23.06.2010

KİTAPLI GÜNLER...


Yorgunluktan ölüyorum, "yaz yorgunluğu" diye bir şey var mı acaba, "bahar yorgunluğu" gibi? Yoksa bu bana hasıl olan hal ne, bilemiyorum. Dün gene böyle uf puf dururken Koca imdadıma yetişti. Akşam üzeri düştük yola. Beypazarı' na buraya gittik. Müşterilerimizden birisi, mutfak cihazlarında sıkıntı vardı. Koca daha evvel gelmiş, çok beğenmiş. Ceviz ağaçlarının arasında, yan tarafta akan küçük derenin sesiyle çok güzel bir yer Bağ Evi. Yemekler çok güzeldi , ama biz en çok Hüsnü Bey' in sohbetinden keyif aldık. Bir insan doğduğu topraklara ancak bu kadar düşkün, kültürüne bu kadar sahip çıkar. Kelimelerin tarife yeterli olacağını zannetmiyorum, mutlaka gidin. Bilge alabalık yedi, gerçi garson abisi "mundar ettin balığı" dese de, cevabı çok iyiydi. "Köpekbalığı mı bu, ne kadar büyük, yedim yedim bitmedi" dedi:)) Yan masada oturan yabancı konuklarını ağırlayan ailenin oğluyla gidene kadar hopladı, zıpladılar. Biz kocayla osmanlı ocağında gelen kavurmaları hüplettik, ben cevizli erişte, o da yaprak sarması yedi. En son sohbet esnasında Hüsnü Bey' in ikram ettiği höşmerimle de bir cila attık. Önce dışarıda oturmuştuk ama feci rüzgar vardı, bir de anason kokusu geldi burnuma, sormayın rakıdan şaraba döneli yıllar oldu, ilk kez canım çekti:)) Bu arada Hüsnü Bey' in babası Mehmet Emin Dede var, tam 87 yaşında maşallah taş gibi, oranın neşe kaynağı. Bir de oğlu varmış "baytar" etrafta ıslahıyla uğraştığı keçileri de gördük:)) Annesi 80 yaşında sabahtan yaprakları kendi tuzlayıp bastırırmış, kimseler bırakmazmış. Böyle güzel bir gece geçirdik, döndüğümüzde çok geçti, hemen yattık. Tabi sabah kalkamadım, yürüyüşte yalan oldu:((

Neyse geleyim başlığa. Sevgili Umurun bloğunda bahsetmesiyle aylar evvel kütüphaneye üye olduk. İyiki de olmuşuz, Bilge' de film izleme alışkanlığı çok ağır basıyordu. Gerçi hala var ama ufaktan kitaplara da yönelmeye başladı. Önceleri pek gitmek istemiyordu kütüphaneye, artık güle oynaya gidiyoruz. Mutlaka etrafta sohbet edecek birilerini buluyor. Gülümseyen suratların arasından çıkıyoruz üst kata, çocuk bölümüne. Rafların arasında dolaşıyor, kitapları eline alıyor, eviriyor çeviriyor. Sonra bir kitaba karar veriyor, bir tane de ben seçiyorum onun için. Ardından büyüklerin bölümüne gidiyoruz, ben kendime kitap seçerken, oda oturup kendi kitabına bakıyor merakla.

Asla çantaya koydurmuyor kitabını. Mutlaka elinde , sırtında taşıyor:)) Sonra yine etrafta sohbet ettiğimiz kişlere "baak biz kütüphaneden kitap aldııık" yapıyor. Ben de kızını şimdiden kütüphaneye götüren anne modeli olarak gülümsüyorum.


Bu sabah babaya resim yaptı bir çırpıda, notlarının altına:)) "Gülen bir oğlan"mış bu. Bir de hayali arkadaş durumuz var, onu başka zaman anlatacağım..

Bu da Bilge' yle yürüyerek eve dönerken yolumuzdaki kiraz ağacı, bir bu kadar da öbür tarafında var.Hayran hayran bakıyoruz kendisine. Bilge' ye yüzme dersi ayarlamaya çalışıyorum, ofluyorum , pufluyorum, öyleyim yani. Çok uzattım bitiriyorum:))





2 yorum:

  1. O ilk resim var ya. Hani eşarplı olan. Bittim ben o bana. Yerim ben seni minik kitap kurdu

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Umurcuğum, sağolasın güzel sözlerin için. Dün teyzesi de bayılmış o resme, arka plan yapmış bilgisayarına.Öyle de bir paldır küldür çektim ki, böyle bir kare yakalayacağımı düşünmemiştim, şans işte. Ada' yı ve seni öpüyoruz...

    YanıtlaSil