29.09.2011

YATMAK YOK ÇALIŞMAYA DEVAM:))

Dün Tarçın Hanım' ın aşı işini hallettikten sonra bir güzel dinlendim. Gece rahat uyudum, sabahta düne nazaran çok daha iyi kalktım. Anne olmadan önce, başkasının yanında çalışırken gerçekten "hastalık lüksüm" varmış bunu anladım. Ayaklarımı uzatıp, televizyonun karşısında en az iki gün yatardım:)) Ama şimdi öyle mi, olsun daha çabuk toparlanıyorum.
Bunlar hafta başı yaptığım işler. Artan killeri böyle değerlendirmeye başladığımı yazmıştım.
Hem kolay, hem güzel oldular :))
Evde bir ara şal örmeye heves edip aldığım bir sürü floş ip buldum. En sinir bozucu tarafı çileleri sarmak. Onuda film izlerken aradan çıkartıyorum. Floşun siyah ve beyaz dışında rengi yok sanırım ya da ben görmedim. Renk renk olsa ne güzel olurdu.
Bu küpelere bileklik ve kolye de yapacağım. Bileklik için çalışmaya başladım, bakalım nasıl olacak.
"Mutfak Tanrısı" nı okumaya başladım, güzel gidiyor, ilginç bir kitap. Bitirince bahsederim. Bu arada Bilge' de sabah keyifli uyandı, birazcık burun akıntısı dışında iyi görünüyordu. Şikayet etmeden okula gitti:)) İnsanın burnu akmadan nefes alabilmesi ne güzel birşeymiş, sağlıklı günler diliyorum hepimize...

28.09.2011

HASTAYIM

Hasta, huysuz ve sümüklü bir tipim bugün. Hapşurmaktan ve üşümekten bir hal oldum dün gece. Bu sabah aslında akşama kadar yatabilirdim ama ne mümkün. Öğlene kadar yukardaki üçlemeyle idare ettim. Öğlen Bilge' nin okulunda bir toplantıya katıldım. Anne, çocuk eğitimi üzerine 14 haftalık bir kurstan bahsettiler. Herkesin saçma sapan katılmama bahanesini dinleyip, adımı yazdırdım. Haftada birgün, iki saat:)) kızımı aldım eve geldim. Bu arada aslında bir haftadır evde bir hastalık rüzgarı esiyor. Bilge' nin sabah ve akşam burnu tıkalı, arada takırdıyor. Koca üç gün salle sümük dolaştı, şimdi daha iyi, en son beni vurdu.Kafamın içi sepet gibi. Bu arada okul müdürüyle trafik lambası konusunu konuştuk. Bu işe Büyükşehir Belediyesi' nin baktığını bir yıl önce başvurduğunu ama sonuç alamadığını anlattı. Veliler imza toplayıp bir de biz deneyeceğiz. Büyükşehir Belediyesi lafını duyunca umudum hepten silindi, bakalım umarım utandırırlar beni.
Bir hafta önce veterinerle bugün Tarçın'ın karma aşısı için sözleşmiştik, hasta hasta kaltım gittik, kapı duvar, aradığımız kişiye ulaşılamıyor:((( Ofise geldim veterineri bekliyorum, sonra eve gidip yatağa gömüleceğim...

