30.10.2009

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


Dün evdeydik. Aslında Bilge' yi bayram kutlamalrına götürmeyi çok istiyordum, ama kalabalık ortamlara sokmak istemedim. Malum herkes de bir domuz gribi paniği. Hapşursan vebalı gibi bakıyor, millet birbirine. Biz de televizyondan seyrettik. En uygun zamanda Anıtkabir'e götürme sözü verdim. Akşam Haber Türk'de Cumhuriyet Bayramı ile ilgili çok güzel bir program seyrettim. Aynı zamanda gazetede Fatih Altaylı' nın yazısını da gözlerim yaşararak okudum. Bilge uyumuştu, koca geldiğinde. Oturup konuştuk uzun uzun. Cumhuriyete, demokrasiye ve en çok Atatürk' e dair. Kızımıza onu en mükemmel ve sarsılmaz şekilde anlatmanın yollarını konuştuk. Bizim yüreğimize bu sevginin tohumları nasıl atıldıysa, biz de öyle yapmaya karar verdik. Bilge ne zaman bir Atatürk heykeli görse "bak anne Atatürk dede, gördün mü?" der. Bayrak görünce çok sevinir. Bu ülkeye bir evlat yetiştirme sorumluluğu içinde olduğumuzu garip bir şekilde fark ettim. Bu çok özen isteyen bir konu ve bir o kadar da önemli. Ona Atatürk' ü öğretmek demek; aydınlığı, çalışkanlığı, sevgiyi, şefkati, bilimi öğretmek demek aynı zamanda. Akşam seyrettiğim proğramda Turgut Özakman öyle güzel anlattı ki. Umarım tekrarı olur ve yine seyrederim. Bilge'yle dün alışveriş, temizlik ve yemek yaptık. Beresini bitirip, atkısına başladım. Bereyi çok sevdi. Uyuyunca çıkarttım kafasından. Dün "okul neden kapalı ?" sorusuna ben "domuz gribi varya, okulu ilaçlayacaklarmış" cevabını verince, " ama ben okulda domuş görmedim ki" dedi. Attığım kahkahalar karşısında, şaşkınlıkla "sen gördün mü?" dedi. Sabah babayla konuşmalarını dinliyordum.
Bilge ; "baba Poyraz çok yaramazlık yapıyor"
Baba; "öyle mi?"
Bilge; "Öğretmenleri çok üzüyor"
Baba; "hadi ya, seni de üzüyor mu?"
Bilge ; "evvvvet, çok üzüyor"
Baba ; "erkek milleti böyledir, boşveeer"
Bilge ; ?????.....
Nerdeyse diş macununu yutuyordum. Bugün ofisteyiz. Hava yağmurlu ve Bilge şemsiyeyle dışarda dolaşmakta bu kadar ısrar ederse, eve erken gideriz diye düşünüyorum. Zira kocaman şemsiyeyle ve oyuncak golf arabasıyla yoldan geçen herkesi başımıza topluyor:)


28.10.2009

KIZ AYAKKABILARI


Bunlar bizim "kız ayakkabılarımız" elbise, etek falan giyersek hemen ayakkabılıktan çıkartılıyorlar. Gerçi artık önümüz kış, belki bir iki kez daha anca giyer. Şimdi "kız çizmeleri" alma zamanı. Bilge' nin kıyafetlerinden eskiyeni hiç hatırlamıyorum. Tüm kıyafetlerimiz küçülünce doğru anneanneye gidiyor. Geride teyze var, dayı var. Onların çocukları için kaldırıyor anneannemiz. Bu tatil başladığından beri Bilge' nin düzeni bozulur diye korkuyordum ama Allahtan bir değişiklik olmadı. Sabah 8' e doğru uyanıyor, kahvaltı yapıyor. Sonra ofise geliyoruz. 12 de öğle yemeğini yiyor, 3 gibi uyuyor. Bu arada meyve, meyveli yoğurt ve çikolata da atıştırıyor. 6 da uyanıyor, eve gidiyoruz. Akşam yemeklerimiz hala biraz sorunlu. Uyanınca süt içtiği için pek öyle yemeğin yüzüne iştahla bakmıyor. Ama çok üstelemiyorum. Artık acıktığını belirttiği için, çok kaygılanmıyorum. Bu sabah "balık tutan alalım noluuurrr" diyerek uyandı dersem yeridir. Sürekli kocaya bunu tekrarlıyordu. Hafta sonu seçim yapıp oyucak reyonunda atı almış ve oltayı bırakmıştı. Hafta ortası bunu hatırladı ya da içine oturmuştu galiba, yeni geldi aklına. Attan gönlümüz geçti gibi, pek yüzüne bakmıyor, ama etrafta ne görürse onunla konuşuyor. Dün akşam damacana ile konuşuyordu:) Dün polimer kille sakız kutusu kaplamaya kalktım, Bilge yaptığımı benim gibi beğenmemiş olacak ki, aldı elimden kendi yaptı. Sonra bakıp "güzel olmadı" dedi. Bir de boyadı onu, gene beğenmedi. Ama baya oyalandı. Bu gün kış havası var buralarda. Bilge' ye ördüğüm kazaklardan birini giydirdim. Ya Bilge'nin kolları uzamış, ya da ben biraz kısa örmüşüm (ama ölçtüğüm de iyiydi, 1 ay önce) Sabah babası "kızım annen ne ğüzel kazak örmüş sana" dediğinde çok mutlu oldum. ( örgü yapmamdan nefret eder) Bilge' de aynada kendisine bakıp, beğendi. Daha önce ördüklerimin de kolları kısa gelmez umarım(3 adet). Bu aralar garip bir şekilde annemi özlediğimi fark ediyorum. Erkek kardeşim kasım ayında askere gidecek, o da yalnız kalacak. İnatçıdır da gelmez yanımıza. Nasıl geçecek bilmiyorum. Belki komik gelecek hep aklıma Antalya'nın gök gürültülü yağmuru geliyor. Gece yağarsa bir de, annemin ödü kopar. Başka hiç birşeyden korktuğunu bilmem. Alışır heralde.Bayramda biz gideriz. Yılbaşında gelmezse gene giderim. Bilmiyorum işte keşke diyorum çok sosyal bir kadın olsa. Bir sürü emekli çatlak arkadaşı olsa, gezse tozsa...Bugün gene tüm duygusallık kanallarım açık ve anneme doğru akıyor:) Neyse biz şimdi kızımla oyun oynayacağız...

