18.01.2017

Okuduklarım

Geçen sene Yıldız Cinayetleri kitabıyla tanışmıştım Metin Çakır' la. Metin Çakır Armağan Tunaboylu' nun pek bir ahlaksız, pek bir edepsiz roman kahramanı. Ardından Resim Cinayetleri' ni okudum. Geçen yılın son kitap alışverişine eklediğim iki kitaptan ilkini okudum.Kahramanımız Metin Çakır yine olmadık cinayetlerin ortasında, Komiser Asım Abi peşinde, daha pek çok kişiyle birlikte. Pantolonun önü bir türlü kurumuyor, elinden falçatası düşmüyor. Adını temize çıkartmak yine kendisine düşüyor:)) Sırada Karakol Cinayetleri var.



Yapı Kredi Yayınlarının ciltli kapaklı bu serisini topluyorum. Hanene Huzur Dolsun/Sevdalı Bulut kitabı M.Melih Güneş' in çok özenli ve kıymetli bir çalışması. Nazım Hikmet' in senaryolarını yazdığı Hanene Huzur Dolsun ve Sevdalı Bulut çizgi filmlerinin hikayesini, çekim aşamalarını, ilerleyen zamanda yapılan değişimleri anlatıyor. Üstelik bu senaryolar Nazım' ın Vera'yla tanışmasına vesile olmuş. Güzel bir kaynak bence kitaplığınızda olmalı. Sevdalı Bulut bir kez daha yüreğinize dokunmalı.

Keyifli okumalarınız olsun...

16.01.2017

Özet Akışı

 Fotoğraftaki Goldenı sahiplendik. Adı Efes. Daha önceki köpeğimizi sahiplenmemiz de hiç hesapta yokken gelip bizi bulmuştu.Hayatımıza renk katmıştı. Eminim Efes' de iyi gelecek bize.
 Özellikle Bilge havalara uçtu. "Demek ki çok isteyince oluyormuş" dedi.
Bilge'yle pazar günü operaya gittik. "Bir Tenor Aranıyor" temsilini izledik. Çok komikti, keyifliydi.Çıkışta kar yağıyordu. Yol boyunca uzun uzun konuştuk Bilge'yle. İyi geldi ikimize de...

Bu haftanın en heyecanlı olayı hafta sonu tatilin başlıyor olması.

Güzel bir hafta olsun...


6.01.2017

Haftanın Kitapları

 Yılbaşı ertesi sabahında okumaya başladım "Can Almanak 2017" okumaya başladım.Akşama bitti.Kapaktaki "Kültür, Sanat Yıllığı" kapsamındaki, sanatsal etkinlikleri, iptal edilen etkinlikleri, parçalanan, saldırıya uğrayan pek çok heykeli, her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışan tiyatroları, galerileri, tiyatro oyunculuğundan atanan kayyumla zapıta ve belediye işçiliğine geçirilenleri ve daha pek çok şeyi içim sızlaya sızlaya okudum. Arada ödül almış sanatçılara rastlayıp sevindim. Bir kaç festival filmini not ettim. Meraklısına tavsiye ederim...
Tahsin Yücel canımın içi, nurlar içinde uyusun. Önce "Peygamberin Son Beş Günü" nü okuyup yazısındaki derinliğe hayran kalmıştım. Ardından "Kumru ile Kumru" çok etkilemişti beni, günlerce kafamın içerisinde dönüp durmuştu. Bu hafta da "Mutfak Çıkmazı" nı okudum. İlyas' ın tutkusu, onun sığınağı inanılmazdı. Bu yıl okuyabildiğim kadar çok Tahsin Yücel kitabı okumaya karar verdim.

Ajandamda yazan "Aylık hedefim" kısmına "okuyabildiğin kadar oku" yazdım, Bu yılki Goodreads hedefim 120 kitap. Geçen yılı 106 kitapla bitirdim. Bununla da gurur duyuyorum. "nasıl ya üç günde bir kitap mı okudun " diyen arkadaşlara bazen bir günde iki kitap okuduğum da oldu, hafta da bir kitap okuduğumda. Sabaha kadar okuyup sabah kanlı gözlerle kalktığım da oldu, göz damlasıyla dolaştığım da. Okumak beni hep mutlu etti, hep de edecek. En hüzünlü hikaye de, en trajik , hikayede ruhuma dokunduğu bana yaşadığımı hissettiriyor.

