31.08.2010

ANITKABİR ZİYARETİMİZ

Dün "Bayram coşkusu yaşamaya gidiyoruz" demiştim. Öğle vaktiydi Anıtkabir' e geldiğimizde. Erken mi gittik, geç mi kaldık anlayamadım, o kadar az insan vardı ki. Belki Hipodrom' a gitmeliydik, bilemiyorum...
Bilge Asker Abi' ye baktı, önce canlı olup olmadığını anlamadı, sonra "gerçekmiş" dedi:))

İçeriyi dolaştık, uzun uzun. Her zaman içimi kaplayan hüzünle... Bilge' nin sorularına cevap vererek... Ben kitaplara hayran hayran bakarken, Bilge gemi maketlerine baktı. Sonra dışarıda mola verdik. Simidiyle kuşları besledi, onlarla sohbet etti.


Etrafının kuşlarla dolması onu çok mutlu etti. Hopladı zıpladı, her türlü şebekliği yaptı:))


Dönüş yolunda karşıdan gelen yaşlı bir hanımefendi Bilge' nin yanağını okşayıp "Güzel kızım Atasını ziyarete mi gelmiş" dedi. Atamızı ziyaret ettik, hep edeceğiz. Bayram coşkusunu hiç kaybetmeyeceğiz. Umarım milletimde bu coşkuyu hiç kaybetmez. Yaklaşan refarandumda elini vicdanına koyar ve geçmişte yaşananları, Atatürkçü olmayı, yargının neden bağımsız olması gerektiğini unutmaz. Milletim için, çocuklarımızın geleceği için dua ettim...




30.08.2010

Misafirimizle birlikte birkaç gündür gezip tozuyoruz. Akşam üzeri Kuğulu Park' gittik. Hava çok güzeldi. Serin serin esen rüzgarda doyumsuzdu.
Yem satan kimse olmayınca kuşlar bize pek rağbet etmedi...

Bilge elindeki kekten verdi, ama kuşlar kek sevmiyormuş , bunu fark ettik.


Bilge ve kuzeni E. Ne güzelmiş evde bir genç kız olması. Keşke onbeşinde bir kızım olsaydı diye geçiriyorum sık sık aklımdan:)) Bilge gölge gibi peşinde dolanıp duruyor...

Bu alette rahat bir saat boyunca döndü, indiğinde hiç duraksamadan koşturmaya başladı. İnsan evladının baş dönmesi durumu büyüyünce oluyor sanırım:))

Bu fotoğrafta sıkıcı ve çooook sıcak pazar günü dışarı çıkma gafletimizden. İlk kez burda bir peyzaj firmasına uğradım. Tabi Antalya' dan sonra, hele de bu mevsimde çöl gibiydi. Rosmarin (biberiye) alacaktım. Amca inatla "salon çiçeği bizde bulunmaz " diyince içimden (yuhhh) diyerek Antalya' dan almaya karar verdim.


En son akşamı balkonda, mum ışığı eşliğinde bitirdik. Şimdi Anıtkabir' e gidiyoruz, Bayram coşkusunu yaşamak istiyorum. Yollar bomboş, umarım tıklım tıklımdır Anıtkabir. Herkesin bayramı kutlu olsun...

26.08.2010

HEDİYE ZAMANI

Sürekli hediye vermeyi sevdiğimden bahsediyorum ya, etrafta da verecek kimse olmadığından. Bilgeyle zaman zaman burdan yaptıklarımı hediye etmeye karar verdik.
İlk istiyorum yorumu yazan kişiye (kargo parası kendisine ait olmak şartı ile) bu kolyeyi yollamak istiyorum. Birkaç şekilde kullanılabilecek, kum boncukla yaptığım bir kolye. Aslında bugün yazacak çok şey var ama vaktim yok, misafirim geldi. Onu çok iyi ağırlamak istiyorum. Bilge çok mutlu, bende...

25.08.2010

BOYALARIN BÜYÜSÜ

Dün okadar şikayet ettim, herşeyden sıkılıyor diye, oysa bir kez bile "sıkıldım" demedi. Saatlerce sulu boya yaptı. Önündeki kağıdı, sehpayı, etrafı ve kendini boyadı:)) Arada kafasını kaldırıp bana baktı, güldük birlikte haline...
Sanatsal işler böyle kirleneceksin, dağıtacaksın, eziyet edip, eziyet çekeceksin, değil mi ya?