27.10.2009

DÜN DE KALAN BAŞLIK

Ben dün, başlığı yazıp buna dair en ufak bir kelime dahi sarf etmediğimi farkettim:) Son bir haftadır bu çanta elimizden düşmüyor. Yeni bir çanta da değil, ama pek bir ehemmiyet kazanıverdi, nasıl olduysa. Cumartesi arabada uyanınca " ben bir süt içeyim" dedi ben de "aaa ben yanıma almadım, şurdan bir yerden alalım " diyince "ben çantama koymuştum " diyerek şaşkın bakışlarımız arasında bir kutu sütü çantadan çıkartıp, güzelce içti. Bu arada çanta konusunda benden aşağı değil, sakız kutusu ve çikolatanın yanı sıra bir sürü de oyuncak sığdırmış. Malum domuz gribi sebebiyle kreşimiz de tatil . Dün öğleden sonra birlikteydik. Karşı komşunun çocuğu ve yeğeniyle uzun süre oynadı. Ardından uzun bir uyku çekti. Bu sabah da kalktık ofise geldik. "Ben içerde resim yapayım" diye giderken müziğin sesini duydu.Enya "only time"çalıyordu. Anında zıpladı yanıma geldi. 5. kezdir dinliyoruz ve eşlik ediyoruz. Bu şarkıyı duyar duymaz, Sibel'in düğünü geliyor aklına. İlk orda duydu demek ki. Tabi daha "Kasımda Aşk Başkadır" ı seyredip, gözyaşı dökmedi:) Bu domuz gribi tatiline herkes çok tepkili. İnsanlar doğal olarak neden bu okulların dezenfekte edilmesinin, birsürü doz aşı Türkiye' ye gelince yapıldığını soruyorlar birbirlerine. Üstelik bu dezenfekte işinin yapılacağına dair, ben dahil herkes şüpheyle bakıyor. Hadi biz şanslıyız ofisimiz müsait, bir çok insan çocuğunu nereye bırakacağını kara kara düşünüyordu. Tabi ne kadar kızsak, eleştirsek de "burası Türkiye" demek adet olmuş. Her durumun adeta açıklaması haline gelmiş, bu iki kelimeyi söyledik mi yetiyor sanki. Bense şuan ofis masamda zıplayan kızıma baktıkça, bu haftanın uzun olacağını fark ediyorum...

26.10.2009

ÇANTA TAKINTILI KIZIM

Hafta sonu çektiğim fotoğrafları evde unutmuşum. Ben de eskilerden, paylaşayım diye yukarıdaki fotoğrafı uygun buldum. Cuma günü teyzemizi Hollanda' ya uğurladık. Uzun süredir görmediğimiz bir kuzenimizi gördük ve onunla vakit geçirdik. Cumartesi sabah 8 civarı kalktık, gazetemizi alıp parka gittik. Sallandık, kaydık, güldük, oynadık. Ardından alılşverişe gittik. Eve gelip mükellef bir kahvaltı hazırladık Bilge'yle. Bu arada Bilge salonda ki müzik setine kaset koyunca çaldığını fark etti ve buna bayıldı. Bütün gün boyunca kasetleri takıp çıkarttı. özellikle Metellica' nın kasetlerine bayıldı. Arada kafalarımızı sallamayı unutmadık, bir de Mariah Carey dinlerken bol bol dans ettik. Akşam üzeri Koca erken geldi diye sevinirken, bir ağrıza çağrısı aldı. Bilge "biz de gidelim" diye tutturunca düştük yollara. Bu arada gündüz uyumadığı için, engin Ankara trafiğinde direk uyuya kaldı. Koca gitti işini halleti, ben de arabada kitap okudum. Bilge' yi uyandırıp, büyük bir alışveriş mağazasına uğradık. Ekspres kasadan geçme hedefiyle; Bilge'ye oyuncak at, bana baston bambu, kocaya pastırma, kocayla bana Kırmızı şarap (kalecik karası) aldık. Bu arada ben sürekli ıslak mendille dolaşan, Bilge' ye hiç biryere dokunmamasını söyleyen bir tiptim. Malum domuz gribi durumundan ödüm kopuyor. Pazar sabah Bilge erkenden uyandı. Koca da erken kalktı. Kahvaltı yapıp arabamıza atladık. Bu arada Bilge ve oyuncak atı arasında seyredilesi bir iletişim var. Atım acıkmış, atımı uytayım, atım da şöyle otlaya dursun :) Komşumuzla ona mobilya bakmak için bir iki mağaza dolaşırız diye sözleşmiştik. Onun işi çıkınca biz de kalabalık ortamlara girmeyelim diye, düştük yollara. Dolaştık, dolaştık sonra haritaya baktık "neredyiz acaba" diye, en son Gölbaşı'nda durduk. Bilge' den daha uzun boylu etli ekmek yedik. Ben salata takıldım gerçi, koca götürdü. Bilge' yi karşıda ki parka götürdük. Hava çok güzeldi. Bozkır gene beni utandırdı. Bu arada amacım olan Bilge' yi erken yatmaya döndürme projem gerçekleşti sayılır. Gündüz uyumadı, banyodan sonra 8 civarı uyudu.Sabah erken kalktı ama bunda tabi saatlerin geri alınmasını da hesaba katmak lazım. Akşam birlikte pizza yaptık Bilge'yle. İlk kez evde pizza denedim.Bence gayet güzeldi. Koca "böyle şeyler yerinde yenmeli" dese de kocaman bir dilimi sildi süpürdü. Meyve çayıma da kulp taktı. Onuda höpür höpür içti. Zaten öyledir bu adam, çok doyar, çok rahatlarsa, kulp takmaya başlar. Gerçi biraz da gülelim diye yapıyor bunu. Bu arada hiç üstüme alınmadığımı fark ettim:) Nihayetinde güzel bir hafta sonuydu. Hiç birşey seyretmedim ve çok az okudum. Artık hafta içi bunu telafi ederim. Bugün bir sürü ofis işim var. Hadi bana kolay gelsin:).....

23.10.2009

ZAMAN HIZLA GEÇERKEN

Gene geldi cuma günü. Bir haftayı daha devirdik. Sabah bloga giriş yapamadım. Hele benim gibi teknoloji özürlü birisi için, tam bir işkenceydi. "Nasıl girdin" derseniz de pek fikrim yok, Neyseki açabildim. Bugün buraya bir şeyler yazmanın bende alışkanlık halini aldığını fark ettm. Bu haftayı geride bırakırken bir sürü film seyrettim ve iki kitap bitirdim (bkz. izlediklerim, okuduklarım:) Yukarıda gördüğünüz arkadaşları boyadım. Polimer kilden güller yaptım, boncuklar yapıştırdım. Dün çaldığım ateş dikenlerini, birinin içine koydum. Fotoğraflar çok iyi değil ama ben yaptıklarımı beğendim. Aslında bu iş için daha donanımlı çalışmam gerek. Boyalar konusunda falan çok acemiyim. Artık deneyerek, araştırarak bu konuyu telafi edeceğim. Dün akşam bir atkı yaptım ama fotoğrafını çekmeyi unutmuşum, haftaya artık. Bu arada bir sürü çiçek yaptım kum boncuktan. Bir ara birleştireceğim. Yaptıklarım arasında beni en çok sıkan peçete halkalarıydı. Üst üste iki takım yapınca bööğ geldi.Ama olsun hediye oldular sonuçta, elimin emeği, gözümün nuru değilmi? Bu arada artık iyileştiğim için, hafta başında sağlık raporumu alıp spora başlamayı düşünüyorum. Hafta sonu için hiç plan yapmadım. Havanın durumuna göre bakacağız artık. Akşam teyzemi uğurlamaya gidiyoruz. Tatili bitti ve artık evine dönüyor. Gidişlermi zor yoksa dönüşlermi bilemiyorum. Gerçi bu kişiye göre değişen bir durum galiba. Ben gittiğim yerden dönüşümde evimi çok özlediğimi hissediyorum hep. Bilge bugünlerde çok geç uyuyor. Ben erken uyuya kaldığım için, koca onunla ilgileniyor. Bu nedenle koca isyanlarda, zannedersiniz tüm gün o ilgilenmiş. Hatta sanki ikizlerimiz falan varmış havası yaratıyor. Bense üzerime alınmıyormuş gibi yapıyorum, ama buna bir çözüm bulmalıyım. Akşam banyodan sonra uyur diye düşünmüştüm, gene 11'i buldu uyuması.Böyle olunca sabah kalkmakta zorlanıyor. Benden bu kadar. Kendinize çok iyi bakın. İyi tatiller...

