28.09.2016

Öyle İşte...

Blog yazmanın en zor kısmının "başlığa ne yazsam" olduğunu unutmuşum:)) En çok "ben" "biz" dediğim yer burası. Neden daha sık yazmıyorum sorusunu kendime tekrarlayıp duruyorum. Hissettiklerimi kelimelere dökmem artık zor geliyor. Sanki iflah olmaz bir tembellik var üzerimde yazmakla ilgili. Oysa yazamamak rahatsız da ediyor. Değişmek istemiyorum. Tembel olmak hiç istemiyorum...
Gün çok erken başlıyor her sabah. Bilge gözünü açmakta zorlansa da, gözünü açtıktan sonrası hızlıca geçiveriyor. Çok erken olduğu için serviste midesi bulanmasın diye bir dilim bir şey atıveriyor ağzına. Küçük sandiviçler yapıyorum, ders başlamadan okulda yiyor. Okula gelince "ben geldim" diye haber vermeyi öğrendi sayılır. Önceleri unutunca çok bozuluyordum ama beni unutması, arkadaşlarına takılması güzel diye düşünüyorum. Okulu ve sınıfını sevmiş görünüyor. Bilge için bu çok önemli. 15:10 gibi eve geliyor. Ben yarım gibi ofisten çıkıp yürüyerek ( yaklaşık 3,5km) eve geliyorum, yemek hazırlayıp onu karşılıyorum. Havalar iyice soğuyana kadar bu yürüyüşlere devam edeceğim. Bir saat kadar dinleniyor. Sonra ödev başına oturuyor, sonra piyano arada kaçamak tablete bakmaca. Akşam 20:30 gibi yatağa giriyoruz. Hâlâ birlikte kitap okuyoruz. Biraz o okuyor, çokça ben:)) o arada uyuya kalıyor...

Harper Lee' nin "Tespih Ağacının Gölgesinde" kitabına başladım. "Bülbülü Öldürmek" ten sonra çok temkinli bir okuma, ne hissettirecek bilemiyorum. Jack London' ın "Demiryolu Çocukları" nı da okuyorum. Gelecek ay Bilge okuyacak. Yan çizmesin diye,  çaktırmadan önce ben okuyorum.
Bu arada yatarken de Behiç Ak' ın "Postayla Gelen Deniz Kabuğu" nu okuyoruz. Bilge önce sevmediğini söyledi, sonra "ben de tablet bağımlısı olabilir miyim" diye sormaya başladı:))
Bilge kitap okumayı sevmiyor diye düşünüyordum ama galiba sevme biçimlerimiz farklı. Benim sevdiğim gibi sevmesini beklemek hata olur.

İyi bakın kendinize...

21.09.2016

Yeni okul...

Bayram tatili dönüşünde sık sık asık bir surat ve "offf okul açılıyor yaa" lafı döndü durdu etrafımızda. Pazartesi sabah korkunç endişeli bir suratla kalktı, kahvaltının ardında arabaya atlayıp okula doğru yol almaya başladık. Trafik rezalet.Koca' nın masumane Ankara trafiğinden kaçabileceği (istikamet Kızılay çünkü) düşüncesinin ne kadar acınası olduğunu okula on dakika geç kalarak ıspatlamış olduk. Allahtan tören falan derken sınıf listeleri daha okunmamıştı. Okul bahçesinde benimkinin benzeri bir sürü endişeli surat. Arada bir iki tane geçen seneden tanışan var. Bir ara ingilizce sınıfından hayta olduğunu bildiğim bir oğlanı gördüm. Aman nasıl sevindik. Hemen yanına gittik. Ben annesiyle konuşurken oğlan annesinin zoruyla kafası başka tarafa çevrili" merhaba Bilge" dedi:((
Neyse sınıf listeleri okunmaya başlandı. Bir çınar ağacı kararlaştırdık Bilge'yle alında buluşalım diye. Öğlen yemeği yeriz dedim tamam derken, fotoğraftaki kızın annesi yanımıza yaklaşıp "aynı sınıftalar galiba hadi birlikte çıkın"dedi. O yukarı çıktı, ben sonra çaktırmadan sınıfa çıktım, fotoğrafı çekerken yakalandım. Gülen yüzünü gördüm ya "öff anneye" bile takılmadım:))

