30.04.2014

Tatil matil derken

Anladım ki tatil konusunda çok bahtsızım. Ne zaman uzunca bir tatil olsa ve ben "ayaklarımı uzatıp keyif yapacağım" desem, bana yatılı misafir geliyor.Üç gündür evden dışarıya çıkmayarak evde misafir ağırladım. Bu konuya ciddi ciddi takıldım. Gelenler elbette yakınlarımız,saygıda kusur etmedim ama işkence oldu. Bizim eve gelenler nedense hemen bizim evle kaynaşıyorlar. Ardından çoğu zaman izlemediğimiz televizyonu hayatımızın merkezi haline getirip, kumandaya el koyuyorlar.Sabahtan akşama nefret ettiğim programlar bangır bangır bağırdığı gibi, ömrü hayatımda izlemediğim ve izlemeyeceğim kanallar evde  hüküm sürüyor. Hayır anlamadığım bu evde yaşayan zavallıların hiç mi önemi yok. Bu evde küçük bir çocuğun yaşıyor olması hiç önemli değil. Bilge üç gündür diğer odada dvd' nin başında bir dolu film izlemek zorunda kaldı. Bende çocuğu yanlarında oturmamış olmakla suçlandım. Neyse bu zorunlu ağırlamalar allahtan yılda bir kaç kez oluyor ama dediğim gibi oda tatil günlerine denk geliyor. Dün gece misafirleri gönderdikten sonra bunları düşündüm. Bir taraftan kızıyorum kendime bu kadar mı tahammülsüzüm diye ama evet o kadarmış anladım.
 Geçen haftadan beri okula gitmeyen Bilge'yi bugün okula götürmek zulüm oldu. Çocuğun bütün ayarları bozuldu. Zaten yarında tatilmiş, haftaya anca kendine gelir. Bu tantanada sadece kaçamak kitap okuyabildim. Tabi istediğim kadar değil. Okuma gurubumuzla geçen hafta toplanacaktık, bu hafta sonuna ertelendi. O da ayrı bir sıkıntı. Gruba gelip "ben kitabı okumadım, yazar hakkında da pek bir şey bilmiyorum" diyen insanların, biriktirdikleri konuyla alakasız sözlerini dinlemek artık ayrıca bir işkence. Neden devam ediyorum, lanet hatır belasına, ama bu bünye daha ne kadar dayanır bilmiyorum. Bugün çok gıcığım farkındayım, neyse geride bıraktığım sevimsiz günlerin tek güzel tarafı " İmza: Ben "kitabının gelmesiydi. Kitapla birlikte sesli kitapta geldi. Bilge ikisine de el koydu. "Bunlar benim" dedi, pek sevindim:))
Ben kaçıyorum, yarın kendimi dışarı atma planları yapıyorum, kendinize iyi bakın...

25.04.2014

Dolu dolu

Aslında bu kolajdan önce bayram fotoğraflarımız var ama bağlantı kablosunu evde unutunca böyle oldu. 23 Nisan yazısı ve fotoğrafları bir sonraki postta anlatırım. Yukarıdaki kareler dünden. Öğleden önce arkadaşım ve kızıyla buluştuk. Hamamönü' ne gittik. Her yer cıvıl cıvıldı. Arkadaşımın kızıyla Bilge arasında üç yaş var. O kadar güzel eğlendiler ki, gezme faslına doyamadıkları için evlerine gittik akşam yemeğinde de birlikteydik.
Hamamönü' nde önce yemek yedik. Ben fasulye turşusu kavurması yedim çok tuzluydu, ardından Bilge'nin gaza gelip söylediği kocaman porsiyon mantı tabağının yarısında tıkanınca, zorunluymuşum gibi bir de onu indirdim bünyeye:(( İşbankası yayınlarına girdik, bayılıyorum oraya. Beni oraya bıraksınlar, bir daha dönüp sormasınlar, öyle güzel. Sanat Sokağı' nda bir sergi gezdik. Birkaç atölyeye girdik, bayıldık bayıldık, hayallere daldık...Keyifli bir günün tadını çıkarttık.
Okuma grubumuzla yarın toplanacağız. Bu ay Shakespeare' in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" nı konuşacağız. Kitabı sabah bitirdim. Çok keyifliydi ama keşke iyi bir ingilizcem olsaydı ve orjinalinden okuyabilseydim diye düşündüm. Dün Alice Munro' nun "Firar" kitabını aldım. Bu akşam başlayacağım.
Bu arada Bilge bugün okulu astı, "dinlenmek istiyorum" dedi. "Eyvallah" dedim. Ben kendimi temizliğe vurdum, o da odasını toparladı. Şimdi alışveriş yapıp eve geri döneceğiz. Bir de komşudan ödevlerini alacağız. Sonrasına bakarız artık. Keyifli bir hafta sonumuz olsun...