27.09.2011

ÇİÇEKLER YAPIYOR ELİM

Yazı uğurluyorum ya usul usul, elim çiçeklere gidiyor (hiç gitmez ya) daha çok... Aslında amacım ayçiçekleri yapmaktı ama bu çiçekler çıktı ortaya. Sevdim ben kendilerini, görenlerde beğendi hatta bir bijuteri için sipariş aldım, farklı renklerde çalışacağım.
Dün akşam eve geldik, yemek faslı derken evin hiç bitmeyen işlerine daldım. Tarçını çamaşır makinasının önününde yıkanan çamaşırları izlerken görüp katıla katıla güldüm. Bilge' nin okul şikayetlerini dinledim (bir çocuk saçını çekmiş falan filan), faranjiti nükseden Koca' nın sümüklü mendillerini topladım, pencere önündeki kaktüslerimin üzerinde gezmeye çalışan tarçın hanımın döktüklerini de toplayıp "puuuf" dedim. Bitti mi, bitmedi...Kapluşbağın suyunu değiştirip, kafasını okşadım. Burnumu tuta tuta kedi kumunu da temizleyip"yeter yaw "dedim. Elimde sürünen kitabı bırakıp, yeni bir kitaba başladım ve uyuya kaldım. Sabah hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyandım. Rüyamda ne gördüğümü birtürlü hatırlayamadım ama öyle çok ağlamışım ki, uyandığımda ıslak yastığıma yüzümü gömüp, ağlamaya devam ettim. Mutsuz falan değilim, yorgunum belki, belki havadan...bilemiyorum. Ofise geldim, bilgisayarı açtım, Tülin Abla' nın bloğunu gördüm harbi duygulandım, gözlerim doldu, kızımla öyle tatlılar ki:))
Hayatın bu güzel insanları bana kazandırması ne güzel, ne kadar şanslıyım diye düşünüyorum...

26.09.2011

HAFTA SONU

Hafta Sonu Tabiat Tarihi Müzesi'ndeydik. Baştan söyleyim bol bol fotoğraf göreceksiniz, hazırlıklı olun:))
Giriş katta çektiğimiz fotoğraflar güzel çıkmamış, o yüzden gezegenleri atlıyoruz.


Zaten dinazorları görünce gezegenler biraz geri planda kaldı.
Sonra hayvanların olduğu bölümü gezmeye başladık
Natali kulakların çınladı mı dün? Baykuş görünce malum hemen aklımza sen geliyorsun:))
Cam olduğu için fotoğraflar çok net değil.
O kadar güzellerki...
Sonra taşlara geldi sıra
Tabi benim gözler kocaman oldu "ne takılar yapılır " diye:)))
Bu fotoğrafın açıklaması bir sonraki fotoğrafta
Savunma dişi:)))
Bunlar da mağra resimleri




Bu iki kafadardan kızım biraz korktu:))
Vavvvvvv dedik bolca
"Bizim t-rexxxxxx"
"ay bu çok kuzuymuş"
Bu ametisti alıp götüresim geldi:)) Hiç bu kadar büyüğünü görmemiştim.
Müzenin bahçeside çok güzel, heryer yemyeşil ve bakımlı.
Bahçedeki kreşten
BağlantıEn son çimlerin güzelliğine kendini bırakan Bilge.
Bu müze programını Sevgili elifada' nın bloğunda görüp listeme almıştım. İyiki görmüşüm, çok beğendik müzeyi. Kesinlikle gidip görmenizi tavsiye ederiz.
Hepimize güzel bir hafta diliyorum.

23.09.2011

SONBAHAR

Bu sabah yağmurlu bir güne uyandım. Yaz mevsimini çok severim ya, sonbaharı hep keyifsiz karşılarım. Oysa sonbahar demek, doğanın kışa hazırlığını görmek, arada yaz kırıntıları yakalamak, bol bol kahve eşliğinde kitap okumak demek. Tabi yanında kızımın alerjisi, çiçeklerimin dökülen yaprakları, ruhumun kasveti demek. İnsan hep suçlu arar ya, ben de hep Eylül ayını suçlamışım. Eylül demek, hüzün demek, özlemek demek. En sevdiğim varlığı, babamı benden alan ay demek. Alışıyor mu insan, alışmıyor, alışamıyor. Zamanın ne kadar çabuk geçtiğine şaşırıp, anılarla yetinmeyi öğreniyorsunuz. Geçenlerde arkadaşlarımla bir sohbette" bir kadını babası gibi hangi erkek sever" cümlesi geçti, ne kadar doğru değil mi?Ama ben şanslı bir çocuktum, babam sevgisini iliklerime kadar hissettiren bir babaydı.Nurlar içinde yatsın, hergün dualarım onunla, özlemim yüreğimde...
Bu sabah bunları düşünürken, bir çift güzel göz tüylerinin arasından miyavladı bana. Aldım kucağıma "Eylüle kızmıyorum artık, seni getirdi bize bak "dedim. Mırıltılarla karşılık verdi bana...

