21.09.2020

Kitaplardan devam...


Aslında hafta sonu yazısı yazardım ama hiç içimden gelmiyor. Zaten hafta sonu da evden dışarı çıkmadım. Çokça okudum, yeni bir resme başladım, kullandığım kağıdı sevmedim ama olsun dedim, olduğu kadar.

Alış verişi sanal marketten hallettim. Üç gün yoga yaptım, ufaktan lotus yapabildim, pek sevindim...Efes' i parka götürdüm, köpekleri bol bol sevdim. 

Terlikleri kaldırıp, spor papuçları çıkarttım, hava iyiden iyiye sonbahara döndü. 

Kitaba gelince, eskiden beri bilim kitapları garip bir şekilde ilgimi çeker. Tübitak yayınlarıyla başlayan zaman geçtikçe yelpazesi genişleyen güzel birkaç  rafım var.

Bitkilerin En Güzel Tarihi İşbankası Kültür Yayınlarından çıkmış.Hazırlayanların üçü bilim adamı ( Jean-Marie Pelt, Marcel Mazoyer,Theodore Monod) biri gazeteci (Jacques Girardon) 

Yaşam nerede ve nasıl başladı? İnsanın en eski atası bir su yosunu olmasın derken konu çok ilginç tarihsel gelişmelerle sunuluyor. Gerçekten aklımıza gelmeyen, hayal edemeyeceğimiz güzellikte ve ilginçlikte bir dünya, bitkilerin dünyası. 

Tarımın keşfi üzerine hiç düşünmemişim. Ben zannediyordum ki bitkileri yetiştirmeyi öğrenince insanlar yerleşik hayat geçtiler ve tarımla uğraşmaya başladılar. Oysa avcı toplayıcı dönemde de tohum toplamayı, bitki yetiştirmeyi biliyorlarmış. Tohumları saklamaları,  önce yaşadıkları yerlere daha sonra ayrıcalıklı yerlere ekmeye başlamaları ne zaman dersiniz?  Mülkiyet hakkını geliştirdiklerinde tarım yapmaya başlamışlar. Bu konu çok ilgimi çekti, sahiden de ilginç değil mi? 

Daha pek çok ilginç konu var kitapta. Soluklanmalık, keyifli bir okuma oldu benim için. Meraklısına aşırı tavsiyemdir:))
 

18.09.2020

Kırtasiye Dükkanı


 Nefis bir kitap okudum. Marjan Kamali' nin Kırtasiye Dükkanı. Sevgili Leylakdalı'nın paylaşımlarında görmüştüm. Kapak şahane, yazar İran'lı. İran edebiyatı ve sineması bence çok özel konumda. Tereddütsüz aldım ve hemen okumaya başladım. 

1950'lerin İran'ında başlıyor kitap. İran' da iki kız çocuğu, anne ve babası. Baba kızları okusun istiyor, bilim kadını olsunlar, özellikle büyük kızı Roya' dan çok umutlu. Devrin demokrasi yanlısı başbakanına hayran, siyasi durum karışık. Roya babasının hayallerindeki bilim kadınından çok edebiyat düşkünü. Rumi'nin şiirlerine, yabancı edebiyat çevirilerine bayılıyor. Kırtasiye dükkanı, renkli kalemleri, defterleri,şiir kitapları, çeviri  kitaplarıyla onun için muazzam bir yer. On yedi yaşında hayatının aşkıyla bu dükkanda tanışıyor, burada aşık oluyorlar...Sonrası 2013 Amerika' sına kadar uzanan hüzünlü bir hikaye.Kitap bittiğinde  uzun uzun ağladım, belki o kadar dramatik değildi ama çok içimi acıttı...

Nahif,  akıcı güzel bir kitaptı, okuyun derim...

16.09.2020

Okuduklarım

Sait Faik külliyatını bu sene tamamlamayı düşünüyorum. Az Şekerli üç başlıktan oluşuyor. Son Hikayeleri, Eski Hikayeleri ve Anlamak Şiiri var. Behçet Necatigil' den.Sait Faik için bir küçük ağıt diye başlıyor.