Okula geç kaldık dedim ya, hemen servis ayarlaması yapayım dedim. Servisçi abinin "sabah altıyı yirmi geçe hazır olsun " lafını önce idrak edemeyip, sonra şaka yaptığını sanınca ve buna gülen bir tek ben olunca çaresiz kabul ettim. Adam acıdı yazık halime galiba, dönüşte "kıyak yaptım ikici Bilge' yi bırakırım" dedi. İyi bari buna da şükür. İlk kez servisle gidecek, Allahtan telefon kullanma izinleri var. Ben sürekli mesaj yazıyorum servise bindirince. Güzel kızımla başlayan uzun cümleler, önce kısa kısa bir iki kelime yazarken, sonrası yanıtsız... Yeni ergen çocuk hevesi gibi gözüm mesaj ekranında boş umutla kaldım. Dönüşte "niye cevap yazmıyorsun" diye sorunca"çok gereksiz yazıyorsun, yatıp uyusana "dedi. Çok bozuldum ama bir şey demedim. "Uyanınca bir daha uyuyamıyorum " diyemedim."Aklım sende kalıyor" hiç diyemedim. Sabah yürüyüşüne mi çıksam diye düşündüm önce, evin önündeki rampayı düşününce vazgeçtim. Çoktandır ihmal ettiğim bloğumun başına geçtim. Ay ve sokak lambasının buluştuğu ve yavaş yavaş günün aydınlandığı bu sabahtan yazıyorum işte.
Ne diyelim hayırlı uğurlu olsun yeni öğretim yılı. Ergen davranışlarının kalbinizi ezip geçmediği günler dilerim...

5.09.2016

Sığınak


Ev, özellikle de balkon bir nevi sığınak gibi oldu. Bir sürü kitabım var, bir sürü olduklarını bilmek beni rahatlatıyor. Boyalarım var, kağıtlarım, fırçalarım, killerim... İyi ki varlar, onlara baktıkça daha rahat nefes alabiliyorum. Bilge' yi en çok "tembel" olmakla eleştiriyorum ama içimden bir ses "bırak tembel ve rahat bir insan olsun "diye fısıldıyor kulağıma. İyi şeyler yapmak, yazmak, söylemek istiyorum. Kulaklarımı ve gözlerimi sımsıkı kapatıyorum. Kötülükleri görmek duymak istemiyorum.

Daha umutlu yazmak isterdim...kuşlar, böcekler, çiçekler..." hayat ne kadar güzel" demek istiyorum..."insanlar ne kadar iyi"...diyemiyorum. Tek diyebildiğim "insanlar ne kadar bencil", "insanları sevmek istemiyorum" diyebiliyorum ve sığınağıma koşuyorum...

17.08.2016

Günler birbirini kovalarken..



Sabahları insanın içini ürperten hava sonbaharın kapıda olduğunun habercisi. Sınavdı, taşınmaydı , yeni evdi, memleket halleri derken yaz geçiverdi. Gerçi yazın bitiyor olması Bilge'yi üzüyor. En çok çocuklar üzülüyor sanırım, ben alıştım galiba tüm mevsimleri sevmeye:))

Neyse bu arada Bilge' nin okul kaydını yaptırdım, piyano dersini ayarladım. Geçen hafta ilk dersini aldı. Daha önce ses çalışırken kendi kendine çalışıyordu. Bunu faydasını göreceği de açık evde artık akşamları yeniden müzik sesi var:))

Bana gelince bu aralar nefis kitaplar okuyorum. Armağan Tunaboylu kitaplarıyla tanıştım. Önce "Yıldız Cinayetleri" ardından "Resim Cinayetleri" pek güzeldi. Bu yıl Ursula K.Leguin külliyatını bitirmek niyetindeyim ama zor olacak gibi görünüyor. Daha önce "Marifetler" i okuduğum serini "Sesler" ve "Güçler" kitaplarını bitirdim. Çok ama çok güzeldi. Bu sabahta "Her Yerden Çok Uzakta" yı bitirdim. Bu kitap alıştığım Ursula kurgularında oldukça farklıydı. Jean Louis Fournier ' ın daha evvel "Dul" kitabını okumuştum. Geçen hafta "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" ı okuyunca çok etkilendim ama asıl "Nereye gidiyoruz Baba" beni alt üst etti. Mutlaka okuyun derim.

Sinemada defalarca fragmanını izlediğimiz "Evcil Hayvanları Gizli Yaşamı" filmini izledik. Komikti ama itiraf edeyim fragmanları daha komikti:))

Bizde durumlar böyle...İyi bakın kendinize...

