17.08.2016

Günler birbirini kovalarken..



Sabahları insanın içini ürperten hava sonbaharın kapıda olduğunun habercisi. Sınavdı, taşınmaydı , yeni evdi, memleket halleri derken yaz geçiverdi. Gerçi yazın bitiyor olması Bilge'yi üzüyor. En çok çocuklar üzülüyor sanırım, ben alıştım galiba tüm mevsimleri sevmeye:))

Neyse bu arada Bilge' nin okul kaydını yaptırdım, piyano dersini ayarladım. Geçen hafta ilk dersini aldı. Daha önce ses çalışırken kendi kendine çalışıyordu. Bunu faydasını göreceği de açık evde artık akşamları yeniden müzik sesi var:))

Bana gelince bu aralar nefis kitaplar okuyorum. Armağan Tunaboylu kitaplarıyla tanıştım. Önce "Yıldız Cinayetleri" ardından "Resim Cinayetleri" pek güzeldi. Bu yıl Ursula K.Leguin külliyatını bitirmek niyetindeyim ama zor olacak gibi görünüyor. Daha önce "Marifetler" i okuduğum serini "Sesler" ve "Güçler" kitaplarını bitirdim. Çok ama çok güzeldi. Bu sabahta "Her Yerden Çok Uzakta" yı bitirdim. Bu kitap alıştığım Ursula kurgularında oldukça farklıydı. Jean Louis Fournier ' ın daha evvel "Dul" kitabını okumuştum. Geçen hafta "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" ı okuyunca çok etkilendim ama asıl "Nereye gidiyoruz Baba" beni alt üst etti. Mutlaka okuyun derim.

Sinemada defalarca fragmanını izlediğimiz "Evcil Hayvanları Gizli Yaşamı" filmini izledik. Komikti ama itiraf edeyim fragmanları daha komikti:))

Bizde durumlar böyle...İyi bakın kendinize...

8.08.2016

İç İçe



Sabah erkenden uyandım. Gece o kadar geç yatmıştım ki, malum millet nöbette gecenin bir yarısı goy goy derdinde, gürültüden uyuyamadım. O kadar samimiyetsiz geliyorlar ki. Neyse erkenden uyandım diyordum. Baktım Bilge yatağın ayak ucuna kıvrılmış, Koca' da muhtemelen sığamamış bizim yatağa, Bilge' nin yatağına yatmış. Bilge herhalde geceki gürültülere uyanıp geldi. Biraz daha uyuyabilir miyim diye yumdum gözlerimi, olmadı. Ben de gece başladığım kitabımı aldım elime. "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" Jean -Louis Fournier. Yazarın daha önce "Dul" adlı kitabını okumuştum, bu bambaşka geldi. Üstelik arka kapakta "otobiyografik bir anlatı " diyor. Yazarın hayatına bakınca wikipedi "Fransız yazar ve komedyen "diye yazmış. "Komedyen " sözcüğü çok ironik geldi. Biraz okuyup su içmek için mutfağa gittim. Mutfakta akşamdan kalan üç beş bulaşık vardı. Önce makineyi boşaltıp yerleştirmek zorunda olmak sinir bozucu ama zorunlu. Bulaşıkları yerleştirip yenilerini dizdim. Bu arada yeni evi sevmeyen çiçeklerimin bir kısmını mutfağa koymuştum. Onlara gözüm takıldı. Ölenlerin saksılarını alt rafa kaldırdım. Kalonçem yaprak döküp duruyor, yakında kel kalacak. Onun sağını solunu toparladım. Saksısı küçük gelen adını bilmediğim çiçeği, ölenlerden birinin saksısına diktim. Can suyunu verdim. "Sakın ölme" diye tembihledim. çeri çöpü toparlayınca bir "oh "dedim, tekrar yatağa döndüm. Kitabı yarıladım, zaten ince ama bence ağır bir kitap.

Yıllar önce Antalya' da serada çalışırken palmiyeleri ve hurmaları nasıl budayacağımı anlatmıştı çalışan ablalardan biri. "Katman katman ayıracaksın, tıpkı soğan kabuğu gibi. Yanlış katmanı kaldırırsan zorlanırsın" demişti. Aslında nasılda hayatı özetlemiş. Her şey iç içe geçmiş katman katman olmuş ve hayatımızı oluşturmuş. Şimdi durduğum yerden bakınca gayet net anlıyorum...

