bırakıp sokağa atıyorlardı" demişler, hiç birisi polise şikayet etmeyi düşünememiş.

Her akşam bir rituele dönen alt kattan gelen çocuk ağlaması sesi geliyor aklıma. Çocuğu hiç görmedim ama ne zaman kitabımı alıp yatağa uzansam hep duyduğum ses, uzun uzun ağlama sesi. Geçenlerde bir komşuya sordum "çocuk çok fena, anne de çok cahil" dedi. Keşke çocuk sahibi olmanın bir yeterlilik sınavı ya da ehliyeti olsa. Sahiden korkuyorum ve en acısı bu korkuyla yaşamayı öğreneceğimi biliyorum.

30.03.2011

ARKADAŞIM CİKCİK

Efendim tanıştırayım; yeni kuşumuz "cikcik". İsmini Bilge koydu. Cikcik evinden kovuldu, biz sahip çıktık kendisine. Tarif edildiği üzere hiç konuşmayan bir kuşmuş kendisi, baya da pasaklı. Hafta sonu geldi bize, ofisimizi şenlendirdi. Bilge ona hayat tecrübelerini anlatıyor, o da kendisininkini. Anlayacağınız bizim fonda hiç bitmeyen bir cikcik sesi var. Hele Bilge hareketli bir müzikle dans ediyorsa, bizimkide başlıyor şakımaya. Bilge onunla ilgilenmiyorsa yırtıyor kendini kafesin içinde. Tabi Bilge' ye kafes kısmını anlatmak biraz zorlasa da beni, evinin böyle olduğunu kabullendi sonunda. Dün masada resim yaparken şakıyan kuşa "offf be Cikcik biraz sus, kafam şişti" serzenişlerinde bulunsada , Bilge onu çok sevdi. Kaplumbağa "fıstık" yavaş yavaş uyandı kış uykusundan. Birkaç gündür yem yemeye başladı. O kadar komik, o kadar yavaş ki:)) Bu arada şikayet etmek gibi olacak ama bugünlerde Bilge' yle sürünerek kalkıyoruz yataktan. Bir şekilde kalkmayı başarıncada sanki akşamdan üçbeş kadeh yuvarlamış gibi dolanıyoruz ortalıkta. Yataktan kalkan Bilge "ayyy anne ne kadarrrr yorgunuuum bilemezsin" diyor. Ben kahveyle falan kendime gelmeye çalışıyorumda, kızçem esnemekten helak oluyor. "Bahar çarpması bu geçer bir süre sonra" diyorum şaşkın bakan kızıma. Gerçi çarpmasına çarpıyor ama daha ne çiçeklenmiş bir ağaç görmüşlüğümüz var ne de dışarda parlayan bir güneş. Bak yine esniyorum, ardından uzun uzun geriniyorum ve yazımı noktalıyorum:)

29.03.2011

DÜĞMEDEN YÜZÜĞE...

Bu yüzükleri düğmelerden yaptım. Herşey bu yüzükle başladı. Tülin Abla bu yüzüğü bana hediye ettiğinde o kadar sevdim ki...
Ayrıca Nazan' ın bloğunda da görmüştüm. Cumartesi günü malzemeleri ayarladım ilk denemeler bunlar.
Metal olanların arka taraflarını kesmek çok zor oldu.
Ben yan keskiyle boğuşurken Koca farketti, aldı elimden kesti. Yinede iki gün sızladı ellerim.
Bu düğmede bir küçük boy olanlardan.
Bunuda annemin eski bir eteğinde buldum.

Bunlar çeşitleri görün diye koyduklarım yaklaşık 20 tane yaptım. Birazı Bilgenin kurs hocalarına (bale hocası hariç), birazı eşe dosta gitti:))

28.03.2011

DOLU DOLU

Hafta sonunu tarif etmek için "dolu dolu" en doğru kelime oldu. Cumartesi Bilge' yi kursa götürdüm , akşama kadar ordaydım. Dönüşte ordaki arkadaşlardan birinin 16 Nisandaki Löseve götüreceğimiz oyuncak bağışına getirdiği poşetlerle elim kolum dolu, yüzüm mutlu eve geldim.
Pazar sabahı bir müşterimizin telefonuyla kalktık. Dolabı bozulmuş "imdaaat" diyerek aradı. Zıpladık gittik, kahvaltımızı da arada üşüten rüzgarın estiği, güneşin altında yaptık. Bilge çocukları topladı başına. Bilge' nin elindeki oyuncağı kızlardan birinin annesi yapmıştı. Bir halkaya renk renk grafon kağıtlarını zımbalamış, o kadar güzel olmuş ki, bugün ben de yapacağım:))