21.04.2014

Hafta Sonu


Hafta sonu yine koşturmacayla geçti. Tek farkı sabah pırıl pırıl bir güneş, öğlen çıldırmış bir rüzgarla birlikte yağmur, akşam üzeri yollardaki fırtına sonrası çöp yığınları eşlik etti bize. Cumartesi keman öğretmeni olmadığı için kursa geç gittik. Gitmeden önce evi kırklama operasyonu yaptığım için, geç kalma endişesiyle bindiğim durak taksisi atraksiyonun allahını yaşattı bize. "Sınav var bugün abla, ben sizi en kısa yoldan götüreyim" diyerek, tüm ters yönlere girip, yer yer yol kapatıp, bütün kornaları ve sellektörleri üzerimize çekerek Kızılay' a ulaştık. Sahiden çabuk geldik ama indiğimizde Bilge' nin "kalbim hala güp güp atıyor" sözü durumumuzu özetliyordu.
 İlk kez orkide aldım. Ufacık, tefecik sevimli bir şey. Ortanca yolunda ilerleyen menekşemin yanına konuşlandırdım. Sonra ziraat mühendisi olup, bitkiden çok anlamayan ama şaşırtıcı şekilde dört beş senedir aynı orkideleri yaşatmayı başaran kız kardeşi arayıp, engin bilgisine başvurdum.
Kursta desenim bitmek üzere, konturleri geçiyorum. Fırça hakimiyetini daha tam sağlayamadım, zamanla elim alışacak diye düşünüyorum. Selçuk Altun' un "Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca" kitabına başladım, çok ilginç bir kitap, bu akşam biter sanırım.Favori yazarların arasında yerini sağlamlaştırdı. Şimdi okuldan aradılar, Bilge' nin çorabı kaçmış, çorap götüreceğim:)) Sahiden, neyse bitmez benim bu çilem, güzel bir haftamız olsun...

18.04.2014

Haftayı bitirirken

Çok sızlandığım, kara kara düşündüğüm, bir şekilde çıkış yolu bulduğum bir hafta oldu. Bilge' nin "kulağım ağrıyor" bahanesiyle kendini okuldan aldırıp, bütün gün arkadaşlarıyla ofisin önünde oynamasını, gün biterken "iyiyim bak, turp gibiyim" demesini hoş gördüm. Bininci kez yatılı misafir ağırlamaktan nefret ettiğime karar verdim. Telefonda kibarlığımı tavana vurdurup, arızalı müşterilerle bile kavga etmedim.
Bir çok filmi yarım bıraktım. Ayla Kutlu' nun "Ateş Üstünde Yürümek" kitabını bitirdim, umduğumu bulamadım. Ardından kitaplığımda unutulmuş Yaşar Kemal' in "Yılanı Öldürseler"i bitirdim. Yine bir İnce Memed değildi, hep o umutla okuyorum (kızmayın bana)
Bütün hafta bu şarkıyı dinledim. Dün okul çıkışı Bilge'yle dolaşıp," İmza:Ben" i aldım, gelmesini bekleyemedim.Akşamı onunla doldurdum. Sonra uyuyamadım. Nette gezinirken Marquez' in öldüğünü okudum. İçim sızladı, ama Yüz Yıllık Yalnızlığı elime almaya cesaret edemedim.
Sabah erkenden Koca'yı şehir dışına uğurlayıp, Bilge'yi okula yürüyerek bıraktım. Dönüş yolunda yokuşta bana depar atan yaşlı amcayı görünce kendime okkalı bir küfür edip, Ankara' nın bağlarına değil, yokuşlarına türküler söylenmeli diye karar verdim.Bu arada dönüş yolunda kulağıma gelen kuş cıvıltılarını dinlerken, kuşların bu beton yığını şehirden vazgeçmemelerine şaşırdım Ay çok saçmaladım, ben kaçıyorum, iyi bakın kendinize...