Tabi ben bu düşüncelere dalmışken saat ilerlemiş. Bizimkileri kaldırdım. Evde ekmek yokmuş, kahvaltıyı ofiste yapalım dedik. Toparlandık, yola koyulduk...

Tamam ben yazıyı baştan okudum tam kafamın içini yansıtmış. Ne yapsam toparlayamam . Bu da böyle olsun. İyi haftalar dileyim, bir de kendinize iyi bakın...


1.08.2016

Küçük bir kaçamak

Daha önce bahsetmiştim sanırım Koca sigarayı bıraktı ama dellenik geziyor diye. Geçen hafta sonuna doğru haleti ruhiyesine iyi gelir diyerek düştük yollara. İstikamet Ordu-Akkuş-Çavdar Köyü.

Her şey iyi hoşta özellikle köye giden yollar korkunç. Birde kestirme yol varmış diyerek dağın başında keçi yolu gibi saçma sapan bir yoldan çıkana kadar akla karayı seçtik.


Havalar oralarda yeni ısınmaya başlamış. Eriklerden başka meyveye oturmuş hiç ağaç yoktu. Her şey çiçekte. İlk kez köyü bu kadar bereketsiz gördüm. Kayınvalidem de şikayetçiydi bu durumdan. Dört gün kaldık, pazar günü döndük eve. İnsanlara etrafa bakarken çokça düşündüm. İnsanların yaşayışlarını, beklentilerini, düşüncelerini anlamaya çalıştım. İşin içinden çıkmak çok zor, tek anlayabildiğim cahilliğin korkunç bir silah olduğu. Ülke neden bu halde sorusunun cevabı ortada.

Neyse iyi haftalar olsun diyeyim...

21.07.2016

Bir Film, Bir Kitap, gerisini boş ver...


Bilge'yle dün sinemaya gittik. BFG (The Big Friendly Giant) Roald Dahl' ın kitabından sinemaya uyarlanmış keyifli bir film. Keşke 3D izleyebilseydik daha muazzam olurdu. Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg oturuyor.  İyi yürekli dev rolündeki Mark Rylance' a bayıldım. Sophie rolündeki çocuğu hiç sevmedim:((




"Biletiniz Buraya Kadar" Romain Gary' nin okuduğum ikinci kitabı. İlk kitap "Kadının Işığı" nı çok sevmemiştim. Bu kitapsa oldukça güzeldi. Okumanızı öneririm.

" Bana her zaman öyle geldi ki yaşlanma, insanı yaşlılığa hazırlıyor. Değişimin işaretlerini belli eden mevsimler, aşamalar olduğunu düşünüyorum: "Yavaş yavaş" oluşmayı sürdüren bir şeyler var ki bunlar insana, kendini hazırlamak, belirli önlemleri almak ve araya mesafe koymak, böylelikle kendine bir "bilgelik", bir "dinginlik" oluşturmak için yeterli zamanı oluşturuyor."... (arka kapaktan)

Agora Kitaplığı, 2012 basımı, 225 sayfa...

Bugünün en güzel haberi netten sipariş ettiğim kitaplarım gelecek, bir de Bilge çok güzel bisiklet sürüyor. İyi bakın kendinize...

19.07.2016

Akıl



Bu fotoğrafı paylaştıktan bir gün sonra aynı saatlerde Bilge' nin yatağına uzanmış kitap okuyorduk. Kulakları delen jet seslerini duyduk. Bilge "yarın 30 Ağustos mu" diye sorunca hemen elim telefonuma gitti. Sosyal medya çalkalanıyor. Bir süre sonra bomba sesleri gelmeye başladı, korkunç bir duyguydu. Ev zangır zangır sallandı, jetlerin sesine tüm arabaların alarmları ötmeye başladı.Sonra sela sesleri...

Sonra kana susamış bir millet, bu kana susamışların arkasına sığınan siyasiler. Her şeyden bir haber telef olmuş askerler...Utanç duygusu... Her bir yanımı saran utanç duygusu.