22.10.2009

ÖRGÜ ZAMANI


Bu fotoğraf geçen seneden. Bilge' nin beresini ben örmüştüm. Tabi bu sene küçük geliyor, ben de atkısıyla birlikte tekrar örmeye başladım bugün. Zaten çabuk da bitiyor. Kendime renk renk atkılar örmek istiyorum. Gece çok güzel uyudum, bu yüzden bugün çok iyiyim. Akşam eve gidince "koca çok acıktım çok acıktım "diye başımın etini yedi. Ben de Bilgeyle birlikte bana 1 saat vermelerini istedim ve mutfaktan postaladım bunları. Pirzola tavuk çıkartmıştım önce biraz haşladım ardından, sebzeli çeşniyle çok az kızarttım. Mantarların içine kaşar koyup mikrodalgaya attı. Patates püresi yaptım. Bir de kıtır soğan halkaları yaptım. Gerçi pek kıtır olmadılar ama afiyetle yendiler. Tabi koca bir tabak salatayla. Uzun süre zorla yemek yedirdiğim kızımın, oturup keyifle yemek yemesi beni çok mutlu ediyor. Az malzemeyle bol çeşitli ve lezzetli bir yemek oldu. Koca etçil olduğu için "keyifle ellerine sağlık" dedi. Bilge de "ben anne olunca sana yemek yapayım olarmı "dedi. Bende" olar "dedim. Niye mi abarttım bu yemek mevzusunu anlatayım.Etrafımda bir çok insanın bunu hiç umursamadıklarını fark ettim. Üstelik çocuk sahibi insanlar da var, bunların arasında. Maksat tamamen karın doyurmak, sıcak yemek yada özenli bir masa pek umurlarında değil. Bence hayatımıza ve etrafımızdakiler özen göstermeliyiz. Sabah PTT ye gitmem gerekti, dönüşte parktaki ateş dikenlerinden birkaç dal çaldım. Boyadığım küplerin içine koymak için. Dalları çakıyla kestim, hani şu çok amaçlı çakılar varya. Çantamda bunun yanın da olanlara, kendim bile şaşırdım. Bir adet ateş ölçer(derece), cüzdanlarım (bozuk para ve normal cüzdanım), gözlük kabım. Taşınabilir harddisk, flash bellek (ikisini birden neden taşıyorsam), cep telefonum, makyaj çantam( bu yeni girdi çantama), okuduğum kitap, Penguen Dergisi, deodorantım, kağıt mendilim, ıslak mendil, yara bantları, envay çeşit saç tokası ve lastiği, bir elma, bir portakal, güneş gözlüğüm, bir de not defterim ve kalemim. Derlerki kadınların kafalarının içi çantalarının içi gibidir. Erkeklerse çanta bile taşımazlar. Bunu zannedersem olaylara bakış açılarını belirtmek için söylemişler. Tabi sonuç olarak benim büyük çanta kullanmak gibi bir alışkanlığım var. Ya tüm bunlar yanımda olacak ya da sadece para alıp yanıma çıkacağım. İkisinin arası yok yani. Gerçi Bilgeyle ikimiz arabasız çarşıya falan çıkıyorsak, bu durumlar için küçük bir çanta alıyorum yanıma. Bilge daha küçükken her zaman taşıdıklarıma, bir de yedek kıyafet ve çamaşır ve çorap ekleniyordu Bilge için. Ahh hayat çok ağırsın:) Bu gün bereye devam edeceğim, bir de küp boyuyorum ona takılırım sanırım.Arada da biraz okumayı düşünüyorum. Ofisle ilgili telefonlara bakmak dışında bir şey yapmayacağım. Kendinize iyi bakın. Bu arada www.dogaicincal.com burayı tıklayıp 45 kişinin seslendirdiği türküyü dinleyin. Belki daha evvel dinlemişsinizdir ama olsun gene dinleyin:) Keyif alacaksınız...

21.10.2009

MİSKİN OLMAK İSTİYORUM


Evet miskin olmak istiyorum. Bir kayanın üzerine baş aşağı yatıp, pıt diye uyumak istiyorum. Gece uyanıp, süt içme isteğine boyun eğen babanın, süt vermesi sonucu, gecemiz kusmuklara bulandı.Ne kadar Bilge iyileşti desemde gece arada öksürüyor. Bu yüzden yatmadan evvel süt vermiyorum.Ardından su bile içse,süt boğazında bir kalıntı bırakıyor galiba. Hastalık zamanları ve sonralarında bu kalıntı kusmaya sebep oluyor. Bunu tecrübe etmişliğimiz de var yani defalarca. Tabi hal böyle olunca uykumuz da sağlıklı olmadı. Sabah Bilge' yi "elbise giyelim mi" cümlesiyle bile zar zor kaldırdım. Bu neden ötürü bu gün sadece ve sadece miskinlik yapmak istiyorum.Bu arada çarşafları hemen yıkamazsanız lekelerin çıkmadığını fark ettim. Sabah Bilge dalga geçiyordu "yatağa nasıl böööğ yatım değil mi anne?" diyordu. Böyle yani... Kendimi zorluyorum ama bir şey çıkmıyor benden bugün. Şimdilik iyi bakın kendinize...

20.10.2009

İYİKİ DOĞDUN SİBEL



Doğduğun günü hatırlıyorum. Ev de doğum yapmıştı annem, kalabalıktı ev. Erkek evlat bekleyen babam, önce biraz bozulsa da kız oluşuna, sonradan oğlu olunca (ele avuca sığmaz) çok dua etti "iyi ki kızlarım var" diye. Hiç ağlamayan, yaramazlık yapmayan, dağınık olmayan bir velettin. Hiç haylazlık anısı hatırlamıyorum ikimize dair. Oturup bir gün özenlice babamın sana getirdiği bir sürü tokayı kesişini, buna annemin kızmayışını hatırlıyorum. Bir de bacağına çaydanlığın devrildiğinde babamın hızla seni hastaneye götürüşünü ve anneme kıyameti koparışını. Okula gitmeden İstiklal Marşı'nı ezbere okuduğunu da hatırlıyorum. Sonra büyüdük ben üniversiteye gittim ve döndükten sonra, sen benim en iyi arkadaşım oldun. Ondan sonra anılarımız başladı sanki. Sonra sen üniversiteye başladın Allahtan aynı şehirde okudun. Hem de uzunca bir süre. Sonra ben evlendim. Koca da bende seni hep evin bir parçası, kızımız gibi gördük. Hep destek olmaya çalıştık, elimizden geldiğince. Sonra babamı kaybettik. Acı çekmeyi, babasız yaşamayı ve annemi idare etmeyi öğrendik. Sonra Bilge doğdu. Sen onu ilk kucağına alanlardandın. İlk "Sibel" dedi, gururla herkese anlattın. Ve sonunda evlendin, kocanın yaşadığı şehre taşındın. Sanırım ilk kez ayrı geçiriyoruz doğum gününü. Ama şartlar yan yana olamasak da kalplerimizin bir arada olabileceğini, öğretti bize. Sabah kalkınca çok suratsız olursun, bir de bir şeye kızınca. Çok çabuk bozulursun, etten püften şeylere. Cimrisindir de bu arada. Ama canımsın, kanımsın. Herşeyden öte, babamdan yadigarsın. Seni çok ama çok seviyoruz. Çoğu zaman eleştirip, kızdırsam da seni, hep hayata karşı sağlam durman için. Senin saçının bir teli zarar görse, ben burda kahrolurum. İyiki doğmuşsun, iyiki varsın. Hep mutlu ol, sağlıklı, huzurlu olasın.Uzunca bir ömür diliyorum ve gözlerinden öpüyorum...



