28.02.2012

BOŞ DURMUYORUM

Başlık aslında kendime. Uzun zamandır "birşeyler üretmiyorum" sıkıntısı çekiyordum.

Oturdum, aldım elime polimer killerimi, başladım oynamaya.




İki tepsi fırınladım, mis gibi.




Aman ne sevindim. Korka korka 100 kat vernik denedim, iki günde kurudu. Şimdi onları tamamlayacağım. Oh be rahatladım, güzel de oldu kolyelerim. Yaza hazırlık yapmak lazım.Renk renk , kıpır kıpır. Kar yağıyor bu sabah, takılıyor muyum? asla... yağsın bakalım.









27.02.2012

GÜZEL PAZAR

Pazar günü inatla beni uyutmadılar, saat 11:30 da düştük yollara. Hava 10 dereceydi, inanamadım.


Bilge'nin ısrarlı Avm gezmesinin ardından Gölbaşı'na gittik. Gölümüzün donduğunu duymuştum.







Sahiden de donmuş, yeni yeni açılıyor.



Karabataklar çözülen azıcık suda yüzüyorlar.



Bacaklarının bu kadar uzun olduğunu bilmiyrordum:))




Çok güzellerdi...



Bir sürü fotoğraf çektim.



Bilge bayıldı, gitmeyelim diye tutturdu.



Burunlarımız iyice kızarınca, gölü arkamızda bıraktık istemeye istemeye...

Uzun zamandır doğayla baş başa kalmamıştık, ne iyi geldi bize. Erkenden uyumuşuz, sabaha kadar mışıl mışıl:))

Hepimize güzel bir hafta diliyorum...



















22.02.2012

BU SABAH

Dün Kocam Safranbolu'ya gitti. Bugün dönecek. Kız kıza bir akşam geçirdik. Bilge, Tarçın ve ben.
Birlikte bir taraftan çizgi film izleyip, bir taraftan kabak çekirdeğinin dibine vurduk:))Bu sabah bizim kızlar ip savaşı yapıyorlardı, kolajda görüldüğü gibi:))


Cumartesi günlerini çok seviyorum. Bilge'yle birlikte gittiğimiz kurs öyle güzel ki. Murat Kalaycıoğlu ile de burda tanıştık geçen hafta. Bize şiir kitabını verdi. Ayrıca Edip Akbayram' a söz yazdığını da bu vesileyle öğrendim. Bir tık la dinleyin bakalım.





Şiir kitabının ilk sayfası, çok etkiledi bu dizeler beni.



"Kürk Mantolu Madonna"yı bitirdim. Yine geç kalmış hissettim, nasıl atlamışım SabahattinAli 'yi diye. Sevgili Leylak Dalı her seferinde "yaşın küçük daha çok okursun " diyor da teselli buluyorum:))

"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rast gele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Maddona" yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orda bekliyordum"

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz... (arka kapaktan)
Cemre memlekete düştü ama bizim buraları atladı sanırım, belkide "üçü birden düşecek" ama çok soğuk buralar, acaba hasta mı olacağım diyorum, ondan mı bu kadar üşüyorum ama alakası yok hastalanmıyorum, sadece çoook üşüyorum:))

Bu arada dün Tülin Abla'yla buluştuk, keyifli bir öğleden sonra oldu. Uzun zamandır görüşememiştik. Sardı sarmaladı bizi, Bilge ona resimler çizdi. Ben yine hayatın bana verdiği güzelliklere bir kez daha teşekkür ettim, kızımla güle oynaya döndük evimize...



















21.02.2012

DÜNÜN DEVAMI

Dün ekleyemediğim fotoğraflardan bazılarını koyayım bugün . Biz çok etkilendik. Ben uzun süre Etnoğrafya müzesinin bu köşesinde durdum, Koca Bilge' ye anlattı "Atatürk Anıtkabir yapılana kadar burdaydı" diye.


El yazmaları çok güzeldi, herbiri ayrı birer hazine.



İçerde flaşsız fotoğraf çekebiliyorsunuz. Müzeler kalabalıktı, bu ayrıca sevindirdi beni.