Armağan Tunaboylu'nun "Konsey Cinayetleri" ne başladım. Yine bir Metin Çakır Polisiyesi.

Bu arada yılbaşı öncesi iki gün kar tatilini de ekleyince dört gün evde kalmıştık ya Bilge' yle çok güzel vakit geçirdik. Müzik kanalından eski şarkıları dinledik, Bilge! nin hiç bilmediği Sezen Aksu, Düş Sokağı Sakinleri, Bulutsuzluk Özlemi ve daha bir sürü şarkılar dinledik. En çok Goran Bregoviç' e bayıldı, konser kayıtlarını defalarca dinledi. " Çav Bella" ya bayıldı. Arada mırıldanırken duyuyorum.

Eski şarkılar dinlenir de eski filmler atlanır mı? Tabi ki atlamadık. "You Got Mail" e bayıldı. Filmde internete bağlanırken modemin sesini duyunca "noluyor "diye sordu. Tanrım zaman nasıl geçiyor, eski günleri anlattım uzun uzun..."Talihsiz Serüvenler Dizisi' ni de izledik. Kont Olaf rolündeki Jim Carrey' e hayran oldu. Hafta içi dizinin 4. kitabı"Bitik Orman" kitabını aldım. Baudelaire öksüzlerinin başlarına gelenleri okumaya başladık. (ilk üç kitap filmde anlatıldığı için dördüncüden başladık) İlk defa bir kitabı bu kadar hızlı okuyoruz. Daha çok o okuyor ben dinliyorum. İçimden "yaşasın" diyerek:))

Buralar çok soğuk her yer kar buz, Karınca adımlarıyla yürüyorum. Bilge dün sabah servis beklerken hafifçe yağan kara bakıp "burnuma düşüyor ama dilimin üstüne neden düşmüyor" diye soruyordu. Bu sabahta günlerdir ilk kez yıldızları gördük.  Şu an dışarıda şıp şıp eriyen kar sesleri, az da olsa ışıldayan bir güneş ve rüzgarda sallanan ağaçlar var.

iyi bakın kendinize...

3.01.2017

Yeni Yıl

 Biliyorum bütün sevinçleri ya da kederleri yıla yüklemek aptalca farkındayım ama 2016' yı hiç sevmedim.
 Kendimi çok yabancı hissediyorum, herkese ve her şeye. Her gün bir trajedi, her gün bir keder, ölen insanlar, memleket yangın yeri...
Bir yerlerde öldürmekle beslenen, dinin imanının bu olduğuna inanan insan görünümlü yaratıklar var.
Bu sürekli aklımda, bununla yaşamaya nasıl alışacağız bilmiyorum. Güven uzak bir kelime.
Fotoğraflara gelince hayta tutunma çabaları da diyebiliriz suni teneffüste...ya da umut kırıntıları...

22.12.2016

Hafta Biterken

Geçen hafta sonu Opera Sahnesi' nde MDT' den "Frida" yı izlemeye gittik.


Gitmekle gitmemek arasında kaldım önce. Memleket yangın yeri gibi, gün geçmiyor ki yeni bir felaket duymayalım. Her gün ayrı bir acı.

 Günler öncesinden almıştım biletlerimizi. Bilge' ye bunu anlatmanın yolunu düşündüm, gülen yüzüne bakınca vazgeçtim.
Hazırlandık çıktık, hava buz gibiydi. Operadan içeri girince ve kalabalığı görünce derin bir nefes aldım.Çok güzel bir gösteriydi, bu topluluğu çok beğeniyorum zaten. Bitiminde yine avuçlarımız kızarana kadar alkışladık. İyi ki gelmişiz dedim, Benim, bizim buna ihtiyacımız var, tutunmak lazım sımsıkı...yapacak başka ne var ki...

6.12.2016

Geçen Hafta


Cuma günü işe gitmedim. Mehmet Eroğlu' nun "Kusma Kulübü" nü bitireyim, eve çeki düzen vereyim dedim. Evin bu köşesini seviyorum, sehpanın üzerindeki cam kürelerini bayılıyorum. Kim akıl etti acaba diye düşünürken babamla fotoğrafımıza bakıyorum, pek çok gün yaptığım gibi. Saçlarım belimde, üniversitedeyim. Ben kısa kollu babam uzun kollu olduğuna göre, henüz yaz değil diye düşünüyorum. Kısa süreliğine eve gelmişim Babam sağ kolunu omzuma atmış. O anda deklanşöre basılmış. Güçlü omzu yanı başımdaymış...