19.10.2009

MİSAFİR AĞIRLAMAK

Cuma günü aldık karşı komşumuzu( iş yerinden komşumuz) ve oğlunu uğradık balıkçıya, aldık balığımızı hep beraber pişirdik, yedik, yanında da kırmızı şarabımızı içtik. Ev ev olalı misafir yüzü görmemiş, güzel bir sohbete tanıklık etmemişti, yaklaşık sekiz aydır. Gelen giden oldu ama bu şehirden ve yeni tanıdığımız ilk misafirlerimizdi. Ardından pazar günü Teyzemleri akşam yemeğine çağırdım. Yaprak sardım, karnıyarık yaptım, mis gibi tarhana çorbası, mantar sote ve tabiki pilav. Koca bir tabak da salata. Afiyetle yenildi, uzun bir masa sohbeti yapıldı. Türk kahveleri pişirilip, uyduruktan fallara bakıdı. Koca heveslenip fırında kestane yaptı. Yanık falan olsa da yenildi. Hollanda da yaşayan teyzemin izni bitiyor, cuma günü dönmesi gerekiyor. Gitmeden iyi oldu böyle. Bilge mutluluk kaprisleri yapsa da, dışarı çıkmadığımız için şikayet etmedi. Cumartesi günü bana bir bebek aldırttı. İlk kez bebek istemesine çok şaşırdım, zira odası ağzına kada araba dolu. Yeni filmler de aldık birlikte, keyifle seyretti. Bunun dışında bol bol okudum. Hastalığım da boya hafifledi, arada bir öksürük kaldı. Bugün peçete halkaları yapmam lazım teyzemin arkadaşları için.Ofisin sağını solunu düzeltirim. http://kemaloncu.blogcu.com/ bu siteyi yeni keşfettim okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bugün insanın uzun süre sonra, birileri için bir şeyler pişirip, yedirip içirip, yorulup keyif alabileceğini fark ettim. Kendinize iyi bakın...

16.10.2009

ESKİDEN BİR ŞEYLER


Bu başlığı kullandım, çünkü bu hafta pek bir şey yapamadım. Daha önce yaptığım takıların fotoğrafını koydum:) Dün işlerimi bitirdikten sonra bütün gün kitap okudum ve kendimi meyve çayına boğdum. Akşam Bilge' yi kreşten aldım. Dönerken uğradığımız parkta 14-15 yaşlarındaki iki oğlanla tartıştım. Bilge hemen babasına yetiştirdi. Koca sordu "ne oldu" diye ben de anlattım aynen: Önce, sahibiyle gezen bir köpeğe hırladılar, köpek çıldırdı bunlara saldırmaya kalktı. Sonra gidip bir kedi buldular, onu kaydıraktan attılar. Bu esnada benim kafam da attı. "Neden eziyet ediyorsunuz hayvana "dedim. Kediyi atan "ben kedileri hiç sevmem" dedi "onlar da seni sevmiyordur inan bana" dedim. Diğeri " ne önemi var ki, sevgisine ihtiyacımız mı var" dedi, ben "birbirinize yetebileceğinizi mi sanıyorsunuz" dedim. Diğeri "kötü birşey dedi galiba" dedi. "Koskoca adamlarsınız yakışıyor mu hiç hayvana eziyet etmek, bu kadar umursamaz konuşmak" dedim.Kediyi atan "bizim hayattan hiç bir beklentimiz yok tamam mı" dedi. " Tamam değil, bu lafın arkasına sığının bakalım, nereye kadar sığınacaksınız" dedim. "Gene kötü bir şey diyor galiba" dedi diğeri. En son noktayı "terbiyesizler" diyerek Bilge koydu. Koca dinledikten sonra "iyi yapmışsın" dedi. Bu arada asıl üzücü olan etrafta başka insanlar da vardı ve kimse ağzını açıp hiçbir şey söylemedi. Neden böyle bu çocuklar? Ofisin karşısında Anadolu Lisesi var otobüs beklerken kapını ağzında duruyorlar. Bağrış çağrış, ben dehşetle bakıyorum onlara. Kim bunların sorumlusu? Anneleri babaları mı? Eğitim sistemi mi? Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi mi? Her şeyin çok rahat ekranlarda görülmesi mi? Dejenere olmanın sorumlusu kim? Bu çocukların kalplerinde birazcık sevgi, birazcık şefkat yok mu? Nereye gitti bu duygular bilemiyorum. Dün Kafka' nın "defterler" kitabında ki şu bölüm üzerine baya düşündüm. "Cennet' te yaşamak üzere yaratılmıştık ve Cennet bize hizmet etmek için düzenlenmişti. Sonra yazgımız değiştirildi; Cennet' in yazgısında da bir değişiklik oldu mu, bu hiçbir yerde belirtilmiyor" gerçektende enteresan geldi.Hiç böyle düşünmemiştim. Yaşadığımız hayata bakarsak herkes ve herşey birbirine bir şekilde bağlı. Birilerinin başına gelenler bir şekilde diğerlerinide etkiliyor. Kaderci olmaktan yana bir insan değilim, ama inançlıyım. Bu da beni hayata karşı daha sıkı bağlarla tutuyor. Adem' le Havva yasak meyveyi hiç yemeselerdi neler olurdu acaba? Belki de yemeleri gerekiyordu. Sonuçta seçim yapıp, karar verme yetisine sahibiz değil mi? Şöyle bir düşünüyorum ve derin bir ah çekiyorum ( bu arada daha güzel nefes alıyorum bu gün) "Ah koca hayat her günü mazileştirip, bir kenara koyduğumuz hayat" diyorum ve etrafımıza biraz iyilik tohumları serpelim diyorum. Kim bunu sorumlusu diye sorduğumuz soruların yanıtları ne olursa olsun, bir şekilde hepimizin payı olduğunu fark ediyorum. Kendinize ve etrafınızdakilere iyi bakın...