17.04.2014

Ne yazmalı?

Sabahtan beri aklımdaki soru bu; "ne yazmalı".Blog yazmaya başladığımdan beri genelde bu soruyla uyanıyorum. Son zamanlara kadar çok zorlanmıyordum. Daha üretkendim. Mutlaka bir fotoğraf karesi oluyordu, bir gün önce yaptıklarımla ilgili. O karenin altında kelimeler yerlerini buluyordu. Bu yıl daha doğrusu geçen yazdan beri gündeme oturanlardan tutunda, Bilge' nin okul tantanası, onun verdiği kaygılar, işin yoğunluğu, bu yoğunluğun geri dönüşümünün düzensizliği, beni çok yordu. İnsanların duruşlarına hala akıl sır erdirememek, her defasında bunları önemsemeyeceğim dememe rağmen, takılıp kalmak sinir bozucu. Hiç bir ortak paydamızın olmadığı tanıdıkların "alışmışsınız rahat yaşamaya" yorumları, "rahat yaşamak" tan kastettiklerinin neyi içerdiği ya da onları niye rahatsız ettiğini anlamaya çalışmak/ çalışmamak.
Aslında buraya hep iyi şeyler yazmaktır niyetim. Güzel, keyifli, neşeli, diğerleri hep içimde kalır ama "hayat bundan ibaret değil" olgusu arada bir gelip gözümün önüne böyle dikiliyor. Bir şekilde altından kalkıyorum ama fark ettim ki bu beni çok ama çok yoruyor. En masum suçlu bugünlerde bahar, enerjimi alt üst eden.
Sabah çiçekleri sularken suda köklendirip, öylesine diktiğim, çok özen göstermediğim "tutsun yeter" dediğim menekşe yapraklarından dışarıya fırlamış bebek yaprakları görmem beni hem mutlu etti, hem de bu yazdıklarımı düşündürdü. Belkide her şeyi oluruna bırakmalı, çok takılıp, çok düşünmemeli...

15.04.2014

Okul sonrası kaçamakları

 Aslında bugün gidecektik sinemaya. Dün okul çıkışına gittiğimde moralim sıfırdı. Bilge "aman anne bugün gitsek ya filme" dediğinde, itirazsız kabul ettim.
Film 3D diye düşünmüştüm, bilet alırken görevli "bizde 3D gösterimi yok "dediğinde hayal kırıklığına uğradım. Salona yerleşirken söylenip duruyordum. Öndeki sıradan bir kız "nasıl ya üç boyutlu değil mi" dedi. Erkek arkadaşı olduğunu düşündüğüm oğlan "herhalde değil, gözlük vermediler ki "diyerek bastı kahkahayı. Kız tam oğlanı paylayacakken Bilge olaya el attı. "Aman o ağır gözlüklerle seyretmekten kurtulduk boş verin" dedi:))
Film güzeldi. Mavilik ve Harika' nın hayatlarına kattıkları üç veletleriyle birlikte Amazon' a gitmeleriyle başladı ve bizim beceriksiz şehirli Maviliğin sakarlıklarıyla devam etti. Bol bol gülük, ama sanki ilk film daha güzeldi diye düşündük. Sinema çıkışı biraz alışveriş yapıp eve döndük. Ödev faslı, yemek faslı, yine ödev faslı derken gün bitti zaten. Sabahları Bilge'yle aramızda doğal olarak gelişen bir oyun var.Uyandırmak için yaptığım tüm hamlelere kıpırdamadan uyuyor numarası yaparak karşılık veriyor. En sonunda pes edip gülmeye başlarsa kalkması gerektiğini biliyor. Her sabah uzattıkça uzatıyor ama en azından gülerek kalkıyor:))
Dışarıdan kuş sesleri geliyor, gözüm leylak ağaçlarında bizim buradakiler temkinli çıktı, ağırdan alıyorlar. Bugün kulağım telefonda kardeşim tekrar ameliyat olacak. Ayak bileğine konan platin alınacak. Morali çok yüksek, umarım her şey yolunda gider.

