30.09.2009

KIŞ GELİYOR

Sabahları arabanın göstergesinde dışarının ısısının 7-8 derece olduğunu gözlerimi kocaman açarak görüyorum.Ama biz öyle paltolarla falan değiliz yani bir ince kazak iş görüyor.Böyle olunca bozkıra alışıyoruz galiba diye düşünüp, kışın belki geçen yıl kadar üşümeyiz diye seviniyorum.Bilge üç gündür gece beni yanona çağırıyor bir oraya bir buraya gidip geliyorum. Gece nerde yattığımı hatırlamadan Bilge' nin yanında uyanıyorum.Bu arada sabahları kreşe gitmek istemeyen kızımı etek ya da elbise giyelim mi bahanesiyle kandırıyorum.Bayılıyor elbise giymeye.hazır havalar da çok soğumamışken biz de bu isteğini doyurmaya çalışıyoruz.Dün biraz Polimer kil çalıştım çok güzel oldular bu gün de yeni birşeyler denemeyi düşünüyorum.Dün "Burn after reading" i izledim komik bir filimdi.Dün okuduğum bir şiiri paylaşmak istiyorum ben çok beğendim. Bu günün kocanın giyeceği kıyafete karışmamak gerektiğini fark ettim. Sonradan beğenmeyip başınızın etini yiyebiliyor...

NASILSA ÖYLE YAŞANACAKTI

Sana yüklediğim anlamları
senmişsin gibi düşünme
aldanırsın
sen o anlamlarla
sadece ben de varsın
ben seviyorsam
sen bahanesin
ÖZER BAL

29.09.2009

SİMURG EFSANESİ


"Başlığa bak, resme bak ne alaka?" diyebilirsiniz. Ama demeyin. Yukarıdakileri dün yaptım, kusurları olmakla beraber bana ait olduklarından çok sevdim hepsini.En kısa zamanda güzel deriler alıp ucunda sallandırmayı düşünüyorum. Bilge' ye masal okurken, efsaneler geldi aklıma nette bir bakayım dedim."Simurg efsanesi" ni böylelikle okudum, hoşuma gitti ve paylaşmak istedim.Kaynak belirtilmediği için ben de kaynaksız yazıyorum.Bu arada Bilge bu sabah yanımıza yatıp şu soruyu sordu "Beni nerden aldınız?" Ben şaşkın bakarken, yorgan ve yastığa gömülmüş kafasını çıkartan koca " annenin karnından aldık" dedi.Bilge' de "hımm tamam" dedi. Bu konuşma karşısında kafamda iki şey oluştu. Birincisi Bilge "annenin karnı" diye bir alış veriş merkezi olduğunu düşünüyor" ikincisi "bu mevzular derin ben anlamış numarası yapayım, nasıl olsa ilerde anlarım" diye kafasından geçirdi. Şu an Goo goo dolls' tan "Iris" i dinliyorum. Bu gün artık tekrar takrar dinlerim. Bu gün insanların elleri ceplerinde koşmaya çalışırken penguenlere benzediklerini fark ettim. Koca da bu şekilde düşerlerse daha çok yaralanma riskleri olduğunu söyledi.Efsane aşağıda, kendinize iyi bakın...
Rivayet olunur ki kuşların hükümdarı olan Simurg (Zümrüd-ü Anka ya da Phoenix) Bilgi ağacının dallarında yaşar ve herşeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği göz yaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra küllerinden yeniden dirilmesidir...
Kuşlar Simurga inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurgu bekler dururlarmış.Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe, kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede, bir kuş sürüsü Simurg' un kanadından bir tüy bulmuş.Simurg' un var olduğunu anlayan dünyada ki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg' un huzuruna gidip, yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg' un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı' nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş.hepsi birbirinden çetin yedi vadi.İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
Kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş...
"Aşk Denizinden" geçmişler önce..."Ayrılık Vadisi" nden uçmuşlar..."Hırs Ovası" nı aşıp, "Kıskançlık Gölü" ne sapmışlar... Kuşların kimi "Aşk Denizi" ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden.Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp.Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış).Kartal yükseklerde ki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş, balçık kuşu bataklığını...
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen altıncı vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu "yok oluş" da bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...Kaf Dağı' na vardıklarında, geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı sözcükler çözmüş.Farsça "si" "otuz " demektir, "murg" ise "kuş". Simurg' un yuvasını bulunca öğrenmişler ki "Simurg-Otuz kuş" demekmiş. Onların hepsi Simurg' muş.Otuz Kuş anlar ki aradıkları sultan ;kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur...

28.09.2009

PAZARTESİ VE YİNE PAZARTESİ

Aslında kendi işimizi yapmaya başladığımızdan beri pazartesilerin kötü, cumartesilerin iyi gün olma anlamı kalktı.Galiba patron faktörü ve belki çalışanlar, günleri böyle adlandırmamıza neden oluyordu. Sabah gözlerini açar açmaz Bilge' nin ilk sorusu "bu gün okul açık mı?" oldu. Bu arada ben yanında uyandım, ne zaman geldiğimi hiç hatırlamıyorum. Hafta sonu tembellikte tavan yaptık. Cumartesi akşam teyzemi görmeye gitmek ve pazar sabahı gazete almaya çıkmak dışında burnumuzu bile dışarı çıkartmadık."Hızlı ve Öfkeli 4" seyrettik.Bilge arabalara bayıldı.Sonra başka filim seyrettirmedi.Biz de ha şimdi uyur, ha birazdan derken bir türlü uyutmayı başaramadık. Ben pes edip duşa girdim, bir süre sonra duşa kabinin yanında Bilge bitiverdi."Ben de banyo yapacağım" diye "tamam" diyince anında soyundu. Sıcak su onu çok rahatlattı. Saçlarını kuruturken uyuya kaldı. Ben de kitap okurken uyaya kaldım.Bilge' ye başladığım kazağın bir kolu kaldı diğer taraflarını bitirdim.Onu da bu hafta bitiririm heralde. Koca bu gün çok koşturacak bir sürü işi var. Ben de bu hafta yapacaklarımla ilgili şöyle bir düşünüyorum.Okuduğum kitabı bitirmeliyim. Mutfak masası için örtü yapıyorum o da biter heralde.Cumadan fırınladığım polimer kil kolye uçlarımı cilalamalıyım.(çok güzel oldular).Antalya da kardeşimden arakladığım harici hard disk sayesinde bir sürü izlenecek filmim oldu.Onlara da el atarım . Bu hafta böyle geçer zannedersem.Bu gün kadınların da iki hamle de arabayı çok güzel park edebileceklerini fark ettim. Herkese güzel bir hafta diliyorum.Vaktiniz olursa www.pigmelerledans.com bir tıklayın derim. İnsanın neler yapabildiğini, ufkunun sınırsızlığına dair keyifle okuyabileceğiniz bir site diye düşünüyorum. Ben de yeni takip etmeye başladım. Hoşçakalın...