15.10.2009

YENİ KOLYEM

Hafta başından beri yapabildiğim tek şey bu kolye.İçinde tel olduğu için birkaç farklı şekilde kullanılabiliyor.Tele istediğiniz formu verebiliyorsunuz. Kıvırıp bükebiliyorsunuz yani. Hafta sonu malzeme almaya gideceğim, elimde hiç farklı renk boncuk kalmamış. Bol bol kahverengi ve gri var. Oysa ben morlar, lilalar, beyazlar olsun istiyorum. Dün bütün gün yağmur yağdı. Yavaş yavaş, gürültüsüz patırtısız yağdı. Yağmurun böylesini görmeye çok alışık olmayan ben uzun süre çayımı yudumlayarak seyrettim. Bu günse güneşli ve ılık bir sabah var.Yerler hala ıslak. Birkaç gündür Bilge' de bir huysuzluktur gidiyor. Her şeye bir itiraz, benim dediğim olacak diye bir inat, anlamsız ağlamalar.Sonunda bu huysuzluğun sebebini, bu sabah anladık. Kreşe bunun sınıfına yeni bir çocuk başlamış. Yeni başlayanlarla daha çok ilgilenildiği için, benim şımarık kızım kıskançlıktan çatlamış. Öğretmeni "bir süre sonra geçer" dedi. İstiyor ki herkes onunla ilgilensin, küçük olduğu için böyle hissetmesi doğal ama bunun karakterine yerleşmesine engel olmalıyız. "Kararlı davranma" kararı aldık kocayla. Özellikle kocaya her istediğini yaptırabileceğinin o kadar farkında ki. İşi ben istediği bir şeyi almayınca "ben babaya aldırırım" a kadar götürebiliyor. Sabah sabah ne çok şikayet ettim sadece 3,5 yaşında olan kızımı değil mi? Ama ne yapayım çok endişeleniyorum, onu yetiştirirken hatalar yaparız diye. Tamam abrtmamak gerek belki elbette hatalarımız olacak ama gene de endişeleniyorum işte. Anne olmak çok garip bir şey. Kafanızda o kadar çok kuruyorsunuz ki. (Belki de sadece ben öyleyimdir). Korkular oluşuyor yüreğinizde, çoğu zaman dillendiremiyorsunuz bile. Bazen paronayalar geziyor beyninizde, etraftaki herkese potansiyel suçlu gibi bakıyorsunuz. Sonra felaket senaryoları oluşuyor kafanızda kur babam kur yani. Ama sonra silkelenip kendinize geliyorsunuz. Bilge' yi elime aldığım an öyle gariptiki; ona bakarken önce yaradana, sonra kocama ve sonra kendime hayran oldum. Göğsümden süt emerken taa gözümün içine bakışına, " anne- baba " demeden evvel "sibel" demesine, kendi başına yürümesine, sözlerini bilmediğim şarkıları hiç teklemeden söylemesine, "baba" derken yüreğimi tel tel titretip babamı aklıma getirmesine... Bunlar aklıma ilk gelenler, koca bir hayat var önümüzde paylaşacak bir sürü güzellik. Kötülükte olacak belki ama biz hep sağlam duracağız hayata karşı, hep dimdik. Paylaşmayı öğreteceğim ona bencillikten uzak, hesap yapmadan paylaşmayı. O zaman küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenecek.Çok duygusalım bu gün, dökülüverdi böyle kelimelere içimdekiler. Bu gün herkesin anne baba olması gerektiğini fark ettim. Kendiniz doğurmak zorunda değilsiniz. Evladınız gözüyle baktığınız heşey (bu bir çocuk da olabilir, bir hayvan da) size bu duyguyu yaşatacaktır.Kendinize çok iyi bakın...

14.10.2009

SONBAHARIN SON DEMLERİ




Yukarıda ki fotoğraf bahçemizden. Bozkırda bundan sonra zor görürüm böyle çiçekleri. Bu sabah kahverengi bir Ankara' ya uyandım. Yağmur yağacak. Zamanıdır da zaten, ekim ayı ortalarındayız. Bu gün sesim daha bir tanıdık geldi kulağıma. Gece de güzel bir uyku çektim. Ne kadar kahverengi de olsa hava, yüreğim masmavi bugün ( sümüklü ve öksürüklü ama olsun). Hafif bir rüzgar var dışarıda. Birazdan fatura yatırmaya çıkacağım. Sanırım mevsimleri sevmeyi öğreniyorum burda. Sonbahar da gökyüzünde güneşi gördüğümde "kıymetli bir gün" oluveriyor. Kışı da seveceğim özellikle de kar yağdığında. Daha bir sarılacağım yanımdakilere. Kazaklar, atkılar, bereler örülerek, yanında sıcak çayım ve kitaplarımla kış gecelerini dolduracak. Hafta sonları tiyatro, sinema Allah ne verdiyse. Kahverengi bozkır kışının en güzel tarafı günlerin kısa olması galiba. Spor salonuna başlayacağım ama sağlık raporu almam gerekiyor. İyileşmeyi bekliyorum. İki gündür güzel bir kolye yapıyorum kum boncuktan bu gün bitiririm diye düşünüyorum. Geri kalan zamanımı okuyarak geçirmeyi planlıyorum. Bu gün insanın nefes alırken boğazının acımamasının ne kadar güzel bir duygu olduğunu ve böyle nefes alabilmenin kıymetini fark ettim. Cemal Süreya' nın bir şiirini paylaşmak istiyorum. Gene söylüyorum aman hasta olmayın...

İKİ KALP
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
CEMAL SÜREYA

13.10.2009

PARK BİLGESİ


Bu gün daha iyiyim diye başlayamıyorum cümleme ama daha kötü değilim. Dün ofisi arayıp sesimi duyan tanımadığım insanlar bile "geçmiş olsun " dediler. Dün de yazdığıma sağdık kalıp hiçbir şey yapmadım. Bütün gün nette gezindim, film seyretmeye çalıştım, Atlas dergisi okudum.
Öğleden sonra baya sıkıldım kalktım ofisi temizledim. (iyi geldi) Biraz ofis işi derken akşam oldu. Bilge' yi aldım. Yolumuzun üzerindeki parka gittik. Bilge ısrarla spor aletleriyle oynadı. Koca bizi ordan aldı, eve bıraktı. Onun işleri vardı, baya geç geldi. Bilge de tüm gece hastalığımdan da faydalanarak bana sardı. Baktı en sonunda benden fayda yok, kanepede uyuya kaldı. Gece bir uyudum bir uyandım. Kalktım evin içinde dolaştım, televizyonu açtım (en iyi o uyutur beni) biraz uyumuşum, sonra sabah Bilge ve Koca tepemde tepişiyorlardı. Bilge hanımın sabah gardorbundan giyecek birşeyler seçmesini sabırla bekleyip, kreşe bıraktık. Bu arada uzun zamandır Bilge'nin sabahları "kreşe gitmeyeceğim" diye ağlamadığını fark ettim. Arabaya binince bize yeni bir şarkı daha söyledi. Biz gene ağzımız kulaklarımızda kırmızı bir fiyonk, keyifle dinledik. Bu güne dair de bir planım yok. Bakalım artık. Can Babanın bir şiirini paylaşmak istiyorum. Kendinize çok iyi bakın, aman hasta olmayın...
ŞEY GİBİ
Şey gibi herbişeyim yahu
satır yazamıyorum.
Sanki kendimle değil
dünyayla ölüyorum.
Bağırsam bağırsam bağırsam
bağırdığımı duymuyorum.
Tek bir musluk var açık
Onunla akıyorum.
İstemeden istemeden istemeden
isteyereeek.
Ah sen ölüm denen topal köfte
buluştuk bak bu cenabette
İçim rakı dışım su
Bu mahmur cinayette.
Çocuklar çocuklar çocuklar
Sizlen doğmamış mıydık biz birlikte.
CAN YÜCEL

12.10.2009

HAFTA SONU BİLGESİ

Cuma gününden başladı "atlara gidelim" diye. Hatta cumartesi abartıp akşam yemek sofrasında ağladı, nazlandı ve pazar günü Altınpark' ta muradına erdi. Hava Ankara' dan hiç beklemediğim kadar güzeldi. Çok hasta olmama rağmen Bilge "mutlu olsun" diye kendimi hiç düşünmeden feda ettim (tamam abarttım) Güneş bizi iyice bayıltınca ordan ayrıldık. Bilge' ye pantolon ve kemer aldık, ordan doğru eve geldik. Yemek faslının ardından Bilgeye banyo yaptırırken uyuya kaldı. Daha önce de bir kaç kez başıma geldiği için hiç şaşırmadım. Güç bela giydirdim. Saçlarını sardım sarmaladım. Uyudu uyudu saatlerce uyudu. Tam ben uyumaya hazırlanırken uyandı. Koca çok asilce davranıp "birimizin kendini helak etmesi gerek, o da sensin" diyerek vurdu kafayı, horlaya horlaya uyudu. Uzun bir geceydi, ayrıntılara girmeyeceğim. Bu arada gündüz bir sürü vampir filmi seyrettik "Underworld" serisini (üç film). Hiç bir yorum yapmıyorum tercih tamamen kocaya aitti. O da memnun gözüküyordu. Hafta sonu bu griple uğraşmakatan çok okuyamadım.Bu hafta telafi ederim diye düşünüyorum. Ayrıca bu haftaya dair hiç bir plan yapmıyorum. Tek planım "iyileşmek". Bu gün hiçbir şey yapmak istemediğimi farke ettim. Olur bazen böyle değilmi. Bu arada bu orkide gitti gider. Acaba Ankara' da nerden ucuz orkide alabilirim ki?...