14.04.2014

Hafta Sonu

Cumartesileri Bilge' nin keman dersiyle bale dersi arasında bir saatlik  boşluk var. Ben tezhip çalışırken Bilge' de genellikle tabletle oyun oynuyor ya da yanımda sohbet ediyordu. Bu hafta baktım büyüklerin sınıfına sızmış resim yapıyor. Hepsini de tanıyor. Gelen giden hal hatır soruyor bizimkine. Uzaktan izlerken kocaman olduğunu fark etmek, acayip duygulandırdı beni:))
Tezhipte çalıştığım desen bitmek üzere, geçen hafta çalışamayınca bitmesi uzun sürdü. Gelecek hafta için fırınlanmamış tabak aldım, tabak boyamayı deneyeceğim.
Pazar günü Bilge "çok yorgunum" diye kalktı, "çok yorgunum" diye bütün gün dolandı, ingilizce dersinde nasıl uyukladığını anlattı ve akşam erkenden uyuya kaldı. Kitaplığıma bakınırken Ayla Kutlu' nu "Ateş Üstünde Yürümek" kitabını buldum, hemen okumaya başladım. Pazar sabahı da "Yozgat Blues" filmini izledim.
Hafta sonunu böylece bitirdim. Bilge sabah cin gibi kalktı yataktan. Okula bırakırken yüzü gülüyordu. İşler yoğun başladı , biriken işlerimle uğraşacağım bugün. Yarın "Rio 2" ye gideceğiz. Merakla bekliyorduk.
Haftamız güzel olsun diyerek, kaçayım....