25.09.2009

KOLYE UÇLARIM


Bunlar benim polimer kil denemelerimden örnekler.İnsan yaptıkça keyif alıyor.Özellikle ortataya çıkanların kendi emeği sonucu olduğunu bilmek beni oldukça tatmin eden bir duygu.
Dün akşam Bilge' yi okuldan ben aldım. Hava güzeldi yürüyerek döndük.Yol üzerinde bir parka uğradık, hopladık , zıpladık.Bir marketten süt ve çikolata aldık.Sonra yolda kafayı oğluyla bozmuş komşumuza, kreşin telefonlarını verip arkasından İnci hanıma pek de normal olmayan bu komşumuzu anlattık ki kadıncağız hazırlıklı olsun diye.Gerçi o biz nelere gördük dedi ama biz böylesini görmediğimiz için baya şaşırdık.Akşam yemeğin ardından Bilge banyo yaptı.Kocayla beraber saçlarını kuruturken Bilge' de bende esneyerek uyuya kaldık.Sabah çamaşır serme faslından sonra Bilge hanıma kıyafet beğendirme faslını da çabuk atlatıp kreşe gittik. Bu gün ağlamadık.Bu arada akşam Bilgeyele konuşurken bizi çok şaşırttı.Mevzuyu aktarayım.Bilge'nin anne ve babası onun ilk kez girdiği ingilizce dersiyle ilgili bilgi almak için, derin ingilizce bilgilerini konuştururlarken Bilge "öğretmen neydi, çıt çıt değil tiçıııırr (teacher), seninde tiçırın varmı anne" dediğinde şaşkınlıktan baka kaldık.Çünkü biz hiç bu kelimeyi kullanmamıştık.Nasıl bir sevinç sormayın bizde.Ağzımız kulaklarımızda fiyonk, tüm gece ve sabah tiçıııır diyip durduk.Bu da görmemiş ingilizcesi sanırım.Bu arada sabah o kadar çikolata, tatlı ve şekerden sonra Bilge'nin bayramda ishal olmadığını fark ettim. Bu da mutluk verici.Bu gün evrak işlerim çok.Onlarla uğraşacağım.Dünden başladığım yer minderlerimin sonuncusunuda bu arada bitirirsem (bilgenin odası için) ne mutlu bana.Dün şiirden bahsederken, defterimde Nazımın çok sevdiğim bir şiirini tekrar okudum ve paylaşmak istiyorum.Kendinize iyi bakın.

TAHİR'LE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da...
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Bütün iş Tahir' le Zühre olabilmekte,
yani yürekte.

Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı dolu dizgin,
ama o bunun farkında değildir.
Ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir' i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden.

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
NAZIM HİKMET

24.09.2009

ÜŞÜYORUM



ŞANS
Topladığım üç yapraklı yoncalara,
bir yaprak da ben ekleyerek,
şanslıymışım gibi yapıyorum.
Ve müthiş bir umutla,
diğer yarımı arıyorum.
Koca bir elma bahçesinde...


Yukarda ki şiiri yıllar evvel yazmıştım. Yalnızdım, evden uzaktaydım.Kendime elma muamelesi yapıyor ve diğer yarımın bir yerlerde olduğunu düşünüyordum. Kendimi onun için hazırlıyordum. Okuduklarımı, gördüklerimi, yaşadıklarımı hep yazıyor, bir gün birlikte paylaşacağımızı düşünerek saklıyordum. Zor günlerdi tabi.Herkesin de dediği gibi "yalnızlık zor zenaat" ama acayip bir kaynak.Özellikle edebi yönünüzü güzel besliyor.Şiiri çok severim, okumasını da yazmasını da. Evde bir sürü şiir kitabım vardır.Ama beklediğim yarımı bulunca (koca olur kendisi) şiirimi besleyen kaynak çok etkili olmamaya başladı.Yani insan mutluyken pek yazamıyor, kelimeleri yan yana sıralayıp dörtlüklere dönüştüremiyor.Uzun süredir şiir yazmadım.Gerçi düz yazı yazarken, kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum.Bu arada hala şiir okumayı çok seviyorum (kendi yazdıklarım da buna dahil).
Bayramda "Yalancı Tanıklar Kahvesi " ni bitirdim.Güzel bir kitaptı Vedat Türkalinin kalemi zaten benim gözümde tartışmaya açık değil. Herzaman ki güzel tadı verdi bana. Şuan Richard Russo'nun "Fırlama Profesör''ü okuyorum. Komik bir anlatımı var. Radyoda Steve Miller Band "Seranade" çalıyor, bende keyifle dinliyorum.Bu arada Ankara' ya geldiğimden beri ısınamamak gibi bir sorunum var.Gözüm yolda simitçi bekliyorum. Sıcak çayım yanımda. Bu gün uzun bir yazdan sonra "muz çorap" giydirdiğin çocuğu bir süre yalnız bırakmamak gerektiğini zira takıp tırnağını çoraba feryat figan "yırtıldı bu" diye ağlayabileceğini fark ettim. Bu arada alınacaklar listeme 5-10 tane yedek "muz çorap" ekledim.Kendinize iyi bakın...