8.08.2016

İç İçe



Sabah erkenden uyandım. Gece o kadar geç yatmıştım ki, malum millet nöbette gecenin bir yarısı goy goy derdinde, gürültüden uyuyamadım. O kadar samimiyetsiz geliyorlar ki. Neyse erkenden uyandım diyordum. Baktım Bilge yatağın ayak ucuna kıvrılmış, Koca' da muhtemelen sığamamış bizim yatağa, Bilge' nin yatağına yatmış. Bilge herhalde geceki gürültülere uyanıp geldi. Biraz daha uyuyabilir miyim diye yumdum gözlerimi, olmadı. Ben de gece başladığım kitabımı aldım elime. "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" Jean -Louis Fournier. Yazarın daha önce "Dul" adlı kitabını okumuştum, bu bambaşka geldi. Üstelik arka kapakta "otobiyografik bir anlatı " diyor. Yazarın hayatına bakınca wikipedi "Fransız yazar ve komedyen "diye yazmış. "Komedyen " sözcüğü çok ironik geldi. Biraz okuyup su içmek için mutfağa gittim. Mutfakta akşamdan kalan üç beş bulaşık vardı. Önce makineyi boşaltıp yerleştirmek zorunda olmak sinir bozucu ama zorunlu. Bulaşıkları yerleştirip yenilerini dizdim. Bu arada yeni evi sevmeyen çiçeklerimin bir kısmını mutfağa koymuştum. Onlara gözüm takıldı. Ölenlerin saksılarını alt rafa kaldırdım. Kalonçem yaprak döküp duruyor, yakında kel kalacak. Onun sağını solunu toparladım. Saksısı küçük gelen adını bilmediğim çiçeği, ölenlerden birinin saksısına diktim. Can suyunu verdim. "Sakın ölme" diye tembihledim. çeri çöpü toparlayınca bir "oh "dedim, tekrar yatağa döndüm. Kitabı yarıladım, zaten ince ama bence ağır bir kitap.

Yıllar önce Antalya' da serada çalışırken palmiyeleri ve hurmaları nasıl budayacağımı anlatmıştı çalışan ablalardan biri. "Katman katman ayıracaksın, tıpkı soğan kabuğu gibi. Yanlış katmanı kaldırırsan zorlanırsın" demişti. Aslında nasılda hayatı özetlemiş. Her şey iç içe geçmiş katman katman olmuş ve hayatımızı oluşturmuş. Şimdi durduğum yerden bakınca gayet net anlıyorum...

Tabi ben bu düşüncelere dalmışken saat ilerlemiş. Bizimkileri kaldırdım. Evde ekmek yokmuş, kahvaltıyı ofiste yapalım dedik. Toparlandık, yola koyulduk...

Tamam ben yazıyı baştan okudum tam kafamın içini yansıtmış. Ne yapsam toparlayamam . Bu da böyle olsun. İyi haftalar dileyim, bir de kendinize iyi bakın...


1.08.2016

Küçük bir kaçamak

Daha önce bahsetmiştim sanırım Koca sigarayı bıraktı ama dellenik geziyor diye. Geçen hafta sonuna doğru haleti ruhiyesine iyi gelir diyerek düştük yollara. İstikamet Ordu-Akkuş-Çavdar Köyü.

Her şey iyi hoşta özellikle köye giden yollar korkunç. Birde kestirme yol varmış diyerek dağın başında keçi yolu gibi saçma sapan bir yoldan çıkana kadar akla karayı seçtik.


Havalar oralarda yeni ısınmaya başlamış. Eriklerden başka meyveye oturmuş hiç ağaç yoktu. Her şey çiçekte. İlk kez köyü bu kadar bereketsiz gördüm. Kayınvalidem de şikayetçiydi bu durumdan. Dört gün kaldık, pazar günü döndük eve. İnsanlara etrafa bakarken çokça düşündüm. İnsanların yaşayışlarını, beklentilerini, düşüncelerini anlamaya çalıştım. İşin içinden çıkmak çok zor, tek anlayabildiğim cahilliğin korkunç bir silah olduğu. Ülke neden bu halde sorusunun cevabı ortada.

Neyse iyi haftalar olsun diyeyim...

21.07.2016

Bir Film, Bir Kitap, gerisini boş ver...


Bilge'yle dün sinemaya gittik. BFG (The Big Friendly Giant) Roald Dahl' ın kitabından sinemaya uyarlanmış keyifli bir film. Keşke 3D izleyebilseydik daha muazzam olurdu. Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg oturuyor.  İyi yürekli dev rolündeki Mark Rylance' a bayıldım. Sophie rolündeki çocuğu hiç sevmedim:((




"Biletiniz Buraya Kadar" Romain Gary' nin okuduğum ikinci kitabı. İlk kitap "Kadının Işığı" nı çok sevmemiştim. Bu kitapsa oldukça güzeldi. Okumanızı öneririm.

" Bana her zaman öyle geldi ki yaşlanma, insanı yaşlılığa hazırlıyor. Değişimin işaretlerini belli eden mevsimler, aşamalar olduğunu düşünüyorum: "Yavaş yavaş" oluşmayı sürdüren bir şeyler var ki bunlar insana, kendini hazırlamak, belirli önlemleri almak ve araya mesafe koymak, böylelikle kendine bir "bilgelik", bir "dinginlik" oluşturmak için yeterli zamanı oluşturuyor."... (arka kapaktan)

Agora Kitaplığı, 2012 basımı, 225 sayfa...

Bugünün en güzel haberi netten sipariş ettiğim kitaplarım gelecek, bir de Bilge çok güzel bisiklet sürüyor. İyi bakın kendinize...