Aksaray' dan Bir Perihan' a gelince aslında kitabı yazarı Suat Dervişi merak ettiğim için aldım.  Erol Köroglu' nün sunuşu ve Serdar Soydan' ın biyografisiyle İthaki Yayınlarından çıkmış bir kitap. Suat Derviş ismi en çok Fosforlu Cevriye kitabıyla anılıyor. Osmanlı'nın son dönem nadir kadın yazarlarından. Kitabı okurken kurgu hemen gözünüzde canlanıyor. Karakterler bildiğimiz eski türk filmlerinden fırlıyor. Dönemi düşünüldüğünde dili çok sade ve akıcı. Sanırım ilk olarak gazetede tefrika edildiği için. Kitapta alttan alttan hissedilen eleştiri ve kitabın sonu ilginç.

Farklı bir okuma tecrübesi oldu benim için. 
Meraklısına tavsiye ederim...
 

14.09.2020

Canım Pazartesi

Retro diyeceğim, sonra küfür edeceğim ama bir haftadır başıma gelen salak sakarlıkları başka nasıl anlatırım, bilemedim (pis retro):(( (mars mıydı, merkür müydü) Tüm hafta sürekli parmaklarımı yaraladım. İki paket yara bandı bitirdim. Sağdan sola dönerken belime acayip ağrı girdi, ödüm koptu. Öylece kalacağım sandım. Yoga  hocamı aradım, derse gir bakalım dedi. Çaktırmadan bana özel bir ders yaptı, sağolsun. Ders sonunda kan ter içinde ama ağrıdan kurtulmuştum. Mis gibi banyo, ardından ne olur ne olmaz diyerek ağrı kesici krem sürüp uyudum. Sabah baktım ağrı falan kalmamış, bin şükür...
Tabi bi de Efes dışında ev ahalisinin tüm hafta birbirimizi ısırma girişimlerimiz var (pis  retro) Neyse çok alevlenmedi... Evin ergeni ilk kez çıkma teklifi aldım diyerek şaşkın gezerken, Koca'yla bana iç geçirmek kaldı:) 

Efes ishal olmuş, cumartesi gün boyu ve gece tuvalet için koşturup durduk. En son kusma da eklenince ben sabaha kadar uyumadım. Pazar sabahı ilk uyanan ben oldum. Baktım Efes bizim yatağın yanında sakin bir uykuda, derin bir nefes aldım.bin şükür...

 Pazar günü kısacık Seymenler Parkı'na  uğradık, Efes' i de gezdirdik. Koca'yla Efes bahçeye gitti. Bilge'yle ben de parkın içinden geçip kitap almaya gittik. Dökülen yaprakları, at kestanelerini ve neşe palamutlarını bu ara gördük. 

Dezenfektana bulanıp iki kitapçı gezdik. Çok güzel kitaplar aldık. Kitapçı da kitap almak için ısrar eden kızına okuma yazma öğrenmeden kitap almayacağım diyen ve git boyama kitabı al diye ekleyen  adama sinir olduk.

Babasının uzun yıllardır sakladığı votkayı gece bitirince, bir iki markete baktık. Bulamadık... Bilge yapılmayacaklar listesine bunu ekledi:)) Kuzene şişeye su doldur kapat ağzını dedim:)) Yıllarca kıyamamış içmemiş, aklına gelmesi uzun sürer dedim:))

Bilge bir yere oturalım dedi, en son üç hafta önce yemek yediğimiz yerde, önümüze koydukları iletişim bilgileri formunu görünce (vaka olursa arayacaklarmış), bir an böyle bir telefon aldığımı düşündüm. Yediğim yemek de dizildi boğazıma, oturmayalım bir daha dedik.