23.09.2009

EVE DÖNÜŞ


İnsan gittiği yerde sıkılacak kadar kalmayınca, dönüşte çok mutlu olmuyor.Bir buruklukla birlikte hüzün kaplıyor içini. Dönüş yolunda hissettiklerim tam olarak böyleydi.Bilge bu dört gün boyunca tam olarak nazlı, kaprisli, aksi bir çocuk oldu. Dönüş yolunda bir de Bilge' nin teyzesi, yani Sibel' in de uflayıp, puflamaları eklenince yol hiç bitmeyecek diye düşünmeye başladım.Bu arada "yapılmayacaklar" diye bir liste oluşturmaya karar verdim.İlk maddesi " Sibel ve Bilgeyle özellikle araba yolculuğuna ( gerçi uçakta da germişlerdi bunlar beni) zorunlu haller hariç çıkılmayacak.Sevgili Ceren sana burdan kocaman sevgiler ve sabırlar yolluyorum.Çünkü işte en çok sana saracağını biliyorum Sibel'in. Gelecek hafta başı tahminimizce özüne döner diye düşünüyoruz. Bilge' nin öğretmenlerine şahsen sabah gelirken sabır diledim zaten, gene sulu bir sabahtı hatta sümüklü (ağlamaktan).Antalya' ya gelince güzeldi.Annemi gördüğüme sevindim.Onun Bilge'yi gördüğüne sevindim. Çözmem gereken bir iki şey vardı kafamı meşgul eden.Onları hallettim.Kocanın akrabalarının çoğu yoktu buna acayip sevindim.Annemin çok sevdiği bir akrabamızın küçük bir oğlu var lösemi olduğunu öğrendik çok üzüldük.Sürekli dua ediyorum iyileşmesi için. Babamın mezarına gittik sonra anneannemin ve en son iki ay önce kanserden kaybettiğimiz yengemin mezarlarını ziyaret ettik.Bu gün babamı kaybedeli tam altı yıl oluyor.Onu gülümseyerek hatırlıyorum. Çünkü çok keyifli bir adamdı. Dönerken aklıma yirmi iki yıl evvel Antalya' ya gelişimiz geldi .Babamla Kalekapısının ordan denizi ilk gördüğüm ve "ne kadar büyük" dediğim günü düşündüm.İlk kez görmüştüm ve hayran olmuştum.Hala da öyledir, sanki tüm mavilik kaplayıverir içimi. Sarar sarmalar beni, mavi olurum...
Konyaaltı sahilinde bira içme isteğimi yerine getirdim.Ayaklarımızı suya soktuk.Bilge çok sevindi.Kızdım kendime keşke bir kaç gün ayralayıp çocuğu denize getirseydim diye.Seneye acısını çıkartırız umarım.Farkındayım yazdıklarım biraz karışık oldu.Biraz ordan, biraz burdan derken toparlayabildim mi bilmiyorum.Bu sabah huzurlu olduğumu fark ettim...
Şimdilik benden bu kadar, kendinize iyi bakın...

18.09.2009

YOLCULUK ZAMANI



Bugün akşam yola çıkıyoruz.Saati henüz belli değil. Gün içinde kocanın işlerini halletmesine bağlı olarak netleşecek. Akşam valizlerimizi hazırladım. Arabamızla gittiğimiz için biraz abartmış olabilirim taşıma derdi yok diye. Dün Bilge' yle vesikalık fotoğraf çektirmeye gittik.Tam bir komediydi.Çektirmemek için elinden geleni yaptı.Kafasını kaldırmadı, suratını astı, saçlarını bağlatmadı.Üstelik bunların karşılığında bayram şekerini ve bu fotoğraflardan iyi bir sonuç çıkartma sözü aldı.Sabah kreşe giderkende hiç şikayet etmedi.4 gün tatilin onu beklediğinin farkında sanırım. Babamı kaybettiğimizden beri bayramlar benim için hiç bir şey ifade etmiyordu. Ama Ankara' ya taşındığımızdan beri bu ilk bayram olacak ve artık yolculuk zamanı olacak.Bilge içinde bayramın anneanneyi, teyzeyi ,dayıyı ve bir sürü tanıdığı görme gibi bir anlamı olacak.Ben küçükken ne güzeldi, babam arife günü beni ve kuzenlerimi alır bayramlık alışverişine götürürdü.Anneme yalvar yakar ellerime kına sürdürürdüm.Sabah erkenden kalkar ellerimi yıkar kınaya bakar, nasıl sevinirdim. Herkes büyükbabamın evinde toplanırdı.Sonra mahalledeki çocuklarla şeker toplamaya çıkardık. Poşet dolusu şekerim olduğunu hatırlıyorum.Tabi bir de bayram harçlıkları...Otuziki yaşım bana çok uzak hissettirdi o günleri İstanbul'dan kız kardeşim ve eşi de geliyor. Erkek kardeşim de kasımda askere gidecek o yüzden hep beraber geçirmek, bu bayramı daha bir özel kılıyor benim için.Antalya'yı da özlemedim değil. Konyaltına gidip, denize bakarken biramı yudumlamak istiyorum.Ve mümkün olursa ayaklarımızı suya sokmak istiyoruz.Herkese kalplerinde iylik tutsunlar diliyorum.Kapıya gelen minik elin içine koymak gerekebilir. Şimdiden iyi bayramlar diliyorum. Kendinizin "Eşref-i Mahlukat" olduğunu unutmayın ve etrafınızdakileri de ihmal etmeyin...