Orda işimiz bitince kitap fuarına gittik, nasıl kalabalık anlatamam. Aslında sevindirici bir durum, insanların bu kadar ilgili olması. Bir çok yazarın da imza günü vardı, Bilge' ye bir iki kitap aldık, yukarıdaki ilk imzalı kitabı oldu:)))
Dün dolaşırken bu cici kızları aldım. Kaktüs ailemize katıldılar.
Buda fittonia, biz ona "fittoş" diyeceğiz sanırım, daha kolay:))
Bunlarda diğer kaktüslerimiz, eve gelince topraklarını değiştirdim. Taşları Antalya' da deniz kenarından topladığım taşlar. Kapı çarpmasın diye kapı önüne konan şeyler varya, annem ondan dikmişti ben de taşlarla içini doldurmuştum. Biraz saksının dibine, biraz üstüne aşırıyorum ordan:))
Buda "karakızım" ne karası demeyin "arapsaçı" ya ordan geliyor adı. Aslında elimdeki kitabı bitirdim ve bir iki film de seyrettim ama laf çok uzadı onlarda yarına kalsın...

25.03.2011

HAFTAYI BİTİRİRKEN

Bu kolyeyi dün yaptım. Kordonunu makarayla Bilge' nin kursunda örmüştüm.Boş durmak yok...
Ucundaki taşı ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Boncukla etrafını ördüm. Bu işi yapmak için iki yol var. Birincisi etrafını kaplayacağınız malzemeyi uygun bir zemine yapıştırıp, önce zemine sonra etrafına boncukları sıralamak.
İkinci yolsa (benim tercih ettiğim) tahmini bir uzunlukta boncuk dizip, peyote tekniğiyle örüp ucu içine koyup sıkıştırmak. İlk yöntem daha kolay ama bazen yapıştırıcı, malzemenin rengini değiştirebiliyor ya da zemine kullanacağınız aynı renk malzeme bulamayabiliyorsunuz ve çok doğal görünmüyor.

Ne kadar polimer kille çok haşır neşir olsam da kum boncuk benim ilk göz ağrım, asla vazgeçemiyorum. Aslında kafamda daha ayrıntılı, daha zahmetli kolye tasarımları var ama onun için ruh halimin iyi olması lazım, enerji lazım:))
Bu haftayıda öpüp alnından koyarken maziye, neler yaptım diye düşünüyorum; bloğa giremediğim için bilgisayarımı yeme düşüncesine kadar sinirlerimi gerip, dns ayarı değiştirme manyağı oldum. Sabah yine giremedim, yine ayarları değiştirdim, kendi cep numaramı hatırlamayan ben, kafamda bir sürü dns numarasıyla dolaşıyorum.
Herkese güneşli, neşeli ve keyifli bir hafta sonu diliyor, kızımla kocaman öpüyoruz...


24.03.2011

SICAK SICAK

Bu kolyeyi dün yaptım. Bu taşlı metaller vardı elimde, içini doldurayım dedim. Lacivert simli polimer kil hamuru taş gibiydi, sade lacivert hamurla karıştırarak yumuşatmaya çalıştım. Oynaya oynaya istediğim kıvam olmasa da, işe yarar bir hale getirebildim. Başladım kıvır kıvır, doldura. Sonra tahta boncukları polimer kille kaplayıp, parlak taş yapıştırdım, doğru fırına. Fırından sonra, buz gibi suya " coz "sesinin ardından, kurudular. Sonra birleştirdim. Yani fırından yeni çıktı sıcak sıcak diyebilirim.
Dün akşam Sunay Akın' ın "Ay Hırsızı" bitti. Yine pek çok ayrıntı öğrendim, keyifli hikayeler okudum. Masal tadı kaldı, bu tadı hep alırım her hikayesinde, her şiirinde. Halil Cibran' ın şiirlerini okumaya devam ediyorum. Beyazıt Akman' ın "Dünyanın İlk Günü" kitabına başlamıştım. Bu arada Cumartesi gününe kadar Sunay Akın' ın "Kule Cambazı" kitabını da okuyup kütüphaneye teslim etmeliyim. Kitap ödünç alırken bir arkadaşım da benim üyeliğimden bu kitabı almıştı, okuyup getirdi. Ben de okuyum, hazır elimdeyken.
Hava da güneş var ama inceden bir soğuk da dolaşıyor etrafta. Tohumlarım bana bakıyor, ben havaya. Bir gün baharı yaşayıp diğer gün kar serpiştirince insan kararsız kalıyor. Sanırım haftaya en azından menekşe tohumlarımı atarım. Mantığım geç kaldın diyor ama gören gözüm acele bile ediyor olabilirsin diyor:)) Neyse hadi hayırlısı diyeyim.