Akşam bel ağrısıyla beş büklüm gelen koca, hertarafı boya içinde bir kız ve açlıktan zil çalan üç mideyle eve gittik. Kızdım kendime "niye bir zeytinyağlı yapıp, dolaba koymazsın ki" diye . Ama cevabı kolay Bilge ağzına koymaz da o yüzden. Neyse yemeği ocağa koydum, kocaya ilacını sürdüm, Bilge' yi banyoya attım. Ama nasıl açım, midem delinecek nerdeyse, yine okkalı bir küfür ettim kendime " niye öğün atlıyorum " diye. Sofraya oturduğumuzda Bilge' ye dondurma vaad ederek tabağını silip süpürttüm, Koca ve ben çoktan yumulmuştuk tabaklarımıza zaten. Off bu sıcaklardan mıdır ne pek bir özensiz oldum, neyse yine de üstesinden geldim, kahraman mıyım ne? Koca bu sabah daha iyi gibiydi, Bilge kendini bu seferde parmak boyalarına kaptırdı. Benimse kafamda bir sürü fikir var sıraya konacak.


Neyse başlığa döneyim, boyaların her çeşidinin kendine has bir büyüsü var. Bu büyü her rengi ayrı yansıtıyor. Çocuklarsa büyülü şeyleri seviyor. Bu büyüyü masallarda, bir müzik enstürmanında, bir çizgi filmde, bir oyuncakta ya da bir hayvanda görebiliyorlar. Bizler çoğu zaman hayat kargaşasından ya da işimize gelmediğinden bu ayrıntıları kaçırıyoruz.
Etrafınızdaki büyülü şeyleri görmeniz dileğiyle...



24.08.2010

DENEMELER

Bugünlerde sürekli bir "sıkıldım" lafı var dilimizde.Günde milyon kere "uff çok sıkıldım" diyor. Ne kadar alternatif sunarsam, sanki o kadar sıkılıyor. Sulu boya yapıyor sıkılıyor, gözünü benim akriliklere dikiyor. Onlara başlıyor yine sıkılyor, oyun hamurlarıyla oynamaya başlıyor o da kesmeyince gözünü yine benim polimer killerime dikiyor. Derken kitaplarını açıyor olmuyor, bilgisayara oturuyor. Ne yaparsa yapsın en fazla 20 dakika ya da yarım saat oyalanabiliyor. Dışarı çıkıyor, hopluyor zıplıyor yine sıkılıyor. Anneme sordum bu sabah telefonda" ben küçükken ne yapıyorduk seninle "diye, o da hazırlıklı tabi "tek çocuk işte o yüzden" diye başlayan cümleleriyle sorumu sallıyor. Bense konuyu geçiştiriyorum ustalıkla:) Sabah geç kalktık yine, şişme havuzu bir de böyle kullanmak geçti içinden diye düşünürken "anne sence ben böyle dönebilirmiyim ki" diyen Bilge' ye dudak büküyorum "zannetmiyorum" diye... Allah' tan perşembe günü Antalya' dan kuzeni gelecek. 15 yaşındaki kuzeni çok seviyor ve geleceğini duyunca havalara uçtu.Tabi biz de çok sevindik. Bir de evdeki barbi bebeklerin saçlarını kesip, kuförlerdeki gibi boya katoloğu yapmak istiyor (zaten hiç sevmiyordum o bebekleri). Şimdi oyun hamurundan yemek yapıyor, bakalım gün sonuna kadar neler yumurtlayacak.
Geçen akşam seyrettik kocayla bu filmi. Çok güzel, duygu dolu ve komikti. Aleks' in kulaklarını çınlattım ve umarım birgün bahçeli bir evimiz olur dileğimi yeniledim...

23.08.2010

YİNE BEYPAZARI

Aslında hiç gitmek gelmiyordu içimden. Cumartesi tembelliğin gözüne vurduktan sonra, pazarda devam ederim diye düşünüyordum. Koca ve Bilge tepemde bitene kadar.
Öğle vakti çıktık yola, hava da biraz daha serinlemiş, mis gibi olmuştu. Bilge yarım saate kalmadı uykuya daldı. Yol boyu kavun , domates ve ayçiçeği tarlaları doluydu. O kadar ısrar ettim ki kocaya duralım diye, ama inatçı keçi durmadı. Göz hakkı dedim, fotoğraf bari çekeyim dedim ama kandıramadım:(( Allahtan dönüşte bir tezgahta durdu da, kavun , domates, biber falan aldık.