17.09.2009

GÜNEŞLİ BİR ANKARA


Herkeslere günaydın.Bu gün güzel uyandım. Özellikle bütün gün ve gece karın ağrısı çektikten sonra, sabah kalktığımda iyi olduğumu fark ettim.(bu günün farkındalığı bu). Sabah ince bir serinlikle birlikte güneşli bir hava var Ankara' da. Bozkır böyle birşey demek ki. Dün yukarıda ki resimde olanların hiçbirini yapmadım:) Yeşil kolyemi yapalı birkaç ay oluyor çok severim o yüzden koydum. Taşlı mavi kolye ise önceki gün yaptığım bir kolye. Resim çerçevesine gelince Bilgeyle geçenlerde bir pazar sabahı erken kalkıp, sıcak silikonla eski tokaları falan yapıştırıp güzelleştirmiş, sonra da odasının duvarına asmıştık.Bir tane daha var hatta yaptığımız. Ama Bilge hanım dün akşam "bunlar çıkıyor mu?" diye deneme yapıp üzerindekilerin bazılarını çıkartmış.Sabah ofise getirip yapıştırdım.Artık nereye kadar dayanırsa:) Dün Kocanın çok işi olduğu için Bilge' yi ben aldım kreşten eve geldik. O dolaptan bir iki atıştırmalık alıp (yemek yiyeceğine söz verip) odasına gitti. Bende önceki gün aldığım kırmızı biberleri fırına koydum. Bilge' ye banyo yaptırdım.Koca geldi yemek yedik. O Bilge'nin saçlarını kuruttu ben biberleri soyup poşetledim.Doğru buzluğa yolladım, pazar kahvaltılarımızda çıkartılıp yenmek üzere. Bu arada bulaşıkları makinaya doldurup, etrafı toparlamak tam bir işkenceydi o karın ağrısıyla. Koca da sağolsun "vah/ tüh" demekten başka hiç bir işe yaramadı.Salona kendimi attığımda "Yaprak Dökümü"nü izliyordu. O babaya o evlatların yaşatacaklarındaki sınırsızlığı gördüğümden beri ben izlemiyorum.Kitabımı alıp yatak odasına gideken Bilge' nin odasına uğradım.O da "Sevimli Dinazor" u izliyordu.Süt kutularında bir tepe yapmış vaziyette "iyi uykular" dedi. On-onbeş sayfa anca okudum uyuya kalmışım.Koca kafamın altından yastığı , elimden de kitabı alırken uyandım.Tekarar salona geldim.Televizyona baktım Hala aynı dizi, kabus gibi.En son orda uyuya kaldım.Şimdi bunları düşününce sabah uyanınca hisettiğim mutluluğun sebebi naha da netleşiyor:)...Bir süredir Tunç Kılınç' ın "Fikir atölyesi" sitesini (www.fikiratolyesi.com) takip ediyorum.Özellikle "Faili meçhul kıyak" bölümünü okumanızı tavsiye ediyorum. Ben kartlardan döküm alıp parçalara ayırdım ve cüzdanımın bir köşesine koydum.Kullandığım zaman yazacağım ama ayrıntısız tabi.Bu arada Jehan Barbur' un "gidersen" ve Nelly Furtado "monos al aire" şarkılaına bayıldım.Keyifle dinliyorum. Akşam Bilgeyi alıp vesikalık fotoğraf çektirmeye götüreceğim.Kreşten istediler.Bir de valiz hazırlayacağım tabi. Bu arada Bilge kreşten bir arkadaşından bahsediyor sürekli."Poyraz" ben de tanıyorum.Sabah biz gelince yemekhaneden koşarak gelip "hoşgeldin" dedi Bilgeye. İnci hanım da bana bakıp gülümsedi." bizim aşklarımız meşhurdur" dedi. Bu arada gördüğüm kadarıyla kreşin en kımıl kımıl (hareketli demek istiyorum) veledi galiba Poyraz efendi.Neyse hadi hayırlısı...

16.09.2009

FARKINDA OLMALI İNSAN


Farkında olmalı insan,
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmeli bazen... Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metrekarelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını farketmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nisbetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken "Dünya benim!" dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu. ölürken de aynı avuçların "her şeyi bırakıp gidiyorum işte!" dercesine açık kaldığını fark etmeli.Ve kefenin cebinin olmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra. Azrailin her an süpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan. Ve ölmeden evvel ölebilmeli.
Hayvanların yolda, kaldırımda , çöplükte, ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli. Eşref-i Mahlukat ( Yaratılmışların en güzeli) olduğunu fark etmeli. Ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni, dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.Evinde 4 kedi,2 köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine " seni seviyorum" demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli. Dolabında asılı 25 gömleğin sadece üçünü giydiğini, ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin, sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür.
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.
CAN YÜCEL
Can babanın bu satırlarına eklenecek hiç bir söz haddim değildir.Bence çerçeveletip sabah uyanınca ilk göreceğimiz bir yere aslımalıdır.
Yeni bir şehrin en büyük avantajlarından birinin etrafınızda şikayetlerini dinleyeceğiniz insanların olmaması olduğunu bu gün bunu fark ettim ve keyfini çıkartıyorum.Bu arada acil listeme Can Babanın yazdığı her satırı barındıran tüm kitaplarının alınacağı notunu ekledim.
Ankara' da güzel bir hava var güneşle birlikte hafif bir serinlik. Dün çok bir şey yapmadım bahsettiğim yarım kolyeyi bitirdim. Teyzemde gördüğüm seramik hamurundan yaptım. Biraz gül biraz yaprak yaptım.Onunkiler kadar olmasa da fena değillerdi.Bu gün boyayacağım.Biraz hamurum kalmıştı ondanda bir şeyler yaparım diye düşünüyorum. Şimdilik bu kadar bir şeyler fark etmeniz dileğiyle...

