5.04.2020

4 Nisan

Acayip rüyalar görüyorum.Ayağımda sitillettolar, mini minicik bir etek ve kafamda heybetli bir topuzla işe gitmelerden, lavanta tarlasında Efes' i gezdirmeye, Büyülü Fener' de tıklım tıklım bir salonda vurdulu kırdılı bir film izlemeye ( film çok net aklımda daha evvel izlemediğim bir film), Vişnelik' te Haluk Levent konserine, annemin evde tüm sülaleye yoga yaptırmalara kadar...Civikleyen bilinç altına gel ...

Önceki gün yaptığım bir buçuk saatlik yoga dersi güzel bir hamlama bırakmış.Bir de üzerine uykusuzluk eklenince dün oturduğum yerden kalkmayan bir tiplemeydim. Arada birkaç sıra örgü yaptım, onun dışında Netfliks çöplüğüne döndüm. O kadar çok şey izledim ki, Tepedeki Ev, Özgürlük Yolu, falan filan...

Akşam Koca elinde bir miktar maskeyle geldi, sevindik. Ben istemeyince ekmek bile almak gelmez bu adamın aklına...

Hava da bir sevimsiz, kuraklık falan aman yağsın diyorum ama içim şişti...

Yatak odasında, pencerenin önünde boylu boyunca bizim yatak var. Olmayan ışık girsin diye perdeleri açıp, pencere önüne kitaplarımı, boyalarımı, defterimi koyuyorum. Orada takılıyorum. Bilge bu işe şaşkın, gelip gidip burada nasıl rahat edebiliyorsun diyor. Efes' te buraya bayılıyor, uzun uzun dışarıya bakıyor...


4.04.2020

3 Nisan

Dün kavhaltıdan sonra hızlıca evi toparladım. Saat on birde online yoga dersim başladı. Bir buçuk saate yakın yoga yaptık. Ders bittiğinde terden sırılsıklam olmuştum. Efes matın ucunda ders boyunca horul horul uyudu. Çocuk evde tek başıma yoga yapınca heyecan yapıyormuş, kesin kendini sakatlayacak falan diyordu galiba.Hoca eşliğinde olunca ses etmedi :))

Juan Benet' in 1950'  lerde Madrid' de Sonbahar kitabına başladım. İlk hikayede biraz zorlanacağı mı düşündüm. Kişiler kafa karıştırıcıydı İspanyol yazar ve sanatçıları bilmeyince, hiç başlamasam mı dedim.Biraz daha okuyunca bu duygudan kurtuldum. Özellikle Franco dönemi İspanya' sını merak ediyorum...

Birazda Karamazov' larla takıldım.

Bilge yeni aldığı İngilizce mangaları okumam için cesaretlendiriyor. Sanırım ufak ufak başlayacağım.

Akşam yemeğini Koca hazırlayacağım dedi, hiç itiraz etmedim.

Vitaminlerim  geldi, içinde elli faktör güneş kremi numunesi çıkınca, puff dedim...

Biraz resim yaptım.

Bilge ders videoları izlerken , ben de örgü ördüm.

Efes' i gezdirdikten sonra, tv başına oturdum. Aşırı sevimsiz sürat çokluğu vardı, tableti alıp odama kaçtım.

Sabaha kadar uyumayıp ( hı hı yaptım) La Casa De Papael' in son sezonunu izledim:))

3.04.2020

2 Nisan

Gün neredeyse, bir gün öncesiyle aynı geçti.
Akşam Efes' i parka çıkarttığımız da gök gürlüyor, yağmur yağıyordu. Köpekleri bıraktık, küçükler korkudan dolaşmadı pek, bizimki aldırmadı, o önde ben arkada parkı tavaf ettik. Bir güzel ıslandım.Sonra yağmur aniden durdu, azıcık  güneş çıktı ve ardından kocaman bir gökkuşağı dikildi gökyüzünde...
Hepimizin yüzünde kocaman bir gülümseme bıraktı...