Resim Heykel Müzesi' nin girişinde Gençliğe Hitabe. Her zaman görmekten, okumaktan gurur duyacağım...





Her köşesi ayrı bir güzel müzenin.




Bilge yaprakların arasından bakan kediye bayıldı:))


Fikret Mualla salonu ayrı bir güzeldi, her birinin önünde saatler geçirebilirim. Böyle güzel yerler olduğu sürece ne kadar şikayet etsem de "Ankara başka, seviyorum bu şehri" demeye devam edeceğim:))













20.02.2012

DOLU DOLU

Pazar günümüz dolu dolu geçti. Önce Bilge'nin ısrarıyla kısa bir Avm ziyareti yaptık.



Bunlar onun kokoş çorapları, bayıldı bu çoraplara, "Mariana kadar kokoş oldum mu" diye dolanıyordu ortalıkta.



Sevgili Koca -2 derece olan havayı görünce "güneşe aldanmayalım, bugün müze gezelim" dedi.


Önce Etnoğrafya Müzesine, sonra Resim Heykel Müzesine gittik.




Bir sürü fotoğraf çektim ama ne hikmetse yükleyemedim, yükleyebildiklerim malesef bu kadar.





Hatta yazı da yazamıyorum, ne alaka anlamadım.Birazdan bilgisayarı dişleyeceğim.






Dışarısı buz gibiydi, ama içerisi her iki müzeninde muhteşemdi.









Bilge de, biz de ağzımız açık gezdik. Özellikle Resim Heykel Müzesine bir kez daha gitmeye karar verdik.





En son istemeye istemeye ayrıldık müzeden, fotoğrafları koyabilirsem başka bir postta eklerim.


Güzel bir hafta diliyorum...























































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































17.02.2012

KIZLARA KOLYELER

Bilge' nin kursunda ikiz arkadaşları var. Özge ve Defne dünya tatlısı ikiz kardeşler. Yine çok tatlı bir anneleri ve müthiş bir anneanneleri var. Kızlar birşey isteyecekleri zaman ben etraflarındaysam "Sevdaaaaa ayakkabımı bağlar mısııın" şeklinde seslenirler bana. Anneleri her defasında "kızlar bari Sevda Teyze falan diyin ayıp yaaa" der, ben de ısrarla "karışma aramızdaki ilişkiye" derim:) geçenlerde bana kitap ayracı yapıp getirmişler, çok hoşuma gitti. İki hafta önce hangisiydi hatırlamaıyorum (hala ayırt edemiyorum) kızlardan biri ortadaki taşı getirdi. "Bak Sevda kalp şeklinde bu taş, bana kolye yapar mısın "dedi. Geçen hafta ben yapmayı unuttum. Havaların kötü olduğunu, dükkana gidemediğimi söyledim. Bu hafta hemen kolyeyi yaptım. Yanınada benden küçük birer hatıra olsun diye bu iki kolyeyi yaptım. Yarın verince yüzlerindeki ifadeyi çok merak ediyorum. Dünyanın en güzel duygusu, mutlu çocuk bakışları olsa gerek, ben de yarın tadını çıkartacağım:))) Bu arada hafta sonu ne çabuk geldi, hepimize güzel bir hafta sonu diliyorum...

16.02.2012

YENİ KOLYEM

Bu kolyeyi yeni yaptım. İpeği ebru teknesine daldırdım, dalga dalga ipeğe geçti renkler. Taşlarda birara takıyla uğraşıp, şimdilerde uğraşmayı bırakan, elindeki malzemeleri bana veren bir arkadaşımdan. Ucuna da zincirler ekledim, onlarada boncuklar. Oldu bana güzel bir kolye:)))
Dün son diş randevuma gittim, diğer köprümde ağzımın içinde yerini aldı. Şimdi alışma dönemi başladı, ama itiraf edeyim akşam karnımı güzelce doyurdum. Sığınamadım galiba, gece uykum kaçtı. Ben de kalkıp "Kürk Mantolu Madonna" yı okumaya devam ettim. Bambaşka bir dünya açtı Sabahattin Ali, naif, kırılgan bir dünya. Tam da ruh halime göre.
Bugünlerde kızıma bir haller oldu. Şımarık, umursamaz, ağlak bir tip oldu çıktı. Ben mi abartıyorum diye düşünüyordum ama bu sabah babası gibi bir sabır taşını da çatlatmayı başardı.Keyifli başalmadı bu sabah... Kendime yeni not defterleri aldım, kafamın içindekileri dökeyim şöyle yavaş yavaş. Sonra çizerim üstlerini, bu da benim rahatlama yöntemim. Sabah haberlerinde kar geliyor dediler, gelsin bakalım, zaten gittiği yok...