15.09.2009

ÇALIŞMALARIM



Bilge' ye 8 aylık hamileyken işten ayrıldım. Altı dönüm kocaman bir serada çalışıyordum.Ordan oraya koşturup duruyordum.Bilge doğduktan sonra zamanımın çoğunu o kaplıyordu ama genede kafamı dolduracak başka şeylerde gerekli diye düşünürken teyzem imdadıma yetişti.Teyzem diye demiyorum acayip yetenekli ve yaratıcı bir kadındır kendisi. Tatil için geldiğinde kum boncukla birkaç teknik öğretti sonra ben devam ettim. Kum boncukla takı çalışmayı seviyorum ama çok zahmetli bazen bir kolye için bir hafta harcadığım oluyor.Yukarıdaki resimde bulunan kum boncuk kolyem böyle bir çalışma. Uzun süredir de netten polimer kili araştırıyordum.
Ankaraya taşınınca evdeki küçük fırını yemek işinden emekliye ayırıp ofise getirdim.(Evede büyük fırınlı ocak aldık) Küçük fırını tamamen polimer kil pişirmeye tahsis ettim. Yukarıda yaptıklarım 4. ya da 5. çalışmam daha çok yeniyim bu konuda ama çok keyifli.Üstelik Ankara malzeme cennetti aradığınız herşeyi bulabiliyorsunuz. Cuma günü fırınlamıştım bunları dünde vernikleyip birleştirdim. Birleştirilmemiş daha bür sürü parçam var.Biraz değişik zincir, uygun boncuk ve aparat alayım onlarıda yapacağım. Bilge' de seviyor kille birşeyler yapmayı.Oyun hamurları falan kesmiyor artık onu. Sabah çok mahsun gitti okula."Ben seni bırakmak istemiyorum" dedi. Çok içime oturdu. Sonra anlaştık akşam gidip onun sevdiği dergiyi alacağız diye. "Şimşek Mc Queen Dergisi "aslında daha büyük yaş gurubu için bu dergi ama Bilge bayılıyor. Eviriyor çeviriyor sıkıldıktan sonra resimlerini kesiyor.Bana her ay dergi alırken, onun da bu dergiyi istemesi hoşuma gidiyor. Dünden beridir İstanbuldan Antalya'ya iki kişilik yer aramaktan fenalık geldi. Kardeşim ve kocası son anda karar verdiler bayramda Antalya'ya gelmeye.Ama bilet bulamakta zorlandılar.En son akşam bir kişilik yer bulmuşlardı diğerinide ayarlamaya çalışıyorlardı. Umarım bir aksilik çıkmaz çok özledim çünkü. Bu gün biraz ofis işlerim var onları hallederim, iki gün evvel başladığım bir koye var onu tamamlarım diye düşünüyorum.Ofisi temizledim akşam da evi toparlarım ufak ufak valizde hazırlarım diye de düşünüyorum. Yani hep düşünüyorum hep düşünüyorum o halde varım ve bunları yapmalıyım tembellik yok...

14.09.2009

MUTLU PAZAR GÜNÜ

Cumartesi günü temizlik ve alışverişle geçti. Koca çalıştığı için biz Bilgeyle tüm işlerimizi hallettik.Güzel yemekler pişirdik. Tatlı falan yaptık abrttıkta abarrtık yani.Bunun en büyük sebebi Bilgenin sürekli "acıktım" diye buzdolabının etrafında dolanıyor olmasıydı. "Acaba bu durumu ben mi abartıyorum" diye söylenirken , pazar günü kocada farketti. Farkedilmeyecek gibi değil ki. Alışveriş merkezinde ben kitaplara bakarken "ben çok acıktım" diyip duruyordu. Üstelik yeni kahvaltı yapıp çıkmıştık (onun ikinci kahvaltısıydı). Oturdular babayla döner yediler.Hemde nasıl bir iştahla.Sonra bana kitap aldık. Bilgeye resimli bir masal kitabı aldım. Pek ilgilenmedi ama bir süre sonra ilgileneceğinden eminim.Ben biraz okumaya başlayım, hemen gelip elimden alır" ben okuyacağım" diye bayılıyorum böyle yapınca. Sonra yukarıda görüldüğü üzre bu oyun parkını keşfettik.Antalya' da bunun daha küçüğü vardı. Bayılırdı bilge ona." Havalı kaydırak" diyordu.Nasıl keyifle hopladı zıpladı. Çıkarken de biraz mızmızlandı ama ısrar etmedi. Biraz sonbaharlık kıyafet aldık.Ankara'da herkeste bir "yağmur yağacak seller akacak paniği sormayın dükkanların önünde kum torbaları falan. Bunun bir önlem olmadığını herkes biliyor sonunda. Alt yapıda alınması gereken önlemlerden kimse bahsetmiyor tabi.Geçen haftaki listeme bakıyorum hemen hemen tamamlamış sayılırm.Polimer kilden çok güzel kolye uçları yaptım.Cuma günü fırınladım ama verniklemeye vaktim kalmamıştı.Bu gün artık vernikler sonra dizaynını yaparım.Bu haftayla ilgili "yapılacaklar listesi" daha kafamda oluşmadı.Galiba Bayram için Antalya'ya gitmeyi planlıyoruz bunun etkisinden. Biraz polimer killi bir hafta geçirebilirim. Akşamları kitap okumaya devam ediyorum. Televizyonda birşey izleyeceksem örgü yapıyorum.Bilge' ye sarı bir kazak başladım. "Knowing(kehanet)" filmini izledim.Başta sürükleyiciydi ama sonunu beğenmedim.Nicolas Cage' in filimlerine bayılırız kocayla. "Fena değildi " yorumunu yapacağım. Sabahtan beri birkaç kez Tracy Chapman' ın "Babay Can I Hold You" şarkısını keyifle dinliyorum. Eskiden beri çok severim uzun süredir dinlememiştim.Geri kalan zamanlar da ise max fm( www.maxfm.com.tr/). Yeni bir şeyler dinleme isteğim için iyi bir kaynak oldu.Şimdi toparlıyorum " güzel bir hafta sonuydu özellikle Mutlu bir pazardı"...