 Akşama Bilge' nin yoga dersi vardı. Biz de Efes'i parka götürdük. Arada bir gelen köpek sahiplerinden birinin karantinada olduğu haberi geldi. Herkes parmak hesabı yapıp en son ne zaman gördüğünü hesapladı gibime geldi:(( Onun kız dobermanı kızgınlıktaydı, en son Efes'le peşinden koşturmuştuk geçen hafta başı :((

Tüm hafta Modern Family izleyip, on sezon olduğuna şükrettim. Aldığım kitaplardan sonra bahsederim...

İyi bir hafta olsun...




9.09.2020

Solaris

Benim gibi bilim kurgu meraklısıysanız Stanislaw Lem ismini ve onun Solaris' ini duymuşsunuzdur.
Lem Polonya'lı tıp öğrenimi görmüş, 2. Dünya Savaşı zamanında otobomil tamirciliği, elektrik teknisyenliği, kaynakçlık yapmış, Nazi kamplarında kalmış. Savaş sonrasında tıp öğrenimini tamamlayıp doktor oluş, aynı zamanda da yazmaya başlamış. Pek çok kitabı var ama Solaris başyapıtı sayılıyor.1961 ' de kitap basılmış. Üç kez filme uyarlanmıştır. 
İlki 1968 de Sovyet televizyonu için Nirenberg tarafından siyah beyaz olarak uyarlanıyor. Sanırım en masum uyarlama bu film.
İkinci uyarlama 1972' de Andrey Tarkovsky tarafından filme aktarılıyor ve en tanınmış film bu. Çok insan izliyor. Soğuk savaş döneminde Amerikan sinemasına karşı bir duruş gibi görünüyor. Lem' le Tarkosky' nin arası açılıyor, çünkü filmi Lem hiç beğenmiyor. Gerçekten de kitabı okuyup, filmi izlediğinizde ona hak veriyorsunuz. Bence Tarkovsky filminde kitaptan sadece ilham almış ve bambaşka bir şey çıkmış ortaya. Tarkovsky'nin de hakkını yememek gerek, içinde bulunduğu siyasi dönemde bu filmle tam bir mucize gerçekleştirmiş.

En son film 2002' de Steven Soderbergh tarafından çekilmiş. Bu film Tarkovsky' nin Solaris'inden uyarlanmış. Kitapla çok alakası yok, zaten filmden sonra Lem' de isyan edip bir bildiri yayınlıyor; "benim kitabım uzayda romans değildir." diyor.

Çok beğendiniz bir kitabın film uyarlaması genellikle büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Kendi adıma filmini beğendiğim uyarlamalardan ilk akılma gelen Kirpi' nin Zarafeti, Kapı ve son çekilen Anna Karanina' dır. Bayılmıştım bu filmlere. En korkunç uyarlama dediğinizde aklıma ilk gelen Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabının (gerçekten çok severim,)film uyarlaması tam bir felaketti


Yani özetle kitap çok iyi,  benim gibi meraklısına tavsiye ederim. Sinema meraklıları zaten Tarkovski arşivinden (bu arada o da filmi en başarısız filmleri arasında görüyor) izlemişlerdir ya da izleyeceklerdir. Tabi bir de George Clooney hayranları 2002 Solaris' ini eminim izlemişlerdir...


İyi bakın kendinize...

7.09.2020

Bahçe

Geçen hafta hepimizde bir koşuşturma vardı. Ben ofisle ev işleri arasında, Koca atölyede, Bilge  eba'da canlı derslerin peşinde,Efes' te hala dişi köpeklerin arkasında  koşturduk.Akşamları genelde herkes kendi sakinliğine gömüldü. Birlikte pek bir şey yapmadık.

Pazar günü kahvaltımızı edip, yola düştük. Teyzemlerin bir kaç yıl evvel alıkları hobi bahçesine gittik. İlk aldıklarında boş arazi üzerinde ahşap kulübelerin yan yana sıralandığı, çokta sevimli olmayan bir yerdi. Bu sene giriş kapısından bakınca gözlerime inanamıyorum. Ağaçların, çiçeklerin, sebzelerin arasına kulübeleri seçemiyorsunuz.