15.02.2012

OFLAYIP, PUFLARKEN

Kendimi bugünlerde hep böyle ya oflarken, ya puflarken buluyorum. Bütün işlerim yarım beni bekliyor. Bense hergün yağan kara kızıp, dişlerim bir türlü bitmediği için aç dolaşmaya devam ediyor ve bitmeyen işlerimi düşünüyorum. Yoğun bir şekilde de kendimi "kırgın" hissediyorum. Belli bir sebebi yok demek istiyorum kırgınlığımın ama var biliyorum. Bu konuda birşey yapamayacağımı bildiğim için yok saymaya çalışıyorum. Geçer biliyorum... biraz güneş görmeye ve sağlam dişlerle yemek yemeye ihtiyacım var, sonra nasıl olsa toparlarım kendimi...hep toparlamadım mı...

14.02.2012

VELİ TOPLANTISI

Bilge'nin okulunda bu sabah veli toplantısı vardı. Toplandık tüm veliler, heyecanla öğretmenimizi dinledik. Biz toplantıdayken çocuklar bize "sevgililer günü hediyesi" yaptılar.

Öğretmenimiz çocuklarımızın sorunsuz, güzel çocuklar olduğunu bu yüzden çok mutlu olmamız gerektiğini söyledi. Bilge için "o bir lokomotif, arkadaşlarına çok iyi bir örnek "dedi. Aman nasıl sevindim anlatamam. Ağzım kulaklarıma fiyonk, hediyemi aldım, güle oynaya ofise geldim. Kar yağıyor sabahtan beri, sokaklar boş. Kahvemi aldım elime etrafı seyrediyorum. Dün son gidişimdir diye düşündüğüm dişçi randevum, malesef sonlanmadı. Sağ köprüm cuk diye oturdu yerine ama sol yanım, dertli yanım olmadı. Ben oldu sanmıştım ama doktor "bu içime sinmedi, tekrar ölçü alalım" dedi. "Ne yapalım geç olsun güç olmasın" dedim, çıktım klinikten. Kar yağışı iyice hızlandı, pazar günü izleyemediğim "Behzat Ç." yi izleyim, sonrada kızımı almaya giderim.





13.02.2012

HAFTA SONU

Cumartesi öğlene doğru çıktık Bilge'yle evden. Malzeme ve kitap aldık, o kadar oyalanmışız ki kursa ilk defa geç kaldık. Neyse o dersine, ben dersime yollandık. Bu geçen hafta çalıştığım resim. Bu hafta "iki tual bir arada götürlim "dedi hocamız.

Röprodüksiyon çalışmamız için aşağıdaki resmi seçtim. Bu benim çalışmam. Aynadan daha güzel görünüyordu, ben de aynadan çektim. (o sebepten ters görünüyor)




Resmin aslı bu. Marina Ruseva' ya ait." Black Sea" çalışması. haftaya tamamlayacağız sanırım. Tam beş saat resim çalıştım, yanında da muhteşem bir müzikle, inanın terapi gibi geldi.




Dersleri bitiren Bilge, beni beklerken modellik yaptı:))



Hiç kıpırdamadı, öğrenciler bayıldı ona.





Sonunda tabureden aşağı doğru süzülmeye başlayınca azat ettiler:))



Bilge kendine Ayşeğül Dergisi ve Küçük Prens'in bu çizgi romanını aldı. Çok güzel hazırlamışlar, pazar günü defalarca okuduk:))




Ben de bu kitapları aldım. YKY her cumartesi uğrak yerimiz oldu, keyifle alışveriş yapıyoruz, nakit alışverişimizde %20 iskonto yapılıyor. Pek bir mutlu oluyoruz.