11.09.2009

HAYATIN ANLAMI


Başlığa bakınca ve resmi görünce "bir koca ve çocuk " diyebilirsiniz. Ama bu kadarla sınırlı değil bence. O kadar çok şey var ki. Çünkü bu anlamı yükleyen bizleriz. Bazen bir aşkta , bazen bir işte, bazen kendimizde, bazense güneşli bir günde öylesine gökyüzüne bakarken "işte bu" diyebiliyoruz. Tabi bunlar herkese ve duruma gör değiştiği için bence "Hatatın Anlamı Nedir?" sorusunun cevabı "herşey " olabilir. İnsan sahip olduklarının kıymetini bilmeli. Hayatımda Kocam, kızım, annem, kardeşlerim olduğu için çok şanslıyım. Babam gibi bir adamın kızı olduğum için, arkadaşlarından genelde kazıklar yese de elinde kalan az miktarda arkadaşla, kafamın içinde dolaşan "bugün bunu yapmalıyım" fikirleriyle ben kendimi çok zengin hissediyorum.Hayatta herşeye sahibim şükürler olsun. Bu gün böyle güzel bir şükür duygusuyla uyandım. Her zaman bir kulp taktığım Ankaranın havası bu gün çok güzel. Kızım sabah "elbise giyeceğim "diye tutturup, dediğini yaptırmış olmanın keyfiyle güle oynaya kreşe gitti. Kapıda karşılaştığım başka bir çocuğun boyalı dudaklarını görünce "Allahtan benimki henüz makyaja başlamadı" diye sevindim.Bu arada akşam bana çok güzel bir laf dokundurdu. Banyoda kovanın içine girip sığmayınca sinir oldu.Bende gayri ihtiyari "seneye 4,5 olacaksın nasıl olsa seni yüzme kursuna yazdırırız havuzda yüzersin" deme gafletinde bulundum. Cevap karşısında şok oldum. Aynen yazıyorum "orayada mı bırakıp gideceksin beni" çaresizce anlatmaya çalıştıysam da ne kadar anladı bilmiyorum. Kendi kendimi akşam aldığımdaki sevincini, tüm gün yaptıklarını anlatışını düşünerek teselli etmeye çalıştım.Akşam yine erkenden(23 civarı) uyuya kaldım. Tabi öncesinde yeni taşınacak olan üst komşuya; matkapla aralıksız birşeyler yaparken saatin kaç olduğunu hatırlatmam gerekti. İnsanların saygısızlığı beni deli ediyor. Etraflarında beton duvarlar olduğunu ve içlerinde de betondan insanların yaşadığını düşünüyorlar sanırım. Bizimde insan evladı olduğumuzu söylemek ne kadar işe yaradı bilemiyorum.Allahtan kiracıyım diye düşünüp sevindim. Ofisin önündeki bahçeyi izliyorum mayıstan beri nerdeyse hep çiçekli.Güller (her renk var) süsenler.Yeni zinyalar açtı.Kadife çiçekleri, bahçe külleri birkaç mazı ve sedir olduğunu düşündüğüm birkaç ağaç daha. Yol boyunca en güzel bahçe, benim gördüğüm kadarıyla.Tabi bozkır da toprak ve çiçek bir arada. Hem gözüme hem burnuma hitap eden bu güzelliğin tadını bir bardak kahveyle çıkartmayı düşünüyorum. Sonra gazetelere şöyle bir bakacağım. Yılmaz Özdil' in köşesini okuyacağım (Hürriyet Gazetesi). Ardından Dizimi seyredeceğim (sonra anlatırım) ardından ofisi temizleyeceğim. Sonrasında yapacak bir şeyler bulurum zannedersem..

10.09.2009

NEŞELİ SABAH




Bu gün Bilge' nin ayak sesleriyle uyandım. Gözleri kapalı direk yanımıza gelip yattı. Sonra öptü, kokladı.Babayı horlarken taklit etti. Sonra kalkma kararı verip giyindik. Ardından o ceplerine sığdırabileceği tüm oyuncakları resimdede görüldüğü üzere yüklendi. Babayı " kalk beni okula götür" diye kuyandırdı.(çalar saatten daha etkiliydi). Güle oynaya kreşe gittik (tahtaya vurmayı ihmal etmiyorum.)Yanımızda çalışan sessiz adam Raşit dün köye gitmişti Bahçelerinden bize bir sürü taze sebze meyve getirmiş. Nohutları görünce (yeşil) bayıldım. Başladım yemeye umarım bağırsaklarımın ritmini bozmam:). Kurdela nakışı örtümü bitirdim.Yukarıda görüldüğü üzre salonda ki masanın üzerinde yerini aldı.(pek bir beğendim).Yeni müzikler dinleme isteğime Sibel (kızkardeşim olur kendisi) The Pogues "love you till the end" şarkısını bana yollayarak katkıda bulunmuş."P.S. I LoveYou" filmi defalarca seyredilecek filimler listemdedir zaten. Bu arada Henüz martta evlenip İstanbulda ikamet eden Sibel ne hikmettir bilinmez sürekli hasta. (kocasından sual sorulmalı aslında) tabi her ne sebeple olursa olsun sümüklü vaziyette dolaşıyor zannedersem. Burdan "kendine iyi bakmasını ve baktırmasını" öğütlüyorum. Dayımın yanına çocuk görmeye giden annemede "gelecek bahara kadar yerinden kımıldamamsını " öğütledim:)

Vedat Türkali' nin " Yalancı Tanıklar Kahvesi" Kitabına başladım iyi gidiyor. Akşam "Body of lıes" (Yalanlar Üstüne) filmi izlemeye başladım.Leanardo Di Caprrio ve Rusell Crowe oynuyordu. Uyuya kaldım Galiba bir gün arayla Rusell Crowe fazla geldi.Bir ara tekrar izleyeceğim. Dün çok duygusaldım. Üstüne birde sevgili meltemin (http://www.crebro.net/) " bir bebek bir kadını anne yapar" yazısını okuduktan sonra tamamen koptum. Ağladım , zırladım ama iyi geldi. Bu gün çok neşeliyim.(Bu normal mi acaba?) Şimdilik bu kadar.

9.09.2009

BAŞLIK BULAMADIM



Yıllar evvel ki bir görüntü bu. Ne banka şubesi, ne ecza deposu, ne de sigorta şirketi var yerinde ama tanıdık. Şirketin marangozhanesi önünde bir bank, babam ve annem oturmuş gazete okuyorlar.Karşı yoldan babama bakıyorum göz göze geliyoruz, koşarak yanına gidiyorum. Sarılıyorum, öpüyorum, kokluyorum, nasırlı ellerini tutuyorum; yumuşacık... gözlerim doluyor.Babam anneme " bunda bir haller var" diyor.Sesi şefkat dolu ben konuşmuyorum sımsıkı tutuyorum " geçmişte bir gün bu diyorum" sonra fark ediyorum rüyadayım "lütfen uyanmayım" diyorum. Uyandığım da gözlerim ıslaktı ama mutluydum uzun süredir görmüyordum rüyamda. Saat sabah beş civarıydı kalkıp salona geçtim ve televizyonu açtım.Akşam hiç birşey seyretmedim kitap okurken uyuya kalmışım.Televizyonda Trakya'yı görünce şok oldum.Denizle karşmış topraklar, havada su boruları, helikopterle kurtarılan insanlar.Doğa nasılda bir canavar olmuştu böyle. Tüylerim diken diken oldu.İnsanların ne halde olduklarını düşününce dehşete kapıldım.Umarım herkes dün gece sıcak bir yerde uyuyabilmiştir. Tabi bu ilk dileğim, daha dileyecek bir sürü şey var.
Ben bu görüntüler ve düşünceler arasında tekrar dalmışım uykuya. "Günaydın tatlım benim çişim geldi" diyen bir Bilge sesiyle uyandım.Sarıldım öptüm onu. O da sanki anladı halimi hiç itiraz etmeden kreşe gitti. " Akşam beni almaya gel, görüşürüz" dedi. İşte böyle karman çorman oldum. Bu yüzden yazıma başlık bulamadım. Neyse benden bu kadar...

