23.07.2011

KISA BİR KAÇAMAK

Önce iş için Samsun' a, ardından da Ordu'ya gidiyoruz. Bilge babasının çocukluğunun geçtiği yerleri görecek, ben de Karadeniz'in keyfini çıkartacağım. Hafta sonuna inşallah dönmüş oluruz, biz yokken iyi bakın kendinize:))

22.07.2011

BU HAFTA

Bu hafta arada sinir bozucu bir gün yaşatsa da, genel anlamda keyifli ve bereketli bir haftaydı.
Bir arkadaşımla birlikte polimer kil çalışmaya başladık. Dilimin döndüğünce, elimin gösterdiğince öğretmeye çalışıyorum. Bu çalışmalar sırasında çıkanları da bugün buraya koydum.
Minik güller vazgeçilmezim oldu, ne zaman killeri alsam elime, kıvırırken buluyorum kendimi:))
Bu en son kalan tüm renklerin karışımından oldu, kordonu makara örgüsü mumlu ipten, pek sevdim kendisini.
Kalpli olunca doğru Bilge' nin boynunda yerini aldı bu kolye.
Bu kolye de yine elimde kalan ufak bir desen bloğundan çıktı, daha fazla olsa daha güzel olabilirdi, olsun kafamda birsürü ışık yaktı.
" Yaşasın üretmek" diyorum ve hepimize keyifli bir hafta sonu diliyorum.

21.07.2011

TERLİK SÜSLEMECE

Terlikleri görüp, bu kız bunları yenileyecek diye yanlış bir fikre kapılmayın. Sevgili Nihal Hanım' ın ve Fiamma'nın yaptıklarından sonra, öyle boyumdan büyük bir işe kalkmayacağım. Benimki ufak bir değişiklik.
Bu terliklerle yaklaşık beş yıllık bir birlikteliğimiz var. Çok ucuza aldığımı hatırlıyorum.
Malum benim çiçekleri biliyorsunuz. Şile bezinden eski bir gömleği bu iş için kullandım. Kestim diktim, en son küçük bir deri parçasına , onu da terliğe yapıştırdım.
Bilge çok beğendi, bütün gün ayağında şıp şıp dolaştı, gönlü geçince ben de giymeyi planlıyorum:))
Bu arada çok güzel bir haberim var size. Burda bahsetmiştim hasta olan Efe' mizin anesinden. Doğumdan sonra özellikle akciğer taramasının sonucu çok önemliydi. Ya felaket olacaktı ya da bizi havalara uçuracaktı. Sonuçlar temiz çıktı ve biz gerçekten havalara uçtuk. Öyle tarifsiz bir sevinç ki bu Allah herkese yaşatsın. Herkesin derdine çare olsun. Efe' miz de büyümeye devam ediyormuş dün 50 cm. olmuş, İstanbul' a gitmeyi dört gözle bekliyorum, gidince sımsıkı sarılmak istiyorum ikisinede:)

20.07.2011

BİR KİTAP, BİR FİLM

"Kış Bahçesi" Krıstın Hannah' ın okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabı (Ateşböceği Yolu Kızları) gibi bu kitabı da beni çok etkiledi. Yine içinde kadınların yaşadıklarının, duygularının hayatlarına yansımasını, geçmişteki acı gerçekleri, naif ama etkileyici bir dille yazmış. Sonuna kadar merakla ve içim burularak okudum, çok çabuk bitti zaten yaklaşık üçgünde okudum. Hiç tereddüt etmeden okumanızı tavsiye ediyorum.
"The Next Three Days" filmi sinemamıza "Kaçış Planı" olarak girmiş. 2010 yapımı bir film ve başroldeki Russel Crowe gerçekten güzel oynamış. Son zamanlarda izlediğim en iyi aksiyon filmiydi diyebilirim. Başından sonuna merakla izledik. Mutlu bir aile yaşantısı sürerken kadın bir cinayete karıştığı iddasıyla tutuklanıyor. Kocası üç yaşındaki oğluyla bir taraftan yaşantısını sürdürüp, bir taraftan karısının masumiyetini ispatlamaya çalışıyor derken tek çaresi kalıyor, karısını hapisten kaçırmak. Çok birşey beklemeden seyredebileceğiniz, güzel bir film.