Darbeyi elbette desteklemiyorum, faşistçe hiç bir girişimi asla desteklemem. Ama bu çok farklı bir durum... benim anladığım memlekette tek organize meslek gurubu imamlarmış. Hepsi bir arada nasıl bu kadar çabuk organize oldu aklım almıyor...
Ne mi yapmalı? Bilmiyorum... Ne mi yaptım? Bilge' nin tabletine bir şey olmuş kimlik kurtarma parolası bekliyor ve nete giremiyor. Milletin çarşaf çarşaf paylaştığı kanlı görüntüleri görmedi.
Facebookta pek çok kişiyi paylaşımları yüzünden arkadaşlık listemden çıkarttım. Elimden geldiğince internete girmiyorum. Babil' den kitap sipariş ettim, iyi hissettirdi. Mecbur olmadıkça bir yere çıkmıyorum. Bu konuyu konuşmuyorum. Buraya da "kişisel güncem"olduğu için yazıyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum...

12.07.2016

Merhaba


Sanki aylar olmuş gibi buraya yazmayalı. Bir garip hissettim. Yaklaşık bir ay olmuş. Neler oldu anlatayım. Bilge Hacettepe konservatuvar sınavına girdi. Maalesef başarılı olamadı. Sınav sonucunun olumsuz olmasına çok üzüldü, biz de keza öyle. Ancak bu maratonun bitmiş olması hepimizi rahatlattı. Müzik Bilge' nin hayatında hep olacak, enstürman çalmayı seviyor çünkü.
Evimize taşındık. Eşyaların bir kısmı henüz yerleşmedi, koltuklar daha  gelmedi ama enteresan bir şekilde bu bizi rahatsız etmiyor:))
Bayram tatili için anneme Antalya'ya gittik. Yine kısa bir tatildi ama bir nebze de olsa dinlenebildik.
Ankara neredeyse bomboş. İşler biraz yavaşladı, hayırlısı diyelim.
Bu arada Koca sigarayı bıraktı, yaklaşık bir aydır içmiyor. Yalnız hey heyler tepesinde geziyor,  sabır diyerek idare etmeye çalışıyoruz:))

Bilge biraz önce "Pal Sokağı Çocukları"nı bitirdi. Yanıma gelip "ama Nemeçek öldü" dedi yaşlı gözlerle:(( Oyy kıyamam

Ben de Sezgin Kaymaz" ın "Sevinç Kuşları -/ Kısas" ını okuyorum, ilki de çok güzeldi.

Bak şimdi ben sayfalar dolusu yazarım sanmıştım ama ancak bu kadar yazabildim:))
İyi bakın kendinize...

14.06.2016

Durum Raporu:))


Durumlar fena, her yer terelelli:)) Ama umut var mı? evet:)) tünelin sonunda ışık yanmaya başladı diyebilirim:)) Arkadaş tadilat dediğin şeyin küçük ya da büyüğü yokmuş ve yeni ev dediğin dipsiz bir kuyuymuş. "Şu da olsun, bu da olsun" la başlayan cümleler, yapı market rafları enteresan durumlarmış. Mesela dün elektrik malzemeleri reyonunda priz ve anahtarlara bakarken şaştım kaldım. O kadar çok ki şahsen çok gereksiz buldum. Sonra sevgili Kocam' ın içinden ışıltılı, varaklı bir adam çıktı. Bilge'yle "yok artııııık " diyerek uzaklaştık kendisinden. Tövbe, tövbe.

Sonuç olarak kırılıp dökülecek yerler yapıldı, boyacı bugün çıkıyor, mutfak ve dolaplar 25-26 sı gibi bitecek (sağlam tehdit ettim), perdeler cumaya hazır olacakmış. Koltukları döşemeciye veremedim Ne zaman verirsem vereyim bayramdan sonra anca teslim edeceklermiş. Cam balkoncu haftaya takacak. Koca'yla birbirimize girmeden lambaları, bataryaları ve mutfak için ankastreleri alırsam bayramda çocuklar gibi şen olacağım:))

Bilge okula gitmeyi bıraktı:))) Sınava odaklanıyormuş. Yersem tabi, yiyeceğim yiyeceğim:((

İyi bakın kendinize diyerek kaçıyorum, tadilatsız günler diliyorum:))