8.09.2009

PAZARTESİ SENDROMU


Dün ofiste otururken saat 11 civarıydı; kreşten bir telefon geldi."Bilge kusuyor" diye.Hemen kocayı aradım, koca gelene kadar bin tane olasılık geçirdim aklımdan; akşam iyiydi, sabahta.Değişik birşey de yemedi.Güneş geçse ateşi falan olurdu, ishal de değildi derken kocayla gittik kreşe. Bizi görünce başladı ağlamaya. Öğretmenin üstü başı bitik halde bizimkinde damla yok (nasıl başardı hala bilemiyorum). Aldık doğru doktora gittik. Bu sahne görülesi birşeydi. Doktor amca bizimkine "neren ağrıyor" diye soruyor, bizimki direk fi tarihinden kalma bacağındaki minnacık bir yara izini gösteriyor bu böyle tüm muhtelif yerleri göstererek devam etti. Doktor amca görünürde birşey olmadığını ama takipte olmamızı, birşey başlangıcı olabileceğinden bahsetti.Sonrada" çocuklarda olur, bu gün pazartesi ya "dedi. Kreşe giden çocukların bazen böyle yaptığını söyledi. Eve geldik keyfi yerindeydi. Bir kutu sütü içip aynı anda yatağa çıkarttığında bile keyfi yerindeydi.Tüm gün full enerji bir oyana bir buyana zıpladı.(Ben üç kez uyukladım, o gözünü bile kırpmadı). "Yemek yapalım" dedi. Birlikte yemek yapıp onun odasında "Neşeli Dalgalar"filmi eşliğinde (enaz elli kere izlemişizdir) yedik.Süt hariç herşeyi yedirdim.Hatta akşam sekiz civarı markete gidip elma alıdık, onu bile yedik yani. Sonra saat ona geliyordu yatağına yatırdım ona Atlas Dergisinden bir sayfa okurken uykuya daldı. Bende hafta sonu seyremediğim filimleden birini izledim." State of play" Russell Crowe, Ben Affleck ve daha birsürü isim oynuyordu. Sıradan bir konusu vardı ama sıkıcı değildi.Bu arada okuduğum kitabı da bitirdim.Jean-Christophe Grange' in son kitabı "Koloni". Yazarın her zamanki güzel kurgusu ve anlatımıyla oldukça sürükleyiciydi. Bu gün akşam Vetat Türkali' nin "Yalancı Tanıklar Kahvesi" adlı kitabına başlamayı düşünüyorum. Bu arada dün çok güzel bir site keşfettim.www.ataturktoday.com. adresinden ulaşabilirsiniz."Atatürk günlükleri"çok güzel ve özenli bir site. Fotoğraflara bayıldım. Galiba bu gün yağmur yağacak. Ankara gene kahverengi. Yeni müzikler dinleme isteğime, evdeki küçük radyomu ofise getirerek çözüm buldum. Bu arada dün Dolares O'rıordan-A puro Dolar' ı dinledim. Bayıldım nasıl güzel bir ses tavsiye ederim.
Acilen cd' si alınacaklar listesine eklenmiş durumda.Şimdilik benden bu kadar.

7.09.2009

MAVİ GÖL




Mavi Göl (Bayındır Barajı) pazar günü uçurtma uçurmak için seçtiğimiz yerdi. İlk kez gittik. Bilge biraz şaşırıp" deniz gibi bir şey" dedi. Güzel bir yer, manzarasına bayıldım. Piknik malzemesi getirmediğimize çok üzüldüm. İnsanlar mangallarınıda alıp gelmişlerdi.Ayrıca balık tutanlar da vardı. Bir tek kusuru uçurtma uçurmak için pek de uygun bir yer olmamasıydı.Ama inatçı koca ne yaptı etti uçurdu, bizim alkışlarımız arasında. Ben bütün hafta sonu kitap okumakla geçirdim, az kaldı bitmesine.Beğendim kitabı (koloni).Gayet sürükleyici. Bu günlerde değişik birşeyler dinlemek istiyorum. Daha çok bu istek yeni bir şarkı duyup, beğenip defalarca dinleme isteği.

Saçlarımda ki beyazlar gene fırladı üstelik daha iki hafta olmuştu boyayalı.Benim bu şehirde iyi bir kuaför bulmam gerekiyor.Bu hafta neler yapmayı planlıyorum;

1-Kitabımı bitireceğim,

2-Kurdela nakışı örtümü tamamlayıp, salon masama örteceğim.Sonra bakıp gururla gerineceğim.

3-Bir günümü polimer kile ayırıp, renk renk kolyeler yapacağım.Aldığım yeni renkleri deneyeceğim.

4-Kum boncukla başladığım siyah kolyeyi bitirsem iyi olur.(bu belki haftaya sarkabilir)


Bu arada ofisin ve evin rutin işlerini de aradan çıkartırım diye umuyorum.

Bu gün kreşin kapısında birkaç çocukla karşılaşınca ağlama seremonimiz kaynadı.Buna çok sevindim. Tüm hafta sonu aklına geldikçe "okul bu gün kapalı mı?" diye sorup durdu. Koca ve ben bunun iyiye mi yoralım, yoksa kötüye mi anlamamıştık bu sabaha dek. " Okula gidiyoruz" diyince biraz mızmızlandı.Tam ağlamaya programlıyordu kendisini, dediğim gibi çocukları görünce unuttu. Bu arada kocaya teşekkür etmek istiyorum. Gerçi tanıyanlar bilir onun keçileri bile şaşırtabilecek inadını, bir oraya bir buraya koşturup, kan revan içinde kalsa bile uçurtmayı uçurdu.Bu da geçen haftanın zaferi olarak kayda geçmiştir.