Şu fotoğrafı da bırakayım, Mart ayı okumalarım, okurken kitaplardan bahsetmiştim. Rağmen güzel bir dergi, yeni kadın yazarlarla tanışmama vesile oldu.Kötü Adamın On Günü çok iyiydi. Kırık Kanat bir o kadar güzeldi.Hayal Otel' le ilginç öyküler okudum. Nörofelsefe ve Bilinç kitabını alma sebebim yazarının veteriner olmasıydı, çok merak uyandırıcı bir okuma oldu. Vadedilmiş Yokyer  Bilge' nın mangalarından biriydi, hem konusunu hem çizimlerini sevdim.Benim Durumumdaki Erkekler için sevmedim diyemem ama yazarın daha güzel kitaplarını okudum. Maruzatım Var ilk öyküleri ilginç, dili sade ve kolay okunan bir kitap. 
Karamazov Kardeşler, Rilke' nın öyküleri devam ediyor...
Akşam Bilge' yle Yürüyen Şato filmini izledik. Daha önce izlememe rağmen ilk kez izliyormuş gibi hissettim. Çok, çok güzeldi...

2.04.2020

1Nisan

Erkenden annemi aradım, telefona cevap verince doğum günü şarkısı söyledim. Bir nisan annemin doğum günü. Herşeye rağmen umutlu olmak güzel şey, hiç umutsuz, kederli konuşmadık. Benden sonra Bilge aradı, onlarda gülerek konuştular.
Sabah rutinin ardından kitabımı elime aldım, bugün kitabı bitiririm diyordum.
Olmadı ...Sürekli telefonla konuştuğum arkadaşlarım, onların endişeleri, korkuları, benim konuşmamın hiçbir işe yaramadığını bile bile konuşmaya devam etmek...
Ardından sosyal medyaya bakmak , hala siyasi rant peşinde koşanlar, ahlaki çöküntü... derken  pis bir baş ağrısıyla gün bitti. Özensiz bir yemek yaptım, akşam Efes' i çıkarttım, yatmadan okurum derken, okuyamadan uyuya kalmışım..

1.04.2020

31 Mart


Sabahları ilk fırsatta yapacaklarımı sıralıyorum günlük  vari bir deftere. Bilge' ye de böyle bir liste yapıyordum.Üzerini değiştir maddesini görünce, başka bir pijama giydiği gün tüm hevesim kırıldı.
İsterse kendi yapsın deyip listeme döndüm.