22.09.2011

TARÇIN

Bu minik kızımız artık bizimle yaşıyacak. Adı Tarçın, gerçi önce püskül, sonra büskivi en sonunda tarçın oldu adı, belki Bilge karar değiştirip başka bir isim koyabilir:)))
Ben "kızım" diyorum:)) Annesi siyam babası tekirmiş, ortaya bu karışık güzellik olmuş.
Uzun süredir aklımızda dolanıp duruyordu bu fikir. Önceki gün kuş yemi almaya gittiğim mağzada gördüm. Eşyalarını ordan almak şartıyla ücretsiz aldım.

Bilge'yle okul çıkışı gittik, görünce çıldırdı. Kediyi taşıma çantasına koyup, miyalaya miyavlaya(üçümüzde) veterinere gittik. Veteriner çok tatlı bir bayan, Bilge veteriner diyemediği için "hayvan doktoru" diyor. Gereken tüm işlemler yapıldı, haftaya aşı karnesini alacağız. Tırnakları kesildi, kulakları temizlendi, mis gibi oldu. Tekrar miyavlayarak ofise geldik.
İnsanlar ya kedi, ya köpek sever derler ya, ben kendimi hep köpek sever bilirdim. Ama öyle değilmiş. Akşam eve geldik, mama kabını, kedi kumunu yerleştirdik. Ama bizimki mahsun bir yerlere saklanma çabasındaydı. Bu arada 1,5 aylık ve sütten kesilmişti. Bu mahsunluk nasıl geçer derken imdadımıza yün yumağı yetişti. O kadar komikti ki, oynadı, patiledi, sonra yemek yedi. Ardından itinayla kum kabına girip eşeledi, çişini yapıp kapattı üstünü. Pek bir sevindik. Tasmasındaki çana takıldı, Allah' tan öyle almışım, nerde olduğunu ancak sesten anlayabiliyorum. Evin en dip köşelerinde geziyor.Akşam Bilge' ye küçük bir ısırık attı, Bilge gözleri yaşlı" ağlamak istemiyorum ama göz yaşlarımı tutamıyorum, sen kediye kızma, hiç acımadı " dedi. Veteriner uyarmıştı, böyle durumda ne yapacağımızı. Ensesinden tutup" bir daha yapma" dedim.
En komiği, Koca' ya sabah kediden bahsetmiştim, o da" bakarız "demişti. Biz bu "bakarız" lafıyla hemen gidip aldık ya , sabırsızlıkla Kocayı bekledik akşam. Onunda işi uzadıkça uzadı, gece yarısı geldi. Kediye bakıp "uyansana biraz seveyim seni "dedi. Oynadı kediyle , tüm yorgunluğunu bir kenara bırakıp, seviyorum ben bu adamı ya:)) Bu arada Bilge dün sürekli şu cümleyi kurdu "artık bizim kafeste ya da akvaryumda yaşamayan bir hayvanımız var"
Fotoğraflar bu sabahtan, ikisi de uykudan yeni kalkmış durumda, çok komikler...

21.09.2011

BİR FİLM, BİR KİTAP

Münir Göle' nin "Fısıltılar" kitabını yeni bitirdim. Yazarın ilk okuduğum kitabıydı. Değişik bir tarz, farklı bir anlatım buldum. Keyifli bir kitaptı, Yunan Mitolajisi'nden, masal tadında bir kitaptı.Bin Bir Kadın
"Romalı Apuleius' un çok kadınlı bir öyküsü. Öyküyü yeniden yazmaya girişen ve bunu yaparken kadınlara sövüp sayan bir erkek kahraman.Arada yazıya karışmayı, anlatıcıyı kışkırtmayı iş edinen bir başka erkek. Kadınlarla, fısıltılarla örülü bir diyalog...(arka kapaktan)
"Benim Hikayem" başlarda sıkıcı bulsam da sonu çok hüzünlü bir filmdi. İzlemenizi tavsiye ederim.Bu arada bir sürü film daha izledim ama anlatmaya değer pek bir şey çıkmadı:(((
Bugün ofiste kendime ayırdığım bölümü toparlayacağım, o kadar dağılmışım ki:)) Aradığım hiç birşeyi bulamıyorum. Boncuklar, killer, mumlu ipler hepsi birbirine girmiş durumda. Düzene girince tembelliğimi atarım belki, hadi bana kolay gelsin...