9.10.2009

BİLGE' NİN HAYATINDAKİ ERKEKLER

Yukarıda fotoğraflandırılanlar Koca ;hep babacan , sarar sarmalar kızını.Cengiz Dede ;Fotoğraflarda da görüldüğü üzere her anlamda tepesinde taşır Bilge' yi. Abur cubur yedikçe Bilge onun elinden, o çok mutlu olur. Eren Efendi benim kuzenim olur ( Cengiz Dedenin oğlu) yukarıdaki fotoğraf (uyurken Bilgeyle) onun en masum halidir.Zira bayılır Bilge' ye yeni küfürler öğretip, elinde ne varsa alıp onu bağırtmaya. Bir de fotoğraflayamadıklarımız var.Dükkan komşumuz Barış Abimiz var, bekardır kendisi. Bilge canı isteyince yüz verir canı istemeyince yüzüne bakmaz. O da "kız milleti işte büyüğünüz de küçüğünüz de hep aynısınız" der. Aydın Abimiz var marketçi. Bilge' nin süt tüketim rekorunu hep hayretle izler. Sonra Antalya' da dayımız var Bilge sever onu.Hepimiz Bayılırız onun "dayı" demesine. Sonra bir de Sibel'in kocası var. Bilge tek seferde adını doğru söyleyebildiği için (Mürteza) tekrarlatıp duruyoruz boş zamanlarımızda. Kreş sahiplerimizden Murat Abi var onu da çok seviyoruz ne zaman kreşe geldi, ne zaman gitti, haberlerini alıyoruz akşam . Ve ve tabiki Poyrazımız var. Bütün akşam kulağını çınlatıyoruz beyfendinin. Görüldüğü üzere Bilge' nin hayatındaki erkekler böyle.İlerde de böyle mi olur bilemiyorum ama bir zaafımız var gibi geliyor. Bu arada Bilge bize dün akşam konser verdi. "Tavşan kaç " şarkısını söyledi.Hem de nasıl güzel söyledi hiç hatasız, hareketler falan. Biz şaşırarak ve keyifle dinledik. Dün bir müşterimizin evine gitmiştik. Orda da çok uslu durdu.Ondan bir yaş büyük oğulları Arda'yla oynadı.(Bak o da erkek) Biz de çok rahat sobet ettik. Bu şehirde hoş sohbet insanlar tanımaktan keyif alıyorum. Dün "Güneşi Gördüm" filmini seyrettim.Altan Erkekli mükemmel oynamış, diğer ouncular da tabi.Çok duygusal bir filmdi çok başarılı buldum. Bu sabah kuaföre gidip saçlarımı boyattım.Orda bir edebiyat öğretmeniyle tanıştım. Elif Şafak' ın "Aşk" kitabını okuyordu. Ben ona "Baba ve Piç" kitabını okumaya çalıştığımı, ama hiç akıcı gelmediğini söyledim. O da bana Elif Şafak'ın İngilizce yazdığını çeviri yüzünden akıcılık olmadığını, kendisinin de "Baba ve Piç" i okurken çok zorlandığını söyledi. Ama "Aşk" kitabı daha akıcı bir dille yazılmış dedi. Belki deneyebilirim. Çünkü insanlar çok övgüyle bahsediyorlar. Bende mi bir sorun var neden okuyamadım diyordum, demek ki bu sebeptenmiş. Hafta sonu Bilge için iki seçeneğim var. Hava güzel olursa at binmeye gidiyoruz. Serin olursa sinemaya. Bakarsınız ikisini de sığdırırız birgüne belli mi olur. Bu sabah , hergün geçtiğimiz yol üzerinde yanlış bir sokağa girdik, sonra başka bir yere derken yolumuzu bulduk. Ben ne kadar çok sokak olduğunu ve hala burnumuzun dibinde bile kaybolabilme ihtimalimizi fark ettim. Bu çok hoşuma gitti. Kendinize, etrafınızdakilere, eşinize dostunuza iyi bakın. Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle...

8.10.2009

ÇOK HASTAYIM




Mevsimin ilk gribi beni tamamen yıktı, yatak yorgan yatırdı. Akşam çok kötüydüm. İlaçlar, çorba, ıhlamur derken, biraz kendime geldim. Dün o yüzden pek bir şey yapmadım. Teyzeme söz verdiğim peçete halkalarını bitirdim. Etejer albümümüz (biz öyle diyoruz) bitti vernikledim de. Akşamları Bilge' yle bakıp, fotoğraftakilerin kulaklarını çınlatıyoruz. Tesadüfen bulduğum küplerden ikincisinide boyadım. Polimer kilden güller ve şekiller yapıp fırınladım.Ardından vernikledim. Fena olmadı, gerçi renkte tam bir ton yakalayamadım alttaki kil rengini kapatmak zor oldu, ama olsun ben yaptım ya sevdim:) Kum boncuk kolyelerimde önceden yapmıştım göstereyim diye koydum :) Bu yazı da Perşembe envanteri gibi oldu. Her zaman ki gibi Max Fm dinliyorum. Tiziano Ferro' nun bir şarkısı çalıyor. Latin müziğini hep sevmişimdir zaten. Dün "Nietzsche Ağladığında" adlı bir film seyrettim. Çok güzeldi, çok beğendim. Bu film beni kitaplığımda duran "Böyle Buyrdu Zertüşt" kitabına yeniden (bitirememiştim) başlamaya teşvik etti. Elimdeki kitap bitince başlayacağım. Bu arada o kitabı da Sibel' den yürüttüğümü hatırladım :). Bu gün çocukların hastalıklar karşısında bizden daha güçlü olduklarını fark ettim. Zira "Bilge ben çok kötüyüm, sen nasılsın?" diye sorduğumda burnunu çekip "turp gibiyim" dedi. Bu gün benden birşeyler yazayım istedim. Aşağıda ki şiirin menşeyi bana aittir. Kendinize iyi bakın...
GERİYE KALAN
Balıklar ıslanır gözyaşlarımdamdan
denizde her fırtına kopuşunda
güneş tutulur her gece
başımı yastığıma koyunca
yaşam durur belki günün birinde
yalnızlık tüm kapıları aralayınca
sonra ne kalır geriye
bir mavilik boyunca
ölümden başka...
SKT