23.03.2011

UFLAYIP PUFLARKEN...




İki gündür uflayıp pufluyorumya, vücudum al sana bir de kırmızı göz ekleyim dedi. Sabah uyandım sol gözüm kıpkırmızı, bir de bel ağrısı. Allah' tan havada kar yok, dün sabah şöyle bir geldi geçti.


Oyuncakları dikerken artan parçalardan dün bu çiçekleri yaptım. Bilge' ye biraz büyük oldu, olsun ben kullanırım:))



Bu kolyeyi yapalı çok oldu ama eski makinamın azizliğiyle kötü bir fotoğrafını koymuştum. özellikle polimer kilden olan kısmın detayları görünmüyordu. Osman' la (Leylak Dalı makinamın adını Osman koydu) çektim bu fotoğrafı. Kolye bir arkadaşımın boynunu süslüyor şimdilerde:))




Bu arada keyifsizim diye dolaşırken kızım tam bir melek oldu. Oturup bizi hayretlere düşürecek resimler yapıyor, şarkı söyleyip dans ediyor. En favori şarkısı daha doğrusu türküsü " Zühtü", gerçi o "Züktüüüüü" diyor, bir de "Mavi Boncuk" umuz var, aman aman hiç sormayın. Aaaa bir de Tarkan sevdamız, nasıl dans ediyor onun şarkılarında" Sevdim ben bu adamı" diyor. Akşam yatmaya hazırlanırken kitap okumamıza ya klasik müzik ya da sanat müziği ezgileri eşlik ediyor.
Yani her telden dinliyoruz. Sürekli tadmayı reddetiği yiyeceklerin tadına bakmaya başladı, dün ızgara mantar yedi, inanamadım. Meyvaları kabuğuyla asla yemeyen, en ufak bir pütür görünce yemeyiyeceğim diyen Bilge, dün akşam kırmızı ortaboy bir elmayı alıp eline, kapuğuyla çatır çutur yedi. Nerdeyse ağlayacaktım:)))



22.03.2011

ÇOK KEYİFSİZİM

Tam beş gün boyunca bloğuma giremedim. Kızıma bir günce olması niyetiyle açtığım bu bloğda, kızıma saçma sapan nedenden yasaklı olmanın anısı kaldı...
Bugün açabildim ama yarın ne olacak bilmiyorum. O kadar alışmışım ki buraya, kendimi inanılmaz yalnız hissettim.
Bu süreçte Sevgili Leylak Dalı , Mavi Balon ve biz güzel bir Kale gezisi yaptık. Sevgili Şeniz' i tanıdık, Kale' yi ilk kez gezdik. Çok güzel bir gün geçirdik. İyiki tanımışım dedim...
Bulut Gölgesi Tülin Abla' yla buluştuk hafta sonu, Siirt' e gidecek kırtasiye yardımımızı teslim ettik. Burnumun dibindeki dawn sendromlu insanların çalıştığı bir cafede oturduk. Tülin Abla bahsetmese hiç bilmeyecektik. Bize getirdiği hediyelere bayıldık. Yıllardır süren bir tanışıklıkmış tadında bir sohbete koyulduk. Hayata duruşuna birkez daha hayran kaldım, iyiki tanımışım dedim...
Dün elim kolum bağlı diye düşünürken Facebook' da bloğuma girmediğimi yazdığım durumuma anında Buğday Tanesi Dilek' ten hemen bir yorum geldi " ben de aynı durumdayım " diye, ardından Deli Anne'nin yorumu geldi, yalnız değilim. İyiki tanımışım dedim...
Buğday Tanesi en son yazısında benim doğum günümden bahsediyordu. Leylak Dalı Kale' de gezmemizi kızımın güzel fotoğrafları ve muhteşem anlatımıyla anlatmıştı. Bulut gölgesi keyifli günümüzün fotoğrafını koymuştu yazısına ve ben bunlara yorum bile yazamadım. Beş yaşındaki kızıma şuan bunları anlatamam biliyorum ama ileride anlatırken nasıl bir mantıklı açıklama bulacağımı bilmiyorum.
Neyse yukarıda ki fotoğraftaki cicileri ben yaptım, yapmaya da devam ediyorum.Makina dikişi bilmediğim için elde dikiyorum. 16 Nisanda Löseve götüreceğimiz oyuncak kampanyası için. Elimde kalıp yoktu, kediler için Sevgili Banu Abla' nın Bilge' ye gönderdiği kedicik July bana modellik yaptı, yıldız ve balıklar tamamen doğaçlama. Kızım da kullanmadığı oyuncaklarını ayırdı, baya yüklü bir bağış yapacak:))
Bu sabah kar yağıyor, ufak ufak... Ben hala baharı bekliyorum...