20.09.2011

FİRKETE İŞİ KOLYE

İpte dizili boncuklarım vardı, firkete yapayım dedim. Normalde arasına metal pulda koyuyorum ama bugünlerde malum tembelim, bu da böyle olsun dedim. Güzel de oldu, çiçek eklemeyi düşünmüştüm ama böyle daha güzel oldu, hiç bozmayım dedim.

Bu sabah Bilge "hergün okul mu olur yaaa" diye uyandı. Bütün hareketleri en yavaş modda, beni çıldırtarak hazırlandı. Okula girerken güle oynaya gitti:)) Bunlara alışacağım,o da alışacak. Okulun en güzel tarafı almaya gittiğim zamanlar. Öyle güzel bir coşkuyla anlatıyor ki, dinle dinle bitmiyor:))
Okulun önünde çok işlek bir cadde var, karşıya geçmek tam bir kabus. Okul açıldığından beri sabahları bayan bir trafik polisi oluyor (öğlen çıkışta yok tabi) Trafiği durdurup öğrencilerin karşıya geçmesine yardımcı oluyor. Dün yanında bir kız çocuğu vardı, tahminimce polisin çocuğuydu. Ağzında annesinin düdüğü öttürüp duruyordu:)) Bu sabah yine polis trafiği durdurup çocukları geçirirken bir taksi öndeki arabaya vurdu, derken ortalık birbirine karıştı. Polis kaza yapanlarla ilgilenirken çocuklar saf saf arabaların yanında bekliyorlardı. Niye bu ülkede hiçbir şey doğru düzgün değil dedirtti bana. Bir trafik lambası bütün sıkıntıları çözer oysa. Neyse bu olayda sabah sabah girdi gözümün içine...

19.09.2011

HAFTA SONU

Cumartesi Bilge' yi kursa götürdüm. Yaz boyu resim ve seramik derslerine devam etmişti, cumartesi bale dersi de eklendi. Bu sene dönüşümlü müzik ve drama dersi de eklenecek. Bu arada ben de ebru öğreneceğim:)) Kursta Tülin Abla'yla buluştuk, çok keyifliydi. Akşam nasıl oldu anlamadım.
Cuma günü ilk veli toplantıma gittim. Öğretmenleri ve isteklerini dinleyip, uzunca bir listeyle ayrıldım. Pazar günü bu listeyi tamamlamakla geçti. Annemin "fırıldak bayram günü döner" lafını tescilleyerek, serbest piyasa ekonomisinin, uyanık esnafımızla birleşmesinin meyvelerini alarak döndük.
Çok yorulmuşum, film izlerken uyuya kalmışım.Gecenin bir yarısı uyandım, kızma kek yaptım, sabah beslenme çantasına koydum. Bu sabah Okulun kalabalıklığına şaşırdı, geçen hafta ikişer saat kalmışlardı. Bakalım bugün nasıl dönecek. Ben de şimdi geldim ofise, bakıyorum etrafa saf saf. Yapılacak o kadar çok işim varki. Enerjim sıfır, ama toparlarım, iyi bir hafta diliyorum hepimize...

16.09.2011

BATTANİYEM

Bu battaniyeyi öreli baya oluyor. Bilge'yle yaşıt diyebilirim. Dün akşam otururken üşüdüğümü fark edince
çıkartıp örttüm dizlerime, sıcacık. Aklıma geldi buraya koyayım dedim. Şişle örüp üzerine kırmızı ipten çiçekler örüp  yerleştirdim. Çiçeklerin ortasına da beyaz inciler diktim..Biraz daha örsem Bilge' nin yatağına göre olurdu, ama düşünememişim işte. Bir tane daha var yarısı bitti, bu kış tamamlayacağım inşallah. Kış gecelerinde örgü örmek çok keyifli geliyor bana (yaşlanıyor muyum ne)