7.10.2009

MUTFAK BİLGESİ



Aslında yukardaki fotoğraflar yazdan kalma, Bilge'yle pasta yapma partimizden. Üzerindeki örgü mutfak önlüğünü rahmetli anneannem çeyizime koymuştu. Ne zaman Bilge mutfağa girse bu önlüğü kullanıyor. Dün akşam da balık partisi yaptık. Buraya geldiğimden beri "iyi bir balıkçı" arama çalışmalarım sonuç verdi. Akşam uğradığımız balıkçı (artık kendisi daimi balıkçımızdır) bize ısrarla mezgit tavsiye etti. Gene ısrarla "tavada yapın mısır ununa bulayıp" dedi. Bende "aman üç gün balık kokar ev sen buğlama yapacağım bir şey versen"dedim. Gene ısrarla bu balığın kokmayacağını söyledi. Mezgit balıklarını ve mısır ununu balıkçıdan, envay çeşit yeşilliği manavdan alıp eve geldik. Bu arada Bilge balıkçıya bayıldı. Balıklara bakıp hikayeler uydurduk.Eve gelince, koca balıkları kızartma işini üstlendi.Bilge ve bende yeşillikler ve masayla ilgilendik. Bilge bayılıyor sebze kurutma aletine. Hem çeviriyor, hem gülüyor.Özetle Bilge iki adet balığı hiç itirazsız yedi.Ben çok mutlu oldum. Evde balığa dair hiç koku olmadı ve tadı mükemmeldi. Ben ki hep balık sofrasından aç kalktığımı söylerim, tıka basa doymuş kalktım. Şiddetle tavsiye ediyorum herkeslere. Akşamın geri kalanını Bilgenin babannesinin bize gönderdiği kuru fasulyeleri kabuğundan ayıklamakla geçirdik. Rahat bir 3 saatimi aldı. Bilge önceleri yardım etti ama çabuk pes etti, koca pek oralı olmasa da dayanamayıp sonuna doğru el attı. Bittiğinde ben de bitmiştim, kitap bile okuyamadan yattım. Bu gün ofiste bir sürü işim var, onları bitirmeyi hedefliyorum. İnsanların horlarken bir ritimleri olduğunu fark ettim. Koca yorgun olunca horlar, Bilge' de burnu tıkalı olduğu için horluyor. Bana da bunu gözlemlemek kalıyor. Kafka'nın "defterler" kitabından bir bölümü paylaşmak istiyormum. İyi bakın kendinize...
"Sanatımız, gözümüzün Gerçek' le kamaşmasıdır: Geri geri kaçan ucube maskelere vuran ışıktır. Gerçek başka bir şey değil."
"Cennet' ten kovuluş esas olarak ebedidir: Yani Cennet' ten kovuluş kesin ve yeryüzünde yaşama kaçınılmazdır; ama yine de olayın ebediliği bize sürekli Cennet' te kalabilme olasılığını vermekle kalmaz, aynı zamanda belki de gerçekte hep orda olduğumuz anlamına da gelir, biz ister bilelim, ister bilmeyelim."
FRANZ KAFKA-DEFTERLER



6.10.2009

EMANET ORKİDE


Teyzemler önce dayımlara (Edirne' ye) sonra da anneme (Antalya'ya ) gidecekleri için evdeki orkideyi bana emanet ettiler.Hollanda' da yaşayan teyzem orkidelerin zaten 40-45 gün çiçekli kaldıklarını, sonrada öldüklerini söyleyince ben bu emanet konusunda baya tereddüt yaşadım. Çünkü kendi izine gelince bir arkadaşına evdeki çiçeklerini emanet ediyormuş ve çiçeklerin başına bir şey gelirse arkadaşı çaktırmadan yenisini alıyormuş. Biz de teyzemin orkidesinin en az 1 aylık bir miladı olduğunu bildiğim için bunu espiri konusu haline getirdik. Zaten ömrü biter de ölürse (tamamen doğal yollardan eceliyle yani) almam yenisini diye söylenip durdum. Bana Edirne' den telefonla " çiçeğim nasıl, çok az su ver" diyen teyzeme, çok az su verip bendeyken ölmemesi üzerine uzunca bir nutuk çektiğimi anlattım. Dün gece Karadenizden harap ve bitap düşmüş vaziyette Bilgenin amcası ve eşi geldiler. Sabah da onlarla "Göçmenler Derneği" ne gittik. Bize yardımcı olacak kişiyi beklerken (üç saat kadar) dernek başkanıyla sohbet ettik. Çok keyifli bir sohbetti. O da bizi turizim işiyle uğraşan bir dernek üyesiyle tanıştırdı. Derken onunla benim ortak tanıdıklarımız olduğunu fark ettik. Sohbet muhabbet güzeldi. Amcamızın eşi kesin benim geveze olduğumu düşünse de, amcamız "ne güzel, sen Ankara' da çabuk çevre edineceksin" dedi.
Sonra onlar Antalya' ya doğru yola koyuldular, ben de ofise geldim. Dün canım çok sıkkındı. Enaz iki kere seyrettiğim bir filmi "Two weeks notice" tekrar seyrettim. Akşam evde Bilge'yle yatak odasındaki etajerin her yerine fotoğraflar yapıştırdık, dekupaj tutkalıyla. Bu gün de verniklemeyi düşünüyorum. Bilge' nin çok hoşuna gitti, sürekli bakıyor onlara. Burun akıntısı baya geçmişti, rahat bir uyku uyudu. Sabah gene uyuya kaldık. Kahvaltıyı kaçırmamıştı Allahtan.
Bazen insanın sonunu bildiği bir filmi izlemeye ve bundan keyif almaya ihtiyacı olduğunu fark ettim. Bu günü böyle geçirdim kabul ediyorum, yarına Allah kerim, kendinize iyi bakın.

5.10.2009

ORTAYA KARIŞIK

Bilge' nin teyzemdeki fotoğraflarını alıp böyle karıştırınca "ortaya karışık" oldu.
Cumartesi günü diye başlayacaktım ama cumadan başlamalıyım.Bilge'nin amcası ve eşi geldiler Antalya' dan. Bir gece kalıp Karadenize devam ettiler. Büyükbabayla babaanneyi görmeye gittiler bu gün tekrar buraya gelip bazı işlerini halledip döneceklermiş. O kadar yolu bu kadar kısa zamana sığdırmak bana fazlasıyla yorucu gözüktü. Cumartesi kahvaltıdan sonra onları uğurladık Bilgeyle teyzeme geçtik. Kocanın işi olduğu için biz otobüsle gittik. Bilge çok sıkıldı otobüste. Teyzemler de Amasra yolculuğu yapmışlardı (tanıdığım herkes bir yerlere gidiyor bu arada) Orda çektikleri fotoğraflara baktık, çok güzel ve kafa dinlenecek yer yorumlarının arasında, erin bir iç çekişten sonra "mutlaka görülmesi gereken yerler" listesine Amasra' yı da ekledim. Bilge yedi, yedi, evde ne kadar abur cubur varsa yedi, yetinmeyip çantasına da doldurdu. Eskiden herşeye burun kıvıran kızımın bu yeme eğilimi, kereşin olumlu etkisi olarak değerlendirildi. Öğleden sonra koca da geldi, yemekler yenildi, sohbet derken gece 23 sularında eve geldik. Bu arada Bilge' de cumadan geri bir burun tıkanıklığı durumu vardı. Özellikle uyurken her türlü sesi çıkartıyordu. Pazar sabah erkenden uyanıp , beni de uyandırıp süt faslından sonra birlikte film seyrettik. " Arslan Kral 2" ve "Cesur Civciv".Çok güzeldi,özellikle Aslan krala bayıldım. Koca kalkıp kahvaltı hazırlarken, ben e kışlıkları çıkarttım. Yazlıkları yerleştirirken ortalığı feci dağıtmıştım ama hızla toparladım. Ardından güzel havayı bulmuşken değerlendirelim diyerek Kuğulu Park' gittik. Ben bu ayki "Atlas Dergisi"ni aldım ve gazetemi oturdum bir banka, keyif yaptım. Koca Bilge' nin peşinde koşturdu. Bu sefer iki bardak yem verdikten sonra kuşlara, başladı onları kovalamaya. Sonra salıncak, kaydırak, dönen şey (adını bilen var mı), baloncu, simitçi derken, en son babanın boynunda uyuya kaldı. Biz de eve döndük.
Akşam biraz ateşi çıktı, sabah evde mi kalsak diye düşündük ama keyifli gözüküyordu. Biz de kreşe gittik.İnci öğretmenimizden ateşimizi kontrol etmemizi rica ettik. Bu gün Hollanda da yaşayan teyzeme ve arkadaşına söz verdiğim peçete halkalarını yapacağım. Steve Donahue "Birlikte ama Yalnız" adlı kitabına başlayacağım. Yatak odamda ki etajere bir güzellik düşünüyorum, onun hazırlıklarını yapacağım. Bu arada dün geceden beri sol gözüm feci halde kaşınıyor. Damla falan bir işe yaramadı. Bu gün geçmezse doktora gideceğim. Bu gün "oh iyi ateşin düşmüş" dediğin zaman 3,5 yaşındaki kızımın yerde ateş aradığını fark ettim:) Gülerek anlatmaya çalıştım ama kızdı bana "nerde bu ateş, yerde yok" diye... Mutlu bir hafta diliyorum, iyi bakın kendinize...