Yaz dönemi olduğu için tv' de ilgimi çeken hiç birşey yok, dvd' leri takip etmeye çalışıyorum ama bu aralar onlarda vasat. İzlediğim çok kötü filmler de var buraya yazmadığım, ne yapalım artık ne çıkarsa bahtıma:))

19.07.2011

İNANAMADIM



Uzun zamandır kum boncuklarımı ve firketemi elime almamıştım. Zaten boncuğu da bu sebepten olsa gerek az dizmişim. Ben de kolyeyi bocukla tamamladım, ipten çiçek yapıp, boncuktan yapraklar ekledim. Ortaya bu kolye çıktı, demek ki çok ara vermemek lazım.

Geleyim başlığa. Sabah Bilge' yle apartmandan inerken feryat figan bir kadın sesi duyduk. Baktım yolun karşısında park etmiş kapıları açık bir araç, 3-4 yaşlarında bir çocuk, bir adamla kadın arasında çekiştirilip duruyor. Adam bağıra bağıra küfür ediyor, kadın "çocuğumu alamazsın" diye bağrıyor. Çocuk aralarında gelip giderken herkes ben dahil mal mal bakıyoruz. Bir süre sonra kadın bir taksi durdurdu, çocukla birlikte atladı içine, adam arabasıyla deli gibi arkalarından sürdü. O ara plakasını alıp 155' i aradım. Telefon çalarken berbat hafızama güvenemediğim için plakayı tekrarlayıp duruyorum, bir taraftanda yaklaşık 5 km. sonra bir polis noktası olduğunu düşünüyorum. Yardım ummayı bekleyemeyeceğim kadar kötü bir ses açıyor telefonu. Durumu anlatıyorum, plakayı vermek istiyorum, karşımdaki hiç oralı değil. "Aile içi kavgadır" diyor bana, ama çocuk var diyorum, adam çıldırmış gibiydi, kötü birşey olabilir diyorum. "Kadın o kadar zor durumda olsaydı bizi aradı "diyor, belki telefonu yoktur, hiç birşey yapmayacak mısınız diyorum, karşıda sessizlik, "aile kavgasıdır" diye birşey gevelemeye devam ediyor. Telefonu kapatıyorum, plaka hala kafamda tekrarlanıp duruyor, almadı bile. Biran ben mi abarttım diye düşünüyorum, ama hayır abartmadığımı düşünüyorum. Abartmış bile olsam buna müdahale edilmesi gerkmiyor mu?
Kafamda tekrarlanıp duran plaka, Bilge' nin olayla ilgili onlarca sorusu, işe geldim. Hala kadının çığlıkları kulağımda o kadar sinirlerim bozuldu ki. Umarım başlarına birşey gelmez.

18.07.2011

KÜÇÜCÜK BİR BAHÇE

Hafta sonu evde tembellikle geçti. Cumartesi Bilge' nin kursuna gidip geldik, sonrası hep evdeydik. Hafta içi çok yorulan babamıza kıyamadık, dışarı çıkmadık. Baba serildi yattı, Bilge arkadaşlarıyla takıldı, ben bol bol kitap okuyup, film izledim.Bahçeye el atmadan fotoğraflarını çektim. İlk kızaran çeri domatesi yine bizim kızı havalara zıplattı. Allah' tan önce ben buldum da, çileklerde olduğu gibi korkmadım. Sararan yaprakları, etraftaki otları temizleyip, fidelerin diplerini çapalayıp havalandırdık.

İçlerinde en çelimsiz fide buydu, o da boyundan büyük iş çıkarttığı için takdirimi kazandı.
nerdeyse yapraklarından öpesim geldi:))
Biberler kendi havasında, bir de arada kalmış bir patlıcan fidesi var ki, hiç umudum yok kendisinden.
Tarla domatesleri, çerilere inat bir yavaşlıkla yeni yeni domatese oturdular.