Koca yarım bir işini tamamlamak için Beypazarı girişinde bizden ayrıldı. Bizde çarşıya attık kendimizi. Dolaştık birşeyler aldık, en son bu parkta çimlere uzandık. Bilge keşif avına çıktı.


Aldıklarımıza baktım, bu tahta kukladan çok çabuk gönlü geçti. Babasına hediye etti. Koca buna çok sevinip arabasına astı ,her kırmızı ışıkta ipini çekip gülümsüyor. (umarım trafikte bunun bir cezası yoktur)



Bir de bu armutu aldık, Bilge' nin odasına astık. Zıp zıp birşey, ben de tahta kepçeler aldım, çok şirinler:)




Bunlar keşif avı sonucu elde edilen ganimetler. Şuan ofisin herbir yanında Bilge' nin yaratıcılığını zorlamaktalar...


Parkta sıcaktan bunalmış, iftar vaktini bekleyen amcalar vardı.Biz yere serilince onlar da karşıya yerleştiler:))


Ve Teddy, o da her zamanki gibi yanımızdaydı, bir ara bana yastıklık yaptı, yumuşacık. Dönüşte bir yedek Teddy almalıyız tedbiren diye düşündük. Her sabah erkenden zıplayan Bilge' nin bugün oldukça geç kalkması, serin bir Ankara gecesinin marifetidir diye yordum. İyiki tembelliğime yenilip evde kalmamışız...


20.08.2010

İŞİ ASTIK


Dün işi astık Bilge'yle. O bütün gün evde hopladı zıpladı, ben de "İstanbul Hatırası" nı bitirdim. Kitabın çok başında katillerle ilgili bir tahmin geçti aklımdan, sonuna kadar umarım yanlış tahmin etmişimdir dedim ama nafile. Buruk bir sonla tamamladım akşam saatlerinde. Aceleden bir temizlik ardından yemek derken, bir de şekeri fazla kaçan dondurma yaptım:((Ama Bilge' nin dondurma mekanı fotoğraftaki müşterimiz. İki güne bir ordayız...

Bu kolyeye hafta başında başlamıştım. Hafta sonlanırken bitirdim. Şöyle serin bir bahar akşamında tiril tiril beyaz bir elbisyle ne güzel olur dedim kilolarımı yok sayarak:))

Kimblir belki bir gün... Hala umutluyum yani:))

Bugün Özlem Uysaler' in Deli Kız Kapınızı Çaldı mı? kitabına başlamayı düşünüyorum. Yazarın okuduğum ilk kitabı olacak, ismine takılıp aldım. Bu aralar geceleri biraz serinledi gibi Ankara. Sabaha karşı üşüyerek uyanıyorum. Sanırım bir süre sonra kapı pencere kapatıp yatacağız. Ufak ufak bayramda Antalya' ya gitme proğramı yapmaya başladım, üstelik bu bayram kalabalık olacağız galiba. Bayramda kalabalık bir evden daha güzel bir şey düşünemiyorum...

18.08.2010

BİLGE' NİN HALLERİ


Kışın böyle bir yazı yazmıştım, dün Bilge' yle kikirderken aklıma geldi. Tabi kahkahalı başladığı için pek inandırıcı olmadı ama çok eğlendik.
Birinci hal: NEŞELİ:))

İkinci Hal: DAHA NEŞELİ:)))

Üçüncü Hal: ŞAŞKIN !!!!

Dördüncü Hal:GÜYA KIZGIN :))

Beşinci Hal: YİNE NEŞELİ:)))))))))))))

Altıncı Hal: ÇOOOK GÜLDÜÜÜM:))) ALTIMA KAÇIRMAK ÜZEREYİM.....

Yedinci Hal: MAHÇUP...

Sekizinci Hal: ÜZGÜÜÜNNN:((

Dokuzuncu Hal: MAYMUNNNN:)))))

17.08.2010

İZLEDİKLERİM...