16.03.2011

BOĞAZ AĞRISI

İki gündür mahvetti bu ağrı beni. Kafamın içi kazan gibi, nefes alırken bile acı çekiyorum. Sonunda bugün doktor ziyareti ve antibiyotiğe başladım. Bu aralarda ofiste o kadar işim varki, aslında ayaklarımı uzatıp yatsam ne iyi olurdu.
Bu arada bu kolyeyi yaptım. Ucu yine polimer kil, aralara tel kıvırdım, kordon ipek, yalaşık 60 cm. Dün arkadaşlarla buluştuk, dört hatun dört çocuk şeklindeydik, tam bir hengameydi. Çocuklar Bilge' den küçüklerdi, birkaç saat geçirdikten sonra Bilge "kafam şişti gidelim artık" dedi, hiç itiraz etmedim:))
Arada yüzünü alnıma koyup ateşimi ölçüyor "dikkat et mikropların bana gelmesin" demeyi de ihmal etmiyor.
Blogların açılma kararına çok sevindim, gerçi hala birçok arkadaşa yorum bırakamıyorum.Hayatımda ilk kez İstanbul' a gittiğimde 17 Ağustos depremine yakalanmıştık, Japonya' daki deprem görüntülerine bakmaya yüreğim el vermiyor, Allah yardımcıları olsun.Hayat böyle işte bizler rahat evimizde yaşarken, dünyanın ekseni kayıyor...

15.03.2011

GÖKTE GÜNEŞ OLUNCA

Yerde kar olsa da, gökte güneşi görünce durur muyuz Bilge' yle, hem de Haymana tarafında bir montaj gelmişken.Hemen arabada yerimizi aldık, yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle:))
Uzun süredir gökyüzünü bu kadar mavi görmemiştim, uzun uzun baktım eski bir dostu görmenin sevinciyle.



Gittiğimiz yer Ankara Üniversitesi Ziraat Fak. Araştırma ve Uygulama Çiftiliği. Yol boyu bembeyaz bir manzara, sanki baktıkça bembeyaz olacakmışsınız hissi veren.
Köprünün güvenirliğini test etti önce, "hadi korkma gel "dedi bana.



Ağaçlar bahar hazırlıklarında, küçük bir misafirlik bizimki,

Poz verme olayına kaptırsak da kendimizi...


Suya, kuma ve tabiki kara yazı yazmadan olur mu? Kalbimizi kondurmadan...


Anne yapar da Bilge durur mu?



Çok sonra farkettik bu köpüşü, kocaman birşeydi, Allah' tan rahatsız etmemişiz:))


Yemekhanenin önündeki karlar eriyince doğal bir gölet olmuş, biz de kıyısında soluklandık...



Ayak izlerine baktık, ayak izleri bıraktık...




Yani biz dün çok ama çok keyif aldık. Hatta ağzı açık ayran delisi olmuşum galiba biraz, bugün boğazım inceden inceye sızlıyor. Olsun hiç şikayet etmiyorum.








14.03.2011

HAFTA SONU

Cumartesi biz kursa giderken hava serindi ama bir ara kütüphaneye uğradım o kadar güzel bir hava verdı ki, içim gitti. Kurs çıkışı Bilge' yle biraz dolaştık, ıvır zıvır alışverişi yaptık.
Bu görüntü Bilge' nin kursundan bir kare. Müzik aletlerinin yanında bir köşede duruyor. Üstünde de bir agrandizör var, kareye dahil edememişim:))

Sanatta bir geri dönüşüm projesini temsil ediyormuş , ama daha pek birşey yapmamışlar. Kantinde çamaşır makinası tamburlarından sehpalar, yağ tenekelerinden tabureler var. Girişte de kütüklerden tabureler var, içerisi o kadar güzel ki bir ara onları da fotoğraflarım, üstelik öyle güzel ışık alıyor ve öyle güzel çiçekleri var ki anlatamam.