Neyse dün garip bir gündü. Akşamları genelde Koca' yla dönüyoruz eve. Arada Koca gecikecekse Bilge'yle kestirme bir yokuştan tıngır mıngır iniyoruz. Tabi bugünlerde bolca Bilge' nin soruları eşliğinde yürüyoruz, neler sormuyor ki? "Güneş havada rüzgar sayesinde mi kalıyor, ayın evi nerde, çocukları yok mu."...
Bu yürüyüşlerin en güzel tarafı,  hep o minik eli avcumun içinde olyor. Sıkı sıkı tutuyor elimi, yumuşacık, sıcacık. Eminim tahminimden daha kısa bir süre sonra bunu yapmak istemeyecek. Böyle düşünürken Bilge' nin sesiyle irkildim. "Anne kıza bak araba sürüyor "dedi. Salak bir adam kucağına bir kız çocuğu oturtmuş, direksiyonun başında gidiyorlar. Ne kadar yaptığının yanlış olduğunu Bilge' ye anlatsamda, bizimkinin son sözü" ama araba sürüyor baksana" oldu.Ne diyeyim bu insanlara bilmiyorum. Eve geldik Bilge'yle yemek hazırladık, o yerken benim kafamın içi dolu etrafı toparlamaya başladım. O kadar çok iş yaptım ki, kendime inanamadım. En son oturup elime kitabımı alınca Bilge yanıma geldi "neyin var, çok sessizsin" dedi. Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum ondan böyle bir soruyu... sonbaharı gerçekten hissediyorum, içim dışım hüzün dolu...

14.09.2011

YENİ KOLYELER

Sonunda mutfakta bekleyen köy ganimetlerini yerleştirdim. Domatesler kavanozlandı, fasulyeler ayıklanıp buzluğa yerleştirildi, ama çok yoruldum. Açgözlülük yapmışım diye de bolca söylendim kendime:))
Bu kolyeleri yeni yaptım. İlkini floş ipten düğüm atarak ördüm, sonrası kıvır tak oldu.Kolaya kaçtım gerçi ama bu seferlik böyle olsun:))
Bu kolyeyi de artan hamurlardan yaptım, çok hoşuma gitti, farklı renklerde de deneyeceğim.

Bu gün dostlarla birlikte güzel bir öğleden sonra geçirdik. Şu Şu'nun Öyküsü ve Leylak Dalı'yla buluştuk. Çok güzel ve keyifli bir buluşmaydı. Çocuklar resim yaptı, yemeye vurdular kendilerini, çok komiklerdi. Uzun zaman olmuştu görüşmeyeli, çok iyi oldu. İyiki varsınız dostlar...

13.09.2011

OKUDUKLARIM

Uzun zaman olmuş okuduklarımı yazmayalı, ekleyim dedim bugün. Bu arada işlerimin çoğunu bitirdim, ben de bittim. Kızım okulu çok sevmiş anlatıp duruyor. Tek sıkıntısı oğlanlara sinir olmuş "onları başka sınıfa koysalar olmaz mı" diyor. Medeni olmasını öğütledim uzunca:))
Efendim Elif Şafak' ın "İskender" kitabını yolda bitirdim. Kitap üstüne çok eleştiri yapıldı, ben sonunu pek beğenmedim. Ama genel olarak güzeldi.
"Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır,
En derin yaralar ailede açılır,
Kabuk tutsa bile kanar hikaye içten içe..." (arka kapaktan)
Bu sene bütün kitaplarını bitireceğim dediğim Ahmet Ümit' in "Çıplak Ayaklıydı Gece" kitabı, polisiye tarzının dışında hüzünlü öykülerin olduğu bir kitap. Çabucak bitti zaten.
"Ülkenin en kararlı, en özverili, en iyimser çocukları... Sert, acımasız, zalim günler. Zor günlere inat, gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar, ihanetler, acılar ve aşklarla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karanlık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler..( arka kapaktan)
"Aklından Bir Sayı Tut"Jhon Verdon' un ilk kitabı. Araya sıkıştırdığım güzel bir polisiye. İyi kurgulanmış, güzel bir dili var kitabın.Beğenerek okudum, polisiye meraklılarına gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
"Mark Mellery, posta kutusuna bırakılmış, imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır" Aklından bir sayı tut 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı" Mellery öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir" Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin, küçük zarfı aç"
"aldıklarını geri vereceksin
vermiş olduklarını aldığın zaman
Biliyorum ne düşündüğünü,
ne zaman uyuduğunu,
nereye gittiğini
nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var
Bay 658" (arka kapaktan)