Kitabı bitiremedim, evi ellemedim. Yalan oldu her şey...Bir tek yemek yaptım.

 Bilge akşam üzeri "dışarı çıkalım "dedi. İyi kide çıktık ama hava fena soğumuş. Önce üst taraftaki parka uğradık. Totosunun üşümesine aldırmadan salıncakta sallandı keyifle. Yürümeye devam ettik. Birbirimize iyice sokulduk. Bu kız çok komik , hiç susmuyor adeta cıvıldayan bir kuş gibi...iyi kide öyle...Kendimizi sevdiğimiz kafeye zor attık:))
Bilge linol baskı denedi. Çok kıskandım tamamen doğaçlama oydu. (kağıttaki pembe desen) hayal gücümü nerede bıraktım diye düşündüm onu izlerken... Ağaç bardak altlıkları almıştım, ben de onları boyadım, iyi geldi...

"Kusma Kulübü" bitti, yorucuydu sanki biraz. Arada iki komik film izledik . Ailecek şuursuzca güldük. ("Nine Lives ve "True Memories Of An Int. Assassin" ) bizimkiler abur cuburla, cips gömdüler. Ben diyetime sadık kaldım... iç geçirmedim değil ama sanki kendime olan saygım arttı...

Bilge' yle Patricia Wrede ' nin "Büyülü Orman Günlükleri " serisinin ilk kitabı "Ejderhalarla Yaşamak" ı  okuyoruz. Bayıldık, yatma vakti gelince elimizde kitap, biraz o okuyor, çokça ben, sonra uyuya kalıyoruz...

Gürsel Korat' ın "Çizgili Sarı Defter" kitabına başladım. On ayrı öyküden oluşuyor, öyküler güzel ama bitmemişlik hissi yoğun.

Favori içeceğim  bir iki dilim limon, bir iki dilim zencefil ve sıcak su, nefis...(limon ağacım donmasın lütfen, lütfen, lütfen)

 Çok soğuk yahu ama güneş var iyi ki...

Kaçtım ben, biraz daha "iyi ki" ler bulmaya...

28.11.2016

Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali


 Çok ucundan yakaladım bu sene festivali. Seneye inşallah daha hazırlıklı olacağım. Üç oyun izledim festivalde. Üçü de Şinasi Sahnesi' ndeydi.
Tiyatronun duayeni Genco Erkal muhteşem bir performansla ruhlarımıza dokundu. Çok sevdiğim bir arkadaşım aldı biletlerimizi. "Bir Delinin Hatıra Defteri" ni perşembe akşamı izledik.



Arkadaşım Erdal Beşikçioğlu'ndan da izlemişti aynı oyunu (ben maalesef izleyemedim) "çok farlı iki yorum izlediğini" söyledi. Benim için unutulmaz bir seyir oldu. Çok yaşa Genco Erkal.


Perşembe günü benimle tiyatroya gelemeyince bozulan Bilge' ye sürprizdi bu oyun. Cuma akşamı olduğu için rahat rahat gittik. Önce Tunalı' da kahve ardından Şinasi Sahnesi.

Allahım ne güldük,ne güldük. Uzun zamandır böyle gülmemiştim. İstanbul Kumpanyası oyuncularından Tarık Şerbetçioğlu' nun yönetmenliğini ve baş rolünü üstlendiği "Kapı Çarptı" iki perde boyunca, hatta eve giderken arabada ve hatta öbür gün evde hâlâ bizi güldürüyordu.


Ömer Gecü' ye, Nermin Koçak ve tabiki Binnur Şerbetçioğlu 'na ve diğer oyunculara bayıldım. Çıkarken avuçlarımızın içi alkışlamaktan acıyordu.
"Düşüş" oyunu benim için ilginçti. Aynı isimli başka bir oyuna bilet aldığımı zannedip, gidip gitmemek arası kararsız kalmıştım. Sahneyi görmemizle, şaşkın hatamı fark ettim. Güzel oldu ilginç bir oyun izledi Boğaziçi Ün. Oyuncularından. Görseller, canlı müzik ve dans ve içinde bulunduğumuz şiddet dolu olaylar. Gencecik insanlardan yorumlandı ve güzel bir seyirdi, yolları açık olsun.

"Yaşasın Tiyatro" diyeyim emeği geçen herkese binlerce teşekkürler.... iyi bakın kendinize...