Fotoğraftaki tüm çiçekleri teyzem tohumdan yetiştirmiş. Bana da tohum verecek, baharda ofisin ve apartmanın bahçesinde yetiştirmeyi deneyeceğim. Her gün bu güzelleri görmek keyifli olur.


Giderken patlıcan ve kırmızı biber götürmüştük. İlk kış hazırlığı olarak onları mangalda közleyip buzluğa atım. Teyzemlerin koca totolu köpeği Leblebi bize pek bir iyi davrandı, yanımızdan ayrılmadı. Hele mangal sofrasında Efse' le rolden role girdiler. Karşı bahçenin geveze  chihuahuası Eriği kovaladılar:))Erik inatçı çıktı kaçıp kaçıp yanımıza geldi bizimkilere gavladı durdu:)

Bilge resim yaptı. Biz sebze topladık. Domates, biber, ıspanak, nane, salatalık , fasulye... Toprağın bereketi hayret verici. Komşular aşure yapmış, onu da mideye indirdiğimizde akşam olmuştu. Bilge yoga dersini kaçırdı:)) 

Eve döndüğümüzde hemen ganimetleri yerleştirdim, sonra da uyuya kalmışım:)) Sabah gözlerimi açtığımda saat dokuz olmuştu. İnanamadım, deliksiz o kadar saat nasıl uyumuşum derken ev ahalisini de uyur buldum. Efes bile sabah gezmesini umursamadan uyumuş:)) 

Herkes fırladı yerinden, Bilge derse girdi, ben kahvaltı hazırlama koyuldum. Koca Efes'i gezdirdi. Bilge' nin kahvaltısını bilgisayarın önüne taşıdım. Kahvaltıyı yapıp, çıktık. Allah'tan çocuklar işleri toparlayıp çıkmışlar.Ben de kahve demledim, evrak yığınına gömülmeden buraya bir uğrayayım dedim. 

Keyifli bir hafta diliyorum.

1.09.2020

Hafta sonu

Cumartesi günü Bilge'yle kitapçıları dolaştık. İlk durağımız Dost' tu. Bilge'ye Fransızca çalışma kitabı, bana Marjan Kamali' nin Kırtasiye Dükkan' ını aldık. Yapı Kredi Yayınları henüz açılmamıştı, vitrinine göz gezdirip, Kırmızı Kedi' ye geçtik. Bilge çizgi roman rafını boşaltınca bize kahve ısmarladılar. Oradan İşbankası Yayınlarına uğradık. Bir dolu Sait Faik kitabı aldım. Üç al iki öde kampanyası vardı. 
Efes'in ödül mamalarını da alıp eve geldik. 


 Pazar erkenden küçük termosu kahveyle doldurup, çantaya örtü, kitap,çizim defteri, kalemler koyup Seymenler Park'ına gittik. 

Havada uçuşan yapraklar ve kuş sesleri arasında kitap okuduk, müzik dinledik. Çimlere çıplak ayaklarımızı uzatıp, başımızın üzerindeki mavi gökyüzünü izledik. 

Laf Evi' ni bitirdim. Beklemediğim kadar iyi bir kitaptı. Kurgu çok güzel oturtulmuş, araya serpilen bambaşka hikayeler, geçmiş gelgitler çok dengeliydi. Kitap bittiğinde ne yazık ki bu memlekette hiçbir şey değişmiyor cümlesi içinizde derin bir sızıyla dudaklarınızdan dökülüyor. 

Üzerine  bir de Mahalle Kahvesi' nde ki öyküleri okuyunca kendime gelmem biraz zaman aldı...

Bilge' nin online dersleri başladı, her ders yarım saat. Dün tek ders yayınlayabildiler. Bugün iki ders görünüyor. Hayırlısı artık diyorum. Kendi çabamızla ne yapabileceğimize bakacağız...

Efes'in hayatı pek heyecanlı bu ara. Parktaki köpek grubundaki dişiler teker teker kızgınlığa giriyor. Gözü dönmüş vaziyette kız peşinde koşuyoruz. Kollarım uzadı diye düşünüyorum:))

İyi bir hafta diliyorum...