11.04.2014

Haftayı bitiriken

Bu hafta koşturmaktan, üstelik sıfır enerjiyle koşturmaktan helak oldum. Bilge' nin faaliyetleri haftama damga vurdu. Bu çocuk hepsine nasıl yetişecek bilemiyorum. Önce okulla başlayayım. 23 Nisan için öğretmen bir şey yapmayacağız dediğinde havalara uçmuştum. Son anda kim kanına girdiyse" folklor gösterisi yapacağız dedi. Geçen senede yaptıkları için kıyafetler hazır nasıl olsa, çocuklar biliyorlar bla bla... Ama biz geçen sene aynı okulda değildik ki. Hadi bakalım kıyafet arama derdi. Neyse dün bir arkadaş iki kıyafet getirdi, bu sorunu çözdüm. Bir tek Bilge folklor oynarken yeterince üst kısmını sallamıyormuş, onu çözeceğiz:(((
İkinci sorun keman öğretmeni konser vereceğiz diye tutturdu. Konser diye diye Bilge' yi neredeyse kemandan soğutuyordu. Sonunda barış imzaladılar ama 26 nisanda konser var. Süslü püslü bir elbise aldık. Hanımefendinin istediği ayakkabıları hala bulamadık. Ciddi ayakkabı sorunsalımız var. Bu hafta sonu çözülmeyi bekliyor:((
Bale için yıl sonu gösterisi hazırlıyorlar. Allahtan kostümleri öğretmen hazırlıyor. Bizimki baş rol havasında ama çalışma sonrası her bir yanı ağrıyor. İki günde kendine anca geliyor.
Son demde ingilizce kursu var. Onlarda yıl sonu için ingilizce oyun çıkartacaklarımış.Öğretmeni "Ben her şeyi hallederim siz merak etmeyin, çocukları repliklerine çalıştırın yeter" dedi. Durum bundan ibaret, vay halime. Bilge' ye gelince o durumdan şikayetçi değil. Bir tek okuldaki gösteri yıkıcı bir etki yaptı üzerinde, o etkide kıyafetle silindi.
Gelelim enginara, ne alaka:)) Benim gibi otuzundan sonra sebze yemeye başlayıp, kerevizle, enginarla tanışırsanız, aile fertlerine bin takla atarak yedirirsiniz/yediremezsiniz. Kerevizi patates diye Bilge' ye yutturuyorum(Koca inatla yemiyor) ama enginar konusunda çaresizdim. Faidelerini anlatmak da kar etmiyordu. Kız kardeş tavsiyesiyle enginarı çiğ olarak yedirmeyi başarabildim. Salatalara koyuyorum, akşam atıştırmalığı olarak dilimleyip ağızlarına tıkalıyorum. İtirazsız yiyorlar. Bu başarımdan dolayı çok bahtiyarım.
Bu ara kitap okuma hızım arttı. Bir kaç kitap bir arada okudum.İlk kitap yine gecikmiş bir okuma benim için. Ferenc Malnar' da " Pal Sokağı Çocukları". Nemecsek yüreğimi dağladı gitti. Craig Sılvey' in "Çemberin Dışındakiler" ini okudum, çok yorucu bir kitaptı, çok sevmedim. Kitaptan aklımda bir tek azgın opussumlar (keseli sıçan türü) kaldı. Sahaftan aldığım 1968 basımı Pearl S. Buck 'ın "Yeni Yıl" kitabı güzeldi. Çabucak bitiverdi. Kitaptaki imla ve çeviri hataları bile güzeldi. Araya Ömer Hayyam' ın "Rubailer"ini sıkıştırdım. Aslında her gün rastgele bir sayfa açıp yeniden yeniden okuyabileceğiniz güzellikte bu rubailer. Lafın özü Hayyam'dan bugüne değişen hiçbir şey yok. Son kitap benim için yeni bir yazar olan Selçuk Altun' dan "Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme" su gibiydi, başladım ve bitti. Oktay Rıfat şiirlerini okuma isteğiyle birlikte keyifli bir okumaydı. Bu hafta bir sürü filmde izledim. En çok Iloılo ve Kuzgun filmleri güzeldi.
Hayyam' dan bir rubai ile bu haftayı bitireyim, kendinize iyi bakın.Hafta sonunuz güzel olsun.
"Ey özünün sırlarına akıl ermeyen,
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık,
Umudumu rahmetine bağlamışım ben."
Dayanamadım bir tane daha yazacağım:))
"Her sabah yeni bir gün doğarken
Bir gün de eksilir ömürden
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen"

9.04.2014

Durum raporu

Bilge çabuk toparlandı. Dün okul sonrası "iyi misin" soruma "bilmem ki biraz gezelim mi" dedi. "İyi bakalım" dedim, düştük yollara. Biraz alışveriş, biraz yemek, biraz oyun. Eve gelince küçük de bir kavga ekleyip bunlara, günü bitirdik. Yolda bindiğimiz taksi şoförüyle "Mithatpaşa köprüsü' nün neden hala kapalı olduğu" üzerine fikir yürüttük. Kontak kapatma eylemi mi yapsak diye düşünüp, sonra vazgeçtik. Bu arada gözüm aynada pıt pıt atan taksimetre göstergesinde takılı kaldı. O mesafe için en yükse bedeli ödeyerek okkalı bir küfür salladım. Bu köprü niye hala kapalı bilen var mı? Bilge kendini toparladı da ben bir türlü kendime gelemedim. Enerji seviyem yerlerde, birkaç gündür sürünerek kalkıyorum. Akşam kitabım elimde uyuya kalıyorum. Bahardandır biliyorum, geçer biliyorum, sadece sızlanıyorum işte...