2.10.2009

CUMA ENVANTERİ


Geçen hafta yukarıda da görüldüğü gibi polimer kil, seramik güller, boyanan küp, mufak masasına yaptığım örtüyle geçti. Bunun dışında pek de birşey yapmadım.Elimdeki kitap hafta sonu biter. Dün "1408" diye bir filim seyrettim. Jhon Cusack' ı hiç gerilim filminde seyretmemiştim. Çok başarılı buldum. Bu gün hafta sonu planı yapmalıyım. Geçen hafta tembellikte tavan yaptık, bu hafta bunu tekrarlamak Bilge' ye haksızlık olur. Eğlenceli bir şeyler düşünmeliyim. Dün kreşten almaya babası gitti. Babayı görünce tabi bir naz, bir niyaz. Bayramda Antalya'da "bilezik istiyorum" diye tutturup renkli bilezikler aldırtmış, takıp koluna kokoş kokoş dolaşmıştı. Tabi bunları kreşe götürüp, kalorifer peteğinin arkasına düşürüp, alamayınca kıyameti koparmış (ne kadar uzun bir cümle oldu).Kıyameti kopartma mevzusu babası onu almaya gittiğinde gerçekleşmiş ve Demet öğretmenimiz kendi bileziğini ona vermiş.Onunla yattı, banyo yaptı, sabah itinayla bluzunun koluna taktı. Bunun üzerine bana da kendi yaptığım kolyelerden birini, hediye paketi yapıp öğretmenimize götürmek kaldı. Sabah ben paketi verince Bilge "bak sana hediye getirdim, ben açayım mı? sevdin mi, beğendin mi?" sorularını nefes almadan arka arkaya sıralıyordu. Akşam banyodan sonra her zamanki gibi koca Bilge' nin saçlarını kurutuyordu. Onları seyrederken; kocanın Bilge' nin saçlarını tararken ellerinin titrediğini gördüm.Öyle özenle yapıyordu ki bu işi, bu adamı niye sevdiğimi bir kez daha hatırlattı bana. Bu gün gündüz vakti gerilim filmi seyredince hiç de gerilmediğinizi fark ettim. Sadece ofiste arada ayak sesleri varmış gibi geliyor:) Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum...

1.10.2009

KUM BONCUK KOLYELERİM



Bu gün sıcak diyebileceğimiz (14 derece) bir sabahla uyandık. Bilge biraz mırın kırın etsede güle oynaya kreşe gittik. Dün can sıkıcı bir gündü.Maddi açıdan bizi baya rahatlatacak, oldu gözüyle baktığımız bir iş, son anda saçma sapan bahanelerle iptal oldu.Koca bunun olabileceğini düşünüyordu ama ben sorun çıkmaz diyordum. Sağlık olsun dedik.Ben öyle pırt diye rahatlamanın bize göre olmadığını bir kez daha anladım. Demek ki daha sıkı asılmamız gerekiyor, hayırlısı diyelim. Dün "ınkheart-mürekkep yürek" Brendan Fraser' ın güzel filmini izledim. Fantastik filimleri severim, bu filmi de sevdim. Akşamı tamamen kitap okumaya ayırıp, elimde ki kitabı bitirmek istiyordum. Bu planı yaparken Bilge' yi nereye koydum bilemiyorum.İnatla elimdeki kitaba saldırdı "ben okuyacağım" diye.Bu sabah çokça domates aldım.Kışın yenmek üzere soyup buzluğa koyacağım.Gerçi bir az geç kaldım ama olsun. Çok sevdiğim bir arkadaşım var.Üniversite de beraber güzel günlerimiz geçti. Sonrasında ayrı şehirlerde yaşadığımız için uzunca bir dönem görüşemedik. Geçen ay tekrar görüştük.Bir baktık onbeş yıl olmuş.Ama dostluk öyle güzel ve sağlam bir duygu ki, kaldığın yerden devam edebiliyorsun. Bu aralar o sıkıntılı bir dönemden geçiriyor. Kendisi dışında sebepler yüzünden (ailesi) hiç çalışmayıp, ev kızı modunda yaşadı. Ama artık çalışmak istiyor.Evde kazan kaldırıp, iş bulmaya karar verdi. Tabi krizdi, tecrübeydi, yaştı derken kolay olmayacak. Ama kararlı. Dün ona aslında çalışmanın hiç de kolay olmadığını anlatmaya çalıştım. Senelerce özel sektörde nasıl süründüğümü, tutarsız, anlayışsız hatta ahlaki yönleri sorgulanacak patronlarla çalışmak zorunda kaldığımı, sokakta yan yana yürümek istemeyeceğim, ayak kaydırıcı tiplerle aynı havayı soluduğumu anlatmaya çalıştım. Ama o da haklı, kendi ayaklarının üstünde durmak istiyor. Umarım en kısa zamanda, iyi bir iş bulur ve keyfi yerine gelir.Bir dönem altı ay işsiz kalmıştım.2004 krizindeydi, iyi bir maaşla çalıtığım işimden sıkılıp çıkmıştım. Ardından uzun bir süre iş bulamayınca öz güvenimi sorgulamaya başlamıştım. Beğenmediğim bir işi bırakmak gibi bir lüksüm olamayacağını anlamıştım. Ne kadar kötü zorunluluklar yüzünden sevmediğiniz bir işe gitmek, en az sekiz saat geçirmek ve buna rağmen verimli olmaya çalışmak. Elbette insanın donanımlarını arttırıp, daha iyisini yapmaya çalışması gerek ama bunda şartlar çok önemli. Sonuçta hiç bir şey gümüş bir tepside önümüze (çoğumuzun) önüne sunulmuyor. Şikayet ederek de bir yere varamayacağımıza göre, neler yapabileceğimizi iyi sorgulamak lazım.Eminim seçenekler çıkacaktır. Hayatımız zaruri ihtiyaçlarımızı karşılamaktan ibaret değil. Bence insanın kendisine yapabileceklerini (yarar ve zarar anlamında) iyi düşünmesi gerek. Hayatımızı hakkını vererek yaşamamız gerek, böyle mutlu olunuyor bence. Bu gün her sabah erkenden pıtı pıtı yanınıza gelen kızınıza güvenmeyip, saati kurmak gerektiğini fark ettim. Zira kızınız da uyuya kalabiliyor:). Aşağıya kendi yazdığım bir dötlüğü ekledim. Beğenirsiniz umarım...

Ansızın uçar gidersin yüreğimden

Konarsın bir bulutun üstüne

Boyarsın gökyüzünü bilinmeyen bir renge

Korkarım bakmaya gökyüzüne...

S.K.T