Pazar günü burnumuzu dışarı çıkartmadık. Ben bir köşede kitap okudum, Koca bir kenarda uyukladı. Bilge' de Tarçınla koşturup durdu. "Rerçek Renkler" Krıstın Hannah' ın son kitabı. Yazarın daha önce okuduğum iki kitabı çok güzeldi. Bu kitabı o tadı vermedi. Dün bitirip kaldırdım kütphaneme.
Bugün köprülerim takılacak, cumartesi kursum olduğu için bugüne bıraktım. Umarım sorunsuz biter. Güzel bir hafta diliyorum hepimize...
















10.02.2012

KAR, KAR YİNE KAR

İçim şişti kar görmekten. Dün Bilge'nin deyişiyle "kar macerası yaşadık". Ofiste işim vardı, Bilge'yi okuldan alıp, ofise getirdim. Kar bu arda usul usul yağıyordu. İşlerimi bitirdikten sonra, komşum olan arkadaşıma gittik. Bilge televizyona takıldı, biz de kahve içip, örgü örüyorduk ki, arkadaşımı eşi aradı. Havanın çok kötü olduğunu, kreşte olan çocğunu servisin nasıl getireceğini sordu. Biz o an idrak ettik, dışarıya baktık, ortalık buz pisti gibi. Servis şoförünü aradık 2 saat önce aldığı çocukları daha evlerine götüremediğini söyledi. Telaşla taksi duraklarını aradık, hiç bir yerde araba bulamadık. Arkadaşıma bir sırt çantası hazırladık. Çoraplar, atkılar yedek eldivenler doldurduk içine, kızcağız çıktı yola. Allahtan şansına o tarafa giden bir komşu bulduk, bindi onların arabasına gitti. Biz de Bilge'yle ofise geçtik. Bir baktım içerisi tanımadığım insanlar dolu. Bizim elemanlardan biri arabasına zincir takmak için arabayı yola çıkarmış. Zinciri taktıktan sonra, üşenmiş parka çekmeye. Yukarı yoldan kayan bir araba önce öndeki araca, sonra bizimkinin arabasına vurmuş. Onlar tutanak tutarken, bir araba daha kayıp bunlara tekrar vurdu. Yollar buz pisti gibi, o kadar çok kaza olduki gözümüzün önünde. O ara Kocam geldi. Arabaları parka çekip, sıkı sıkı giyindik. Yürüyerek ama daha çok kayarak meşhur yokuşumuzdan eve geldik. Çocuklar boş sokaklarda kar topu oynuyor, popolarının altında poşetle kayıyorlardı. Arkadaşım güç bela çocuğunu eve getirebildi. Dün Ankara'da herkes yayaydı, arbayla çıkanlarında çoğu malesef kaza yaptı. Bu sabah ana yollar açık ama, ara yollar hala buzlu. Tek tük araç geçiyor yollardan. Başta da söylediğim gibi, içim şişti kardan.Ortalığı bembeyaz görmekten bıktık artık. Yakında kar fobisi başlayacak bende, belki de başladı:)) Dün akşam dizi izlerken yazma kenarı tığladım, huzur evi etkinliğimiz için. Kolay oluyor, düşündüğümden daha çok yapabileciğim. Kitap okuyup, yattım. Sabah okullar tatil edildi mi diye baktım, edilmediğini görünce güç bela Bilge'yi uyandırdım. Fotoğraf okul bahçesinden, pek suratsızdı ama itiraz etmedi okula giderken:)) Hepimize keyifli ve sıcak bir hafta sonu diliyorum...