Evde kitaplarım birikti, okumadan kitaplığa koymayı sevmiyorum. Yapabilirsem bir süre kitap almayıp, elimdekileri okuyacağım. Bu ara film izlemeye çok vaktim olmadı ama hafta sonu arayı kapatırım diyorum bakalım:))

12.09.2011

OKULLU OLDUK

Bu sabah, herkesden önce okulun bahçesindeydik.
Sabırla ve heyecanla diğer çocukların gelmesini bekledik.
Evden çıkarken çok heyecanlıydı.
Çocuklar gelmeye başladı yavaş yavaş, sonra içeriye girdiler,
Çoğu çocuk ağlayıp annesinin bacağına yapışırken, bizimki arkasına bile bakmadı. Çok garip hissettim kendimi, arkama baka baka eve geldim...
Bu arada bol fotoğraflı bir yazı olacak demeyi unuttum başta. Benim çılgın kocam perşembe öğleden sonra yola düşürdü bizi. Gece vardık köye, çok sevindi ordakiler.Bu arada fotoğrafları yüklerken sıralamaya dikkat etmemişim, idare edin artık.
Bu elma ağacını geleceğimiz günün sabahında keşfettik. Koca çıktı tepesine başımıza elma yağdırdı, Bilge güle oynaya topladı elmaları.
Kızılcıklar henüz olmamıştı, gözüm kaldı onlarda:(((
Bu fındık çuvalını Bilge iki dakika sonra devirdi, tekrar doldurduk çuvalı söylene söylene:))
Tepe, bayır demedi, dolandı durdu etrafta.
Oralar baya soğumuştu, bize kalsa soba yakacaktık. Güldüler tabi halimize:))

Evden bakınca manzara o kadar güzelki
Bu sene kabaklar güzel olmamış, benimkiler hala çiçekte:(((
Bilge oyuncak gibi oynadı kabaklarla
Sevdi, öptü, kokladı (abartmıyorum bir ara konuşuyordu kabaklarla)
Bilge' den başka çocuk kalmamıştı köyde, buna biraz üzüldü. Domatesler şuan mutfağımda, doğranıp kış için kavanozlanmayı bekliyor.
Uzun uzun izledim dağları,ormanları, neler geldi geçti aklımdan, zaman durdu sanki, oysa ne çok şikayet etmiştim birgün önce "yetişemiyorum" diye, hayat böyle birşey dedirtti bana:))
Fotoğraf makinasının şarj aletini almayı unutmuşum, ama yinede baya fotoğraf çekebilmişim.
Bilge özellikle çeri domatesleri girdi çıktı yedi.
O yedikçe, ben havalara uçtum
Geldiğimiz sabah böğürtlen topladık, kavanoz kavonoz reçel yaptık. Ellerim yara bere içinde kaldı ama olsun. Tadı nefis oldu.

Mısır, fasulye, patates nerdeyse olmuştu, bolca topladık onlardan.
Mısırların arasında kuş sesleri, börtü böcek sesleri eşlik etti günümüze
Ayçiçekleri henüz olmamıştı, ama Bilge arada didikledi:))
Fasulyelerde mutfağın öbür tarafında iç edilip, buzluğa girmeyi bekliyorlar:)) Yapacak o kadar çok işim varki, ama olsun bugün kızımın günü, okulu anlatıyor heyecanla, büyüdüm diyor da başka birşey demiyor. Yavaş büyü biraz tadını çıkartayım diyorum, haksız mıyım?...