Kahvaltı sonrası tam kitabımı alıp, bugün bitiririm diye düşünürken ve listemin başına kitabı bitir yazmışken telefonum çaldı. Ekranda kayınpederin aradığı yazıyor. Uzun zamandır beni yanlışlıkla aramıyor, Koca' yla her gün konuşuyorlar. Ben hafta da birkaç kez kayınvalideyi arıyorum. Neyse telefonu açtım. Lafı dolandırmaz zaten, iyilik güzellik faslını çabuk geçip konuya geliyor. Benim köye gitmem lazım diyor. Kendisi 84, eşi 77 yaşında. İki sene evvel tüm çocuklarından, torun tombalaktan en uzak noktaya Samsun'a taşındı( Antalya' dan) Uzun süredir yazları köyde ( Ordu ili, Akkuş ilçesi Çavdar köyü) geçiriyor. Geçen yaz önce akciğer embolisi, sonra kalp krizi geçirerek ve hastaneye son anda ambulansla yetiştirilerek ödümüzü koparttı. Televizyonda izlemiş şehirler arası yolculuk iznini internetten halledebiliyormuşuz , hadi bir hallediver dedi. Hayatta en son sevimlilik yapacağı insan benim. Allah var ikimizde birbirimizi pek sevmiyoruz lakin yirmi yılı çoktan devirdik. Yani alıştık birbirimize. Ama bak durum bildiğin gibi değil diyecek oldum boşver sen bunları dediğimi yap deyip kapattı telefonu. Haydaaa dedim, bu da nereden çıktı.Bir taraftan da üzülüyorum. Neyse araştırdım tabi ki onun zannettiği gibi değil. Koca' yı aradım, durumu anlattım. Ara da bir anlat dedim, bana hayatta başarılar dileyerek kapattı telefonu, delireceğim... Aradım durumu anlattım, biraz düşündü o zaman emekli maaşımı getirsinler o işi hallet diyerek banka bilgisini yarım yamalak verdi. İnanın bundan sonra ben de ipler koptu. Samsun valiliginden, kaymakamlığa, sonsuz meşgul vefa masasına kadar aramadığım kimse kalmadı ve en son verdikleri numarayı düşünebilen var mı bilemiyorum...Bu sefer bankayı arayayım dedim,telefona cevap veren yok. Tepem attı, görümcemi arayıp diğer kardeşlerini de aramasını ve babalarını ikna etmelerini rica ettim. ( Çok salak bir konuşmaydı)
Tekrar kayınpederi aradım, kesin kızmış kayınvalide açtı telefonu. Durumu anlattım, güvendiği bir komşusunun hesap numarasını almasını, ona para yollayacağımı söyledim. O da paraya yolda ihtiyaç olur diye düşünmüştük , şimdi paraya ihtiyacımız yok dedi. Derin bir nefes aldım peki deyip kapattım telefonu. O ara online yoga dersi başlamak üzereydi. Bilge kendi odasında, ben salonda bir saate yakın yoga yaptık. Efes koridorda yayılmış yatıyordu. Yoga yaptığımızı fark etmedi:)) Ders bitti, nasıl iyi hissettim.
Yemek yaptım.
Efes' i parka çıkarttık. Bizimkileri gördüm birbirimize çok yaklaşmadan sohbet ettik. Köpekler koşturdu. Leylak ağaçlarına baktım iyice tomurcuklanmışlar. Yan tarafta çiçekli bir ağaç vardı, ne ağacı olduğunu çok çıkartamadım. Elimi gövdesine koydum, gözlerimi kapattım, yavaş yavaş nefes alıp verdim...o kadar iyi geldi ki...

Eve dönünce biraz haberleri izledim. Baktım sinirlerim bozuluyor, kitabımı alıp yattım. Kötü Adamın On Günü beklediğim gibi hoş bir kitap. İyi Adamın On Günü' de çok güzeldi zaten.

Hiçbir şey izlemedim ve sanırım dinlemedim de...

Sonra uyuya kalmışım...

31.03.2020

30 Mart

Sabah kahvaltı faslının ardından kek yaptım. Bilge kokusuna mutfağa geldi. Yardım edeyim mi dedi. Kek zaten fırında, neyse pislik yapmayayım çocuğa diye gerek yok dedim.

Efes' in balkonda deli gibi gav gavladığını duyunca koştum. Dışarıda sokak köpekleri, beş altı taneler. Bu havlayınca oldukları yerde kalakalmışlar. Bizimki yırtıyor kendini, yeni sildiğim balkon camlarına tükürüklü tükürüklü havlıyor. Bir kızmışım , tırstı içeri kaçtı, sokak köpekleri biraz da bana bakıp, yollarına devam ettiler:))

Yoga hocam mesaj attı, programı denedik. Ekranda görünce nasıl sevindim, sanki bin yıl olmuş...

Evi süpürdüm, çiçekleri suladım. Toz almaya ve paspas yapmaya üşendim.

Mehmet Eroğlu' un Kötü Adamın On Gününe başladım.Tam heyecanlı heyecanlı okuyorum, yine dışarıdan sesler geliyor.
Balkona çıktım, sokağın karşısındaki binaya yan binadan eşya taşıyorlardı. Eşya taşıyanlara binadakiler tartışıyor. Konuyu anlamadım ama o ara sardunyalarımın diplerini bir güzel kabarttım, havalandırım.

Başladığım resmi tamamladım.

