5.07.2010

BEYPAZARI

Pazar günü Beypazarı' na gittik. Amacımız hem işimizi halletmek, hem de gezmekti. Biz Bilge'yle bu amacımızı gerçekleştirdik ama babamızın işi çok uzadı, o gezemedi bizimle:(

Bilge' nin arkasında ki havuç heykeli( çok büyüktü) , elindeki havuç suyu. Ben karadut suyunu tercih ettim. Soğuk soğuk içtik gezerken. Çarşısı bana Kaleiçi' ni hatırlattı, sadece görüntü olarak. Burda esnaf sürekli birşeyler ikram ediyordu ve fiyatlar uygundu. Antalya' da asla karşılaşamayacağımız bir manzara...

Bilge bayıldı bu matruşkalara, koydu çıkarttı. Bu arada odası o kadar çok ahşap süs eşyasıyla doldu ki. Gittiğimiz yerlerden beğenip aldığı, bir sürü süs eşyası var ve odası dışında bir yere koydurmuyor:))
Hava çok sıcaktı, kocaman bir ceviz ağacı gölgesinde ben ayaklarımı dinlendirirken o "kel simit" yedi.


Bol bol kitabımı okudum, derenin suyu az akıyordu bu sefer. İnsanların kulağıma gelen konuşmalarını dinledim. ( çok sıkıcılardı) Bilge çakıl taşlarıyla oynadı uzun uzun. Bir de kova ve kürek aldık , oynadı durdu akşama kadar.


En son hamak keyfini de yaptı, akşam üzeri düştük yola. Bir yağmur, bir fırtına, şangur şungur gök gürültüsü arasında mışıl mışıl uyudu. Eve çıkarken bile uyanmadı:))

2 yorum:

  1. Ah ah orada olup hamakta Bilge'nin yanına uzanmak, o dombili ayaklardan öpmek vardı

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Umurcuğum, mekandaki nerdeyse tüm müşteriler yanına oturup, uzanıp sohbet ettiler:))

    YanıtlaSil