9.02.2012

BLACK

Dün Bilge'nin bir arkadaşını da okuldan alıp eve geldik. Akşam annesi alacaktı kızı.(işe gittiği için çarşambaları kızı bizde beşe kadar kalıyor) Bizi gören apartman ahalisi evi kreşe çevirelim mantığıyla olsa gerek çocuklarını bana yolladı. Oldu bende dört çocuk. Önce " nasıl yani "olsam da çocukları Bilge' nin odasına postalayıp, işlerimi bitirdikten sonra "Black" filmini izlemeye başladım. Muhteşem bir filmdi, sonunu iki gözüm iki çeşme bitirdim. Allah'tan kızlar da bana bulaşmadı. Filmin konusuna gelince hem kör, hem de sağır olan kızlarıyla ne yapacaklarını bilmeyen bir ailenin, ona ışık tutacak öğretmenin gelmesiyle hayatlarının değişimi ve müthiş bir azmin öyküsü anlatılıyor. Sonunda roller değişiyor, gözyaşları eşlik ediyor size. Müthişti, sonunda gözyaşlarımı silip kızları yavaş yavaş evlerine postaladım. En son biri kaldı, bumerank misali ben evine yolladım o geri geldi. Saat 20:30 ' da pes edip evinin kapısını çaldım "benden bu kadar Bilge uyuyacak artık" dedim. Pişkin pişkin gülüp çocuklarını aldılar. O kadar sinirlendim ki, Bilge'ye kızıp durdum. Yazık o da ne desem "haklısın anneciğim, tamam anneciğim" dedi. İçime oturdu, aldım karşıma anlattım, herşeyin bir zamanı var diye, yine uysal "tamam anneciğim" dedi, ama içimin burkulması geçmedi.

8.02.2012

GÜNDEN KALANLAR

Bu kitap bana uzaklardan geldi, sevgili Fiamma yolladı bu kitabı bize diğer güzel kitaplarla birlikte. Önce Tülin Abla' da konakladı, sonra bana geldi, benden de diğer dostlara gidecek. Yazarın ilk okuduğum kitabı. Fiamma Kazuo İşiguro için "kendini tekrarlamayan bir yazar" demişti yanlış hatırlamıyorsam. Diğer kitaplarını da okumak istiyorum bu sebepten. Dostlar sayesinde yeni yazarlar, yeni dünyalar tanıyorum ve çok mutlu oluyorum. Kitabın konusuna gelince büyük bir malikanenin başuşağı Stevens' ın işini kusursuzca yapmaya çalışması, yıllar sonra malikanenin el değiştirmesinin ardından ufak bir tatile çıkışı ve bu tatil sırasında ona eşlik eden anıları anlatılıyor. Kitap biraz yavaş ilerliyor ama bitince farklı bir hayatı gözlerinizin önüne seriyor. Bu kitabın filmini de izlemek istiyorum, bir türlü vakit bulamadım, en kısa zamanda izleyeceğim. Çok merak ediyorum. Teşekkürler sevgili Fiamma, ne iyi yaptın bu paylaşımla.

Birazdan dişçiye gideceğim prova için, iki gündür geçici dişlerimden biri ağzımın içine düşüp duruyor. Yutmadan bir kurtulsaydım, ne çok sızlandım bir karış ağzım için değil mi? Ne yapayım evde kimse nazımı çekmiyor, ben de size nazlanıyorum:))))

7.02.2012

ELDEKİ MALZEMELERLE

Bu aralar kafamda bir sürü fikir var ama bir türlü uygulamaya geçemiyorum. Neyi bekliyorum bilmiyorum,sanırım havalar ve dişlerimi yaptırıyor olmam beni baya etkiledi.


Dün elimdeki malzemelerle bu kolyeleri yaptık. Çoğu hazır malzeme, en azından ortalıktan kalksınlar dedim.


Herşey hazır olunca, tak kıvır ekle şeklinde bir sürü kolye çıkıyor ortaya:))



Bugün aslında daha farklı bir konudan bahsetmek istiyorum. Tülin Abla'yı tanıyorsunuz, bloğunda bu duyuruyu yaptı. Yaşlılar haftası için 15 Marta kadar, onları sevindirecek, işlerine yarayacak küçük hediyeler hazırlayacağız. Kafamda fikirler var, bakalım hangilerini yapabileceğim, yazarım zaten. Yaşlılarımızda tıpkı çocuklarımız gibi, onların da bizlere ihtiyacı var, onlar da ufacık şeylerden mutlu oluyorlar. Sizlerde birşeyler yapmak isterseniz bana ya da Tülin Abla'ya gönderebilirsiniz, sizin adınıza iletmekten memnun oluruz.