5.09.2009

KENDİME İNANAMIYORUM



Dün yazdıklarımı okuyunca kendime inanamadım.Ben nasıl olur da bu kadar imla hatası yapabilirim.Demek ki daha özenli ve acele etmeden yazmak gerekiyor.Bu gün cumartesi ne işim var ofiste derseniz bilge çok ısrar etti.Komşularda özlemişler hatunu, öğlene kadar gidelim bari dedim. Sonra belki park falan yaparız, bilemiyorum artık. Yukarıdaki hal nerdeyse her gün kreş dönüşü böyle (yüzdeki boyalar hariç). Saçlar yapılmış durumda. İtiraf ediyorum çok kıskanıyorum eskiden birtek kız kardeşim tarayabilirdi (onu da kıskanırdım) şimdi kreşte hergün ayrı bir model Döndü Teyzemizin ellerinden çıkıyor.Yeri gelmişken onun da ellerine sağlık. Bu sabah Jean-Christophe Grange' in KOLONİ adındaki kitabına başladım. Son dönem en sevdiğim yazarlardan biridir Grange. Tüm kitapları mevcut kitaplığımda. (Siyah Kan'ı bulamıyorum Sibel' de olduğundan şüpheleniyorum.Aydınlatırsa sevinirim) Çok güzel bir kurgusu var ve ben sıkılmadan, ayrıntılarla boğulmadan okuyorum keyifle. Annem ailemize son katılan bireyi yani Arda' yı görmeye Edirne'ye gitti. Arda dayımın oğlu olur.Bir tek dayım olduğundan Arda Bey' de tek dayı oğlumuz olarak 03 eylülde aramıza katıldı. "İyiki doğdun Arda. Mutlu, sağlıklı bir ömür diliyorum sana."
Tekrar herkese iyi tatiller.

4.09.2009

HAFTA SONU





Bugün koşturmacayla başladı. Sabah sabah işelrini iyi yapmayan insanlara kızdım.Tabi öcesinde "ben okula gitmeyeceğim" seromonisinin ardından. Gerçi Bilgeye bugünün cuma olduğunu ve iki gün tatil olacağını anlatmaya çalıştım ama boş bir çabaydı.Ona uçurtöa alacağıma söz verdim ve aldım.Aslında el yapımı bulsam çok iyiydi ama bulamadım, bir ara aklımdan mahalledeki çocuklara para verip yaptırmak geçti ama kimseyi tanımadığımız için riske atmak istemedim.Artık hazırla idare edeceğiz.Tabi " Ankarada nerede güzel uçrtma uçururuz" sorusuna yanıt bulmam gerekiyor. Gerçi her yer dağ, bayır yokuş ve tam bir park cenneti burası.Altı ay oldu Ankaraya taşınalı yavaş yavaş öğreniyorum. Koca benden daha hızlı tabi işi gerğide hemen hemen her yeri öğrendi. Ben biraz daha yavaş (kaplumbağ hızıyla ) öğreniyorum gerçi otobüs durağında " şurdan geçermi" sorularına cevap verbiliyorum ama geçen hafta çabuk gideyim diye yakınlardan geçen otobüse binip bilmediğim bir yerde inip, taksiyle ofise gelme maceramdan sonra, bu tür sorulara "şoföre sormaları" yönünde cevap veriyorum. Hafta başında yıllar evvel bir arkadaşımın defterimin köşesine almamı şiddetle tavsiye ettiği ve benim geçen yıl alıp ancak şimdi okuma fırsatı bulduğum Sulhi DÖLEK' in "Teslim Ol Küçük" adlı kitabına başlamıştım. Bugün bitirdim güzel bir kitap. Başlarda biraz kopuk gelmişti bana ama tamamı bitince beğendim.Atlas Dergisinin Eylül sayısını okuyorum. Çok keyifli, gidilip görülecekler listesine (gidemesemde bir umutla bir gün gideriz diye) Tarsusu ekledim. Irmağın doğduğu yere "Irmağın gözü " dendiğini öğrendim birde çay bardağında ikram edilen kahveye "tarsusi" denildiğini. Biraz malzeme aldım bu gün. Hafta sonum iyi geçer umarım. İki gün ofise uğramayı düşünmüyorum. Cumartesi temizlik faslından sonra akşam yapamadığım(kabartma tozu stoğumun bitmesinden dolayı) havuçlu keki yapmayı planlıyorum. İki de dvd filmim var onları da aradan çıkatırım diye düşünüyorum.Pazar ailecek uçurtma uçurmaya gideriz.


Herkeze iyi haftalar.

3.09.2009

MERHABA

Kızım ve ben blooger ailesine yeni katıldık. Bir nevi tahmin edeceğiniz gibi
günce niteliğinde olacak bloğumuz. Sizinle çok şey paylaşacağımızı umut ediyorum.
Tabi kızım içinde güzel bir anı arşivi. Kızım 3,5 yaşında 2006/15 mart doğumlu bana gelince
otuzik yakınlarda otuzüç olacağım. Bilge geçen hafta kreşe başladı. İlk üç gün güle oynaya
gittikten sonra (Allahın hakkı üçtür diyip) dördüncü gün bombayı patlatarak "gitmeyeceğim"
diye tutturdu. Daha önceden dört aylık kreş deneyimimiz(yarım gün) olduğu için bize doğal
geldi.Zamanla geçeceğini düşünüyoruz.Sabah kalkar kalkmaz "bu gün okul kapalı, değilmi?"
diyor. Bakıyor benden yüz bulamayacak babaya yöneliyor.Ondan da birşey çıkmayacağını anlayınca başlıyor kara gözlerden boncuk boncuk gözyaşı fırlatmaya.(gerçekten fırlama durumuoluyor) Sonra salle sümük kreşe bırakıp, yarım saat sonra arıyorum, Sağolsun İnci hanım her sefereinde içime su serpip bunların doğal olduğunu, biz gidince sakinleştiğini söylüyor.
Bu durumun ne zaman normalleşeceği üzerine kocayla iddaya girdik bakalım ne olacak...