7.04.2014

Keyifsiz hafta sonu


 Çok keyifsiz bir hafta sonuydu. Bilge tam iyileşti derken cuma gecesi ateşi fırladı, cumartesi biraz daha iyi gibiydi ama çok halsizdi. Pazar gecesi kulağım ağrıyor diye uyandı. Üç hastane gezdik, acilde çocuk hekimi bulamadık. Sonunda Hacettepe' ye gittik.  Ortalığı ağlamasıyla yıkan bir bebek, çocuğumla niye ilgilenmiyorsunuz diye bu ağlamaya bağırarak eşlik eden bir baba. Acilde gencecik saf saf bakan pratisyenler. Neyse tahmin ettiğim gibi antibiyotik verip yolladılar. Bilge sabaha kadar kıvrandı. Bugün daha iyi. Bütün gün yattı, biraz önce manavı bahane edip dışarı çıktık, biraz hava aldık. Ofise uğradık. Bir iki oyun yükleyeceğim dedi. Saç baş dağıtmış vaziyetteyim, çok uykusuzum. Bir iki de keyifsiz haber aldım. Üstüne mum dikti.
Cuma günü Bilge kötüleşmeden arada uğradığım sahafa gittik. Yukarıda fotoğraftaki resim dergilerini aldım. O seriyi tamamlamaya çalışıyorum. Daha yolun çok başındayım. Dergilerin birinden bu kartpostal çıktı.Çok eski, çok güzel.
Neyse ben Bilge'yi alıp eve gidiyorum, kendinize iyi bakın diyorum...

4.04.2014

"İMZA: BEN"

İmza:Kızın' dan sonra, yazma niyetinde değildim. Babama özel kalsın diye düşünüyordum. Son kitap İmza: Ben olunca, bu kararımı değiştirdim. 154 kadının bir araya gelerek oluşturdukları bu kitabı Banu Özkan Tozlu ve Esra Aylin Akalın yayına hazırladı. Kitap geliri TÜRGÖK (Türkiye Görme Özürlüleri Kitaplığı) bağışlanacak. Ayrıca İzmir Türgök stüdyolarında yine Türgök gönüllüleri tarafından sesli kitap haline getirilmeye başlanmış.
Ben kime mi yazdım? Hayatımdaki güzel kadınlara yazdım. Kitap D&R ' da Ve İdefix' de ön siparişte...

2.04.2014

Çiçek, böcek v.s..

Sabahın köründe kalktım yine, kendimi şaşırtamıyor olmam ne sinir bozucu. Mutfakta dolanırken Bilge' ye beslenme koymak için ekmek olmadığını fark ettim. "Ekmek yoksa, pasta ya da kek ya da onun gibi bişiy" alternatifi de buzluktan fos çıktı. Çarelerin tükenmediği demokratik ruhumdan "yaşasın krep" fikri çıktı. Ama Bilge' nin krep konusuna bakışı sürekli değiştiği için riskli de olsa,çaresiz yaptım. İçine bol çikolata, hangi çocuk "hayır" der ki? fikrine kendimi hazırlayıp Bilge' yi uyandırmak için odasına yollandım. Öyle güzel uyuyordu ki, biraz daha uyusun dedim. Elimde fotoğraf makinesi kolajdaki kareleri çektim. Kitaplığına oturttuğu bebekleri çok komikti. Yanı başında okuduğu kitabı "Heide", yanında benim okuyup bitirdiğim yine onun kitabı "Tepemde Eşekarısı Gibi Vızıldayıp Durma". Duvarda yeni aldığımız kelebeklerin olduğu çerçeve.  Rüyasında Alp'ler de koşuyor olma ihtimali... Ah çocuk olmak ne güzel...
Keyifli uyandırıp, krepe kulp takmaması için, yeni çimlenen maydonozları kullanıp, başarılı bir sabaha imza atmış bulunmaktayım. Tebrikler kabulümdür, benden bu zamanda daha iyisi çıkmaz, idare edin. Bugün işi gücü serip " Pal Sokağı Çocukları" nı okumaya vuracağım, kendinize bakabildiğiniz kadar iyi bakın...