Mayaladığım kefiri süzdüm.
 Bilge' ye zorla yeşil mercimek yemeği yedirdim. ( yemezse kekten vermeyeceğimi söyledim)

Akşam oldu Efes' i dışarı çıkarttık, yürüdüm durdum. Beşbin adımı zor bela tamamladım.

Haberlerin ardından Crip Camp belgeselini izledik. Amerika' da engelli yasasını çıkartmak için verilen mücadelenin anlatıldığı bir belgesel. İzleyin derim...



30.03.2020

29 Mart

Geç yatınca geç kalkmaya alışmayan bünyem yine aynı saatte, gözlerimin altında torbalarla uyandı. Benim uyanmamla evdekiler de hemen hareketlendiler. Delireceğim azıcık zihnimi toparlayıp, kitap okuyayım falan yok. Ev hepsi dahil ev ya, kahvaltı bekliyorlar. Beklesinler tabi, günün en güzel öğünü, lakin gerçekten bekliyorlar.Kimsenin elini birşeye uzattığı yok. Öğlen sebze yemeğine burun kıvırdılar, ben de kükredim aç kalın umrumda değilsiniz dedim. İkisi de paşa paşa mutfağa girip kendilerine yemek hazırladılar, vicdansızlar...

Bir gün evvel Netfiliks çöplüğüne dönen bünyem için gündüz birşey izlememe kararı aldım. Yine dün Bilge' yle kızkardesten istediğim yedişer şarkılık çalma listelerini açtım. Oh mis gibi oldu.
Annemden getirdiğim zeytinlerin sonuncusunu da açıp kavanozlara koydum, Nasıl güzel, bu sene daha çok yapmalı...umarım yapabilirim...

Yine telefon konuşmalarına takıldım, bazı konuşmalar bana hiç iyi gelmiyor...Virüsten daha fena, duymadığım, duymak istemediğim konuları dinleyip, cevabını bilmediğim sorularla boğuşuyorum...

Darlandım markete gideyim dedim. Bilge ben de geleyim dedi. Elimizde eldivenler boynunuzda baflarımız, markete girerken bafları burnumuza çektik. Eller yukarı, kasayı boşaltın gibi salak bir cümle geçiyor insanın içinden:)) Bu arada markete girmeden elimi cebimden çıkartırken eldivenli parmağımın bir kısmını eldiven yedi. Amanın işaret parmağımın üzerinde kocaman bir delik. Hemen oraya bir düğüm attım. Bilge çok akıllısın dedi, bence yedek eldiven almadığım için hiçte akıllı değililm.

Yol üzerindeki bütün ağaçlar ve yolun karşısındaki ( Bademli diyorlar oraya) tepe pembe beyaz çiçeklere bürünmüş, ufak ufakta yağmur yağıyor. Bilge bu güzel hissiyatımın içine şu cümleyle etti; anne bir daha siyah plastik eldiven alsana bunları hiç sevmedim....

Kırık Kanat bitti, güzel bir okuma oldu. Karamazov Kardeşler' e devam ettim.

Yoga hocam online ders için link yollamış, programı indir, kur ve sanki yapamadım hissi...ilk ders salı günü bakalım ...

Akşam iki bölüm Resturants On the Edge izledim. Bölümün biri Kanada' da bir yerdeydi, deniz, göl,yemyeşil araziler,restoran sahibi de sevindikçe ağlayıp duruyordu:(( Şimdi ne yapıyordur diye düşündüm...

Örgü filmim de Babamın Mutfağı oldu.Tek başıma izlemeye başlamıştım, bizimkilerde geldiler, birlikte izledik.
 Çok hoş bir filmdi.Somölye ( doğru yazmısımdır umarım) olmak isteyen oğul, ( ailesinin Somalili espirisi) baba mirası restoranını ona bırakmak isteyen baba...güzeldi...

Karamazov Kardeşler' i okurken uyumuşum, yastık niyetine( 1025 sayfa)...