Pazar günü üzerimizde bir tembellik sormayın, akşama doğru kendimizi sürüyerek dışarı çıktık. Bu arada güya Banu Abla' nın yaptığı kitap ayıracından yapmayı denedik, Bilge' nin çok hoşuna gitti, zaten ayıraçtan çok maskeye benzedi:))

Bana biraz kitap aldık, Bilge kapalı oyun alanında çıldırdı, kasiyer ve reyon görevlileri ard arda bizi çıldırttı derken akşam eve döndük. Firarperest bitti, çok keyifle okudum. Ummadığım kadar güzeldi. Birçok kısmı Koca'ya da okudum o da beğendi, Elif sevgimiz arttı yani:)) Kütüphaneden Sunay Akın' ın "Ay Hırsızı" ve Halil Cibran' ın bir kitabını ödünç aldım. Güzel bir şiir dili var Cibran' ın. Bir elimde Sunay akın bir elimde Cibran, iyi geldi:)) Bir de film izledim Git Başımdan komedi tarzındaydı. Gerçi gülmekten öldüm diyemem ama güldük de yani, canınız sıkılıyorsa izleyin derim. Bu arada bugünlerde kahvaltıda bal yemeye başlayan Bilge Hanım akşam bana dediki; "anne arılar çiçeklerden bal topluyorya, benden de bal toplarlar mı, bal yiyorum ya hani"
Pes dedim birkez daha, nasıl bir kurgudur anlamayarak:)))




11.03.2011

HAFTA BİTERKEN

Bu hafta bereketli geçti. Bu tarz denemelerim devam ediyor. Yaptıkça yapası geliyor insanın.
Polimer kilin bu içinde sim olan çeşidine bayıldım. Yaparken çok belli olmuyor ama fırından çıktıktan sonra ışıl ışıl oluyor.

Lacivert simlisini de almıştım ama o kadar sert ki, şekil vermek çok zor oluyor.


Bu yüzük aparatını da yeni almıştım, ilk denemem fena olmadı.



Fırınlarken dikkat etmek gerekiyor, sabit olmazsa şekil bozulabiliyor.

Kolyesini yaptığım bu modelin bilekliğini de yaptım. Farklı renkler de denemeyi düşünüyorum.

Bu kolyeyi de dün yaptım. Tasma gibi oldu, makarada ölçüsünü tam ayarlayamadım.
Bu hafta ayrıca iki kitap bitirdim. Sunset Park ve Fısıltı ikisi de çerez kıvamındaydı diyebilirim.
Ama sıkılmadan okudum. Elif Şafak' ın Firarperest' ine başladım. Oldukça güzel yazılarını bir araya toplamış, giderek daha sempatiyle bakıyorum kendisine.

Ayrıca Cemetry Junction ve Aşka Dair filmlerini izledim. Cemetry Junction filmi dilimize Mezarlık Kavşağı diye çevrilmiş, ama ne alaka olduğunu anlayamadım. Güzel, duygusal bir filmdi. Filmdeki müzikler ve danslar süperdi. "Aşka Dair" oldukça ağır aksak geldi bana.
Etraf kara bürününce ben de kendimi böyle meşgul ettim.Bu arada akşam çok komik birşey oldu onu anlatayım. Bilge odasında oynuyordu, ben de elimde örgüm (hala bitmedi), dizi izliyordum. Bir ara Koca yanıma gelmiş, Bilge' de onun arkasından. Derken bizim Bilge Hanım" offff ben çok sıkıldım bu Fatma gülün suçusundan yaaa" dedi. Biz koptuk, ben Kocayı fırçaladım hani odada oynuyordunuz diye, Koca zıpladı "çocuk diziyi nerden biliyor" diye. Sahiden de nerden biliyor diye kafa patlattık, geçen arkadaşlarla konusu geçmişti ordan kaldı aklında diye karara bağladık. Ve tekrar tekrar idrak ettik, çocuklar herşeyi dinliyorrr. Mümkünse telapati yoluyla anlaşmak lazım:))
Kızımla keyifli, sağlıklı ve sıcacık bir hafta sonu geçirmenizi diliyoruz.