Son zamanlarda seyrettiğim eni iyi filimlerden biriydi "The Reader- Okuyucu" filmi.
Oldukça etkili bir drama. Cinsel görsellik yoğun olsa da konu ve oyunculuk mükemmeldi. Kate Winslet' ın Titanic filminden sonra, izlediğim en iyi filmiydi diyebilirim. Çocuğunuzu uyuttuktan sonra izleyebileceğiniz güzel bir film.

"The Time Traveler' s Wife- Zaman Yolcusunun Karısı" filmi de yine son zamanlarda seyrettiğim en iyi filmlerdendi. İsmine bakınca fazlasıyla fantastik bir film beklemiştim, ama yanılmışım. Başı biraz sıkıcıydı ama sonuna doğru bendeniz yine gözyaşlarım eşliğinde izledim.
Elimde izlenecek daha bir sürü film var ama son günlerde ayıracak zaman bulamıyorum. Günün uzunluğu ve sıcağın bunaltıcılığı yüzünden akşamları çok yorgun oluyorum. Kullanmadığım küçük odada, küçük bir çamaşır dağı oluştu. Bugün çok kararlıyım, akşam bu dağı halledeceğim. Evin rutin işlerini zamanında yapmayınca böyle oluyor. Dün akşam yemeğine sevdiğimiz bir müşterimize gittik. Mesnevi Sokak'ta çok nezih bir yer Cafe Gusti. Mekanın şıklığı bir tarafa, Mevlüt Usta'mızın elinden çıkan yemekler hem gözünüzü, hem midenizi ziyadesiyle doyuruyor. Hoş bir sohbet eşliğinde yediğimiz yemeğin sonuna doğru, oturduğu yerde uyuya kalan Bilge' yi alıp eve döndük. Biraz balkon serinliği sohbeti yaptıktan sonra cup yatağa yollandık. Ben Nevzat Başkomiser'in naif düşüncelerini, Ali' nin kötü yurt anılarını okurken, horlamaya başlayan Kocayı görünce, "bu horultu yoğunlaşmadan uyusam iyi olur" diye kapattım gözlerimi:)) Bu sabaha karşı son birkaç sabahtır olduğu gibi, bir elinde yastığı, bir elinde Teddy' si küçük poposuna yanımızda yer açamaya çalışan Bilge' yle uyandım. Güzel bir sabah yani, umarım herkes için de öyledir...

16.08.2010

HAFTA SONU


Cumartesi günü gözümüzü karartıp sıcağa falan aldırmadan Bilge' yle yola düştük. Zamanı gelen kitaplarımızı kütüphaneye teslim edip yeni kitaplar aldık.

Kütüphaneyi ben çok seviyorum. Bilge' nin daha ne hissettiğini tam olarak çözemedim. Bazen gideceğimizi duyunca seviniyor, bazen de "yine mi" diyor. Ama sevmese gitmemek için direnirdi, hiç öyle birşey yaptığına rastlamadım.


Kütüphane stajerelerin doldurduğu bir haldeydi. Herkesin ortak konusu malum sıcaklar.


Bilge' de takılarıyla, nasıl bronzlaştığıyla ilgili bol bol sohbet etti bu stajer ablalarla:))

Bol bol Bilge' ye odasını düzenli tutması söylevleri çektim. Bunu pekiştirsin diye sürekli "Oyuncak Hikayesi 2" filmini koydum ama nafile yordum kendimi. Sabah odaya şöyle bir baktım, içler acısıydı durum. Bu arada hayvansever kızım kaplumbağası Fıstıkla el ele, kol kolaydı, pazar günü:)) Normalde tırsak olan kaplumbağa hayvanı, kaptırmış kendini kıpır kıpır dolandı durdu etrafta...



Bana gelince Cuma günü başladığım Kristin Hannah' ın "Ateşböceği Yolu" kitabını cumartesi akşamı, bir paket kağıt mendil ve göz yaşlarım eşliğinde bitirdim. Çok güzel, samimi, duygusal ve sıcacık bir dostluk hikayesiydi. Pazar sabahı aynada şişmiş gözlerime bakıp, gülümsedim. Ahmet Ümit' in " İstanbul Hatırası" na başladım. Başkomiser Nevzat, Ali ve Zeynep katillerin peşinde yine... Bu sabah tembellik yapıp geç geldik. Bilge kuru bir ağaç dalını boyuyor, ben de hummalı bir temizliğe girişeceğim, hadi bana kolay gelsin...