19.09.2017

Günaydın...


Geçen hafta salı gecesi başlayan şiddetli bir karın ağrısıyla devrildim.Perşembe günü acilde serumla yattım derken anca bu sabah toparlanabildim. Çok fenaydı, çok. Allahım sağlık ne kadar önemli.

Kafamı toparladığım zamanlar okuyabildim. Mahir Ünsal Eriş' in "Dünya Bu Kadar"ını bitirdim. Önce bir garip geldi bi dolu insan, kafam karıştı derken çok güzel bağladı, sevdim. Stefan Zweig 'in "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" Zweig okumalarımın ikinci kitabı oldu, güzeldi, çok kısaydı zaten. Asıl baba kitabım Jean Christophe Grange' in "Kongo' ya Ağıt" kitabıydı. İlk kitap "Lontano" da ki kurguyu düşünüp ikinci kitabın kalınlığını görünce merakım tavan yapmıştı. Grange laf kalabalığı yapmaz ve hep ters köşe sonları olan kurguları vardır. Gerçi son dönemdeki kitaplarındaki akıllara zarar vahşet çok iticiydi, bu kitap nispeten daha sakindi. Bu kitabı da sevdim. Bilge'yle ortak okumalarımızda bu yaz Rick Riordan' ın Percy Jackson ve Olimposlular serisini okuduk. Bu serinin son kitabı da "Son Olimposlu" kitabıydı. Yunan tanrıları, tanrıların melez çocukları , canavarlar... Bilge' yle konuşacak çok şey çıktı:))

Bilge demişken dün malum okullar açıldı. Arkadaşlarıyla pek özlemişler birbirlerini. Ben de gittim, servis işini ayarlayayım diye. Diğerlerini anneleri falan olmayınca benimki neredeyse beni tanımıyor ayağına yattı, sıpa:))  Servis işini de tam çözemedim. haftaya kaldı. Eski düzen gidecekmiş bu hafta.

Sağlıklı beslenme sürecimden bahsetmiştim, sağlık bozulunca ve hiçbir şey yiyemeyince birden 3-4 kg gitti. Ayakta duracak halim kalmamıştı. Allahtan toparladım. 72,8 düştüm, yağ oranım geçen ay %35 ti bakalım bu ay ne çıkacak. Bugün spora gideceğim ama çok zorlamayacağım. Yavaş yavaş takılırım artık. Kendinize çok ama çok iyi bakın...

7.09.2017

Tatil, bayram, ikizler, falan filan...


Bayramdan birkaç gün önce Antalya' ya gitmek için yola koyulduk. Geçen seferden tecrübeli olduğumuz için bu sefer çok kasmadım. Efes çok rahat gitti, Bilge'yle arka koltukta sekiz filan çizdiler:)) Akşam saatlerinde Antalya' ya vardık. Aslında bir miktar serinlemişti hava ama Ankara'yla kıyaslayınca yine de çok sıcaktı. Öbür gün gece kızları ve annelerini hava limanından aldık. Daha da büyümüşlerdi. Eve gelince Efes' ten önce biraz çekinip, sonra tepesinden inmediler:)) Öbür gün sabahtan denize gittik, Efes sahilde çıldırdı. Sudan çıkmadı, milletin topunu, çocukların kolluklarını çalmaya kalktı. Biz engel olmaya çalışınca sesi kısılana kadar bize havladı:)) Efes bir taraftan, kızlar bir taraftan eve geldiğimizde pilimiz bitmişti. Öbür gün Efes'i annemle bıraktık. Zaten sahil çok kalabalıktı ve kimseyle papaz olacak enerjimiz yoktu. Böylece rengimiz değişip, enerjimiz tükenen kadar sabahları sahile gittik. Kızlar çok seviyor denizi. Efes klimanın önünde hayatın anlamını yeniden ve yeniden keşfetti. (fotoğrafta görüldüğü üzere) Annem biraz keyifsizdi diz kapağında ufak bir yırtılma var, onun tedavisi devam ediyor. Doktor ameliyata gerek yok deyince baya bir rahatladık. Kızların doğum gününde ufak bir teras partisi verdik:)) koşturmaktan tek kare fotoğraf çekemedim. Tatilin en güzel fotoğrafı yukarıdaki oldu,  o da burada dursun. Ve yine her zamanki gibi tatilin en güzel yanı eve dönmekmiş dedik, bizi karşılayan on altı derecelik Ankara havasını görünce:))

Ve yine gelenek bozulmadı, tatilden dinlenmiş dönenlere iç geçirerek bugün işe başladım:)) Bunun formülü ne acaba, samimiyetle merak ediyorum:)


22.08.2017

Okumak üzerine...



Okumak bir serüven mi? evet bence serüven ve kişiye göre değişen bir serüven.  Altı yaşımda babamın öğretmen arkadaşı elime Cumhuriyet Gazetesi' ni verip okumamı dinlemişti. Sonra okul müdürü ve birkaç öğretmen bu sefer İnce Memed' i vermişlerdi okumam için. Sonra ilkokul ikinci sınıfa kaydetmişlerdi. Aradan bir hafta geçince okula gitmeyeceğim diye tutturmuştum.Sırf babam üzülmesin diye okula gitmeyi kabul etmiştim ya da başka seçeneğim yoktu:)) Neyse mevzu bu değil zaten. Babacığım bana okuma yazmayı nasıl öğretti hiç hatırlamıyorum.O vakitler neler okuduğumu da hatırlamıyorum. Evimizde bir kitaplık yoktu. Ortaokul ve liseyi beraber okuduğum bir arkadaşımın ablasının kitaplığını görüp ağzım açık kalmıştı. Oldukça cömertti ve kitaplığından ödünç kitaplar verirdi bana. Sonra edebiyat öğretmeni oldu. Kitap almak benim için kolay değildi maddi olarak. Şanslıydım etrafımda kitap okuyan güzel insanlar vardı. Çalışmaya başlayınca ilk klasiklerimi almıştım. Sonrasında popilist kitaplar, sonra raflarda meraklı arayışlar. İlk d&r açıldığında havalara uçmuştum:)) Sonrası internetin hayatımıza hızlıca girişi, ve nimetleri derken daha da güzel arkadaşlar. Hep söylerim Sevgili Leylak Dalı benim için büyük bir lütuftur onu tanımamla birlikte okuma dünyama yepyeni pencereler açıldı. Tavsiyeleri benim için hep kıymetlidir. Şimdilerde kitapçıları dolaşmayı çok seviyorum, kitap listeleri hazırlamaya bayılıyorum. Farklı yazarlar bulmaya çalışıyorum. Bazen hiç tanımadığım bir yazarın kitabını, bazen sırf kapağı güzel diye bir kitap alırken, yayın evlerini hatta editörlere kadar bir kitabın künyesi bana fikir verebiliyor. Bu arda hep güzel okumalar olacak diye bir kavram olmadığını anladım. Hep iyi kitaplar diye bir şey yok. Bir kere her kitap elbette ki kıymetli, iyi kötü bir emek var nihayetinde. Bazen hiç beğenmediğim bir kitaptaki kahramanın adı hafızamda yıllarca kalabiliyor. Çok sevdiğim kitapların konusunu bile hatırlayamazken. Hani okumak bir serüven dedim ya, elbetteki bu serüvene çıkarken tavsiyeler alınmalı, notlar tutulmamı ama serüven başladığında orada olacak kadar cesur olunmalı. Beğenmediğiniz bir kitapta ruhunuzda bir iz bırakabilir ya da bırakmasa ne olur... beğenmediğiniz bir okuma olur. Evime gelen insanlar kitaplığıma bakıp (daha düzgün bir kitaplık yaptıramadım, kitaplarımın yarısı da Bilge' nin kitaplığında) Aaa hepsini okudun mu diye soruyorlar.İnsan okumayacağı kitabı niye alır ki? Dekorasyon için mi? hadi oradan:)) çok saçma...
Aaa ne çok kitabın varmış ben bunlardan  birkaç tane alayım? ne münasebet... bu benim için kızımı ya da köpüşümü istemekten farksız. (abartmıyorum) Neden benim kitaplar için ayırdığım bütçe onlar için bu kadar kıymetsiz ya da onların ayıramadıkları bütçe bu kadar kıymetli?

Elbette kitaplarımı paylaştığım bir kaç kıymetli insan var ki onların en az benim kadar değer vereceklerini biliyorum,  o yüzden de gözüm arkada kalmıyor.

Çok iyi tanımadığım insanlar benden kitap tavsiyesi istediklerinde vallahi far görmüş tavşan gibi kalakalıyorum. Arkadaş her şeye ulaşmak o kadar kolay ki. Bir klavyeye hatta cebimizdeki telefonlardan dünyanın bilgisine ulaşabiliyoruz. Azıcık vakit ayır, azıcık nakit (kredi kartı da olur:)) ve biraz risk al kimse kötü kitap okudu diye ölmüyor inan bana...

Bir de paylaştığım kitabın altına bazı arkadaşlarım güzel mi diye yazıyorlar. Kötü  yazsam ne yapacaklar diye merak ediyorum ki iyi ve kötü de göreceli bir kavram sonuçta. Ay dertlendim gidip kitap okuyacağım. Arundhati Roy' un son kitabı Mutlak Mutluluk Bakanlığı kitabına başladım, nasıl güzel:)) diyorum, bence öyle yani:))

Hadi iyi bakın kendinize...

15.08.2017

Birbirini kovalayan düşünceler...



Daniel Pennac'ın "Bedenin Güncesini" dün bitirdim, kafamın içinde bir sürü düşünce fıldır fıldır dönüyor. Okumadıysanız kesinlikle okumalısınız ben çok etkilendim. İnsan zaman geçtikçe nasıl değişiyor ben bir günce tutmadım, en azından birbirini takip eden günceler yok elimde. En uzun burası var ama itiraf etmek gerekirse, ne kadar samimi olsam da burası buz dağının görünen kısmı. Her duygu paylaşılabilir mi ya da paylaşılmalı mı? Bu soruya çok net hayır diyorum. Mahremiyet bence önemli.

Değişime gelince eskiden ne kadar rahat bir insanmışım diyorum, uzunca iç çekip. On gün sonraki ödemeden tutun da, Bilge' nin üç yıl sonra gireceği aptal sınava, apartmanın bitmeyen matolamasından annemin dizi nasıl olacağa kadar her şeye takılıp kalabiliyorum. Kalabalık ve kapalı ortamlarda nefes alamıyorum, asansöre zorunlu olmadıkça binmiyorum. Kuaförde saçımı boyatıyorum koşa koşa eve gelip kendim yıkıyorum, bir sürü sesin birbirine karıştığı ortamlardan çok rahatsız oluyorum...Bir ara çok tırstım panik atak ya da ankisiyete  bozukluğu falan mı diye. Beni rahatlatan şeyler bulmaya çalışıyorum, kitap okumak en büyük sığınağım . Bazen nasıl bu kadar çok okuyabiliyorsun diye soruyorlar, gerçekten seviyorum ve sevdiğiniz şeyleri yaparken azı olmaz bence. Sabahları spor salonunda geçirdiğim tamamen kendime ayırdığım iki saat benim için muazzam. Resim yapıyorum ama resim yapmak özünde kaygılı bir iş zaten:)) film izliyorum, hayatı belli bir düzende yaşamaya çalışıyorum. Bilge' yle ilgileniyorum, onu sıkmadan, boğmadan... zamanın hızla geçtiğini fark ediyorum, insanlardan uzak durmaya çalışıyorum, gündemi takip etmiyorum, bedenimi dinlememeye çalışıyorum. Bir şeyler üretmek bu aralar  sadece yorucu görünüyor gözüme. Aslında ben mutlu bir insanım, insanlar "hayat sana güzel "diyorlar, evet ben güzelleştirdikçe hayat bana güzel. Bu hayatın içinde hüzün de var, mutsuzlukta, umutta var, sevgide. Hayatta böyle bir harman bana kalırsa.

Aslında başka şeyler yazacaktım, mesela ofisin önü binanın otoparkı. Otopark dediğim beş araba ıkın sıkın anca sığan bir otopark(büyük şehirde lüks bile sayılır, millet kıç kadar yola park ediyor). Neyse yukarıda Eskişehirli bir bey var tahminimce emekli.Hiç işe gidiyormuş hali yok. Geçen kış arabası bozulunca, bizimkiler servis numarası falan vermişler, memlekete her gidiş gelişinde kocaman bir ekmek getirir. Benim masadan kafamı kaldırıp bakınca gözüme hep onun arabası ilişiyor. Önceki hafta baktım eşiyle arabaya örtü örtüyorlar. Amerikan bezinde güneşlik gibi bir şey. Antalya' da sık görürüm. Derken aradan iki gün geçti adamın eşi bir hışımla kapıya geldi "örtüm nerede" Efes çıldırdı nasıl havlıyor kadına, neyse Bilge Efes'i aldı arkaya götürdü. Kadına döndüm tekrar"arabanın örtüsü yok "dedi.Tam ağzımı açacağım "bana ne senin örtünden diye"Adamla göz göze geldik, bana sanki mahçup bakmış gibi geldi, bir de memleketten gelen ekmeklerin hatırı var. "aaa evet yok " salakça "sabah görmüştüm ama" dedim.  Kadın "ellerimle dikmiştim, o kadar bağlamıştım...kim alır ki..inşallah ihtiyacı olan birisi almıştır" diyerek gitti. "ihtiyacı olan birisi mi" diye düşündüm???? tövbe...tövbe...Akşamına yeni bir örtüyle geçtiler arabanın başına. Kadın örtüyü bildiğin modifiye etmiş. Jantlara bağlanacak ipler, camlara köşelerden iğnelikler Allah sizi inandırsın arabadan soğudum, bu duruma maruz kalan insan evladı  her yere yürüyerek gider. Bir kç gün akşam üstleri hava bulutluydu adamcağız o örtüyü tak çıkar ömründen ömür öğüttü bence. Bu arada bende örtüyü göremeyince bir panik, çocuklar havayı ,işaret ediyorlar:)) Peki bu elim olaydan ne anladım; emekli adamı büyük şehirde bırakmayacaksın, yazık günah yahu. Yapacak bir şeyleri olmalı insanın...


Farkındayım yazı uzayıp belirsiz bir yöne doğru gitmeye başladı. Buraya kadar sabırla okuyan arkadaşların gözlerinden öperim, okumayanları da öpmem ne yapayım:)) kendinize çok iyi bakın...

9.08.2017

Öyle işte...




Hayatım boyunca ne zaman zayıftım diye düşündüğümde, ergenlik dönemimden önce yaklaşık ilk on yaşım boyunca annemle "ye " kavgası yaptık. Sonrasındaki on sene büyümekle geçti zayıf değildim, kemiklerim iriydi ve hatta balık etliydim, sonraki on sene de çocuk doğurdum ve bunun arkasına sığındım ve son on yılımda çocuğum neredeyse boyuma ulaştı ben doğuma girmeden önceki kilodaydım ve annem artık "yeme" diyordu:)) Annemin ki aslında en masumuydu, bir insana saldırmanın ya da onu incitmenin en kolay yolu bence kilosuyla ilgili eleştiride bulunmak. Bir sürü diyet denedim, spora başladım, bıraktım. Yedim pişman oldum, yine yedim. Alışveriş yapmak kabus gibi olmaya başladı, birileriyle bir araya gelmek daha büyük kabus. Tabi yaşım ilerlediği için gerçekten kilo vermem zorlaştı. Efes'in gelmesiyle bütün gün masa başı hareketsiz hayatım biraz hareketlendi. Sonrasında uzun yıllardan sonra bu ramazanda yirmi gün kadar oruç tuttum. İnanın nefsime hakim olabildiğim için o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Tatil dönüşü spor salonuna tekrar kaydoldum. Haftada beş gün düzenli gidiyorum. Telefonumu ofiste bırakıyorum. Kulağımda çalma listem her sabah iki saati kendime ayırıyorum. Normalde ilk ay hep sıkılaşır kilo veremezdim. Yolun başındayım ama yavaş yavaş da olsa kilo vermeye başladım. Beslenme düzenimi de tamamen değiştirdim. Çok araştırıyorum, çok okuyorum. Bana zarar verecek hiçbir şeyi bünyeme sokmamaya çabalıyorum. Her şey bir yana iyi hissediyorum. Vücudumun her bir yanı ağrıyor ama iyi hissediyorum, üç ana, iki ara öğün yiyorum, erken yatıp erken kalkıyorum. Bir tek öğleden sonra kitap okurken uyuya kalıyorum 15-20 dakika kadar:))

30 Haziranda başladım 82 kg. dım şu an 76,5 yim, dediğim gibi yavaş yavaş ama geri gelmeyecek kilolar vermek istiyorum. İlk başladığımda yağ oranım %38 çıkmıştı bu çok yüksek bir rakam. Ayın 16 sında ölçümlerim yapılacak, sürece bakacağım.

Bilge tatilden sıkılmaya başladı, "okul açılsa artık" diyor. Efes dükkanı iyice sahiplendi kapımızın önünden kuş uçurtmuyor adı "deli köpeğe" çıktı. Güzel kitaplar okuyorum bu yılki hedefim 120 kitaptı 82 sini okudum, sanırım hedefimi yakalayacağım.

Öyle işte, kendinize çok ama çok iyi bakın...

24.07.2017

Kitaplar filan...

Yazın miskinliği her bir tarafımızı sarmış durumda:)) Oyun oynamaya bile üşeniyorlar... mecbur olmadıkça dışarı çıkmıyoruz. Dört ayaklı olan mecbur çişe çıkıyor ama iyi ayaklı tamamen sermiş durumda:)) Ama ben öyle miyim ? valla değilim, her gün spor salonuna gidiyorum, hopluyorum zıplıyorum, kan ter içinde (abartmıyorum) kalıyorum... sonra oturduğum yerde uyuya kalıyorum. Yine en iyi yaptığım şey bol bol okumak oldu.


Arundhati Roy okumayı hele ki "Küçük Şeylerin Tanrısı" nı nasıl atlamışım deyince Leylak Dalım (son kitabı çok güzel diye konuşurken bu gerçeği fark ettik) hemen gidip iki kitabı da aldım. Kesinlikle etkileyici bir kitap ama okuması zor, bir de yukarıda bahsettiğim durumdan ötürü bir hafta sürdü okumam ama çok güzeldi. Araya biraz çerez okumalar koyup, son kitaba başlayacağım.


 Fener Balığı/Nuray Atacık yine Leylak Dalı tavsiyesi. Maceraperest Kitaplar' dan çıkmış. Yayın evi bu boyutta kitaplar basıyor ama vallahi gözlerim pörtledi okurken. İlk roman için çok başarılı ama son yüz sayfa gereksiz olmuş bence:((


Sezgin Kaymaz candır benim için. Gerçi son kitabı Farfara' yı okuduktan sonra uzun sür okumam diyordum, o denli bayıltmıştı, lakin kız kardeş Haydarpaşa Kitap Günlerin' de Sezgin Kaymaz'ın imza gününe gidip, fotoğraf çektirip, bana nispet yapınca, ayıp olmasın diye galiba ( ya da Segin Kaymaz kitaplarıyla benim sayemde tanıştığı ya da sadece kardeşim olduğu için) Uzunharmanlar' da Bir Davetsiz Misafir kitabını imzalatmış. Tekrar barıştık yazarla, bir günde okudum:))



Ve Allende' m kitap yazar da ben okumaz mıyım diyerek aldım Japon Sevgili' yi. Tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Büyülü gerçekçiliği bir tarafa bıraktığı için  bir önceki kitabı (Cinayet Oyunları) da bir garip gelmişti. En çok bu kitabı okurken uyuya kaldım, o kadar yani...


En son kitap siparişimde polisiye kitaplar aldım, üstelik ilk kez okuyacağım yazarlar seçtim. İlk İntikam' da onlardan biriydi. Deniz Gürsoy anladığım kadarıyla iyi bir gurme bu konuda kitapları var. Bu kitapta da araya yemek tarifleri serpiştirmiş falan ama polisiye olarak beklentim olmamasına rağmen, sevmedim...




Bu aralar hiç bir şey izleyemiyorum ama bu dizi var ya tek kelimeyle müthiş bir dizi. Henüz ikinci sezonu yayınlanmadı diye her gün bir bölüm izliyorum bitmesin diye. Mutlaka ama mutlaka izleyin derim.

Şimdilik biz de durumlar böyle, iyi bakın kendinize...

18.07.2017

Rutin iyidir...

 Bugünlerde her şey ağır rutininde ağır ağır ilerliyor. Rutin demek bir nevi her şey yolunda, şükür demek. Bu yavaşlığa sabahları bir saat kadar spor salonu kattım. Beş gün kahvaltıdan bir saat sonra ofisin yakınındaki salona gidiyorum, geçen kışta gitmiştim. Ara vermemek gerek aslında, iş yüzünden ara vermiştim sonrada umursamadım. Ama annem sağ olsun "bacakların kafam kadar olmuş "deyince farz oldu. İlk zamanlar fıskiye gibi ter attım, gerçi hala atıyorum, kalbim kulaklarımda atıyor gibi. Akşam üzeri kaşım gözüm kayıyor ama iyi oldu kafamı dinliyorum kilo da vermeye başladım daha ne olsun değil mi:)) Bu arada salyangozlu kabı Paşabahçe' den aldım, kaktüsle sukulenti de Sakarya' dan. Önce sığmaz sanmıştım ama bir arkadaşım daha yapmıştı baktım sığıyor ben de diktim güzelce:)) diğerlerini yanında yerini aldı.
 Çocuklara gelince Bilge bu ara ergenlik atarları dağıtıyor etrafına. Kendine büyük gelen elbiseler giyiyor mesela. Ben çocuk muyum falan diyor bolca ama mevzu Efes' le kudurmak olunca hepsini unutuyor. Bakıyorum kolunun yarısı Efesin ağzının içinde:))



Efes' e gelince sıcaklar bu ara onu çok bunaltıyor. Her fırsatta patilerini yıkıyorum, serinletmeye çalışıyorum ve hatta kendisine bir vantilatör bile tahsis ettim. Oysa evdeysek gölgem gibi beni takip ediyor, nerede kitap okuyorsam biliyor ki orası serin gelip kıvrılıyor yanıma. Bu ara sadece kitap okyabiliyorum, başkada bir şey yaptığım yok. Bizim rutinimiz böyle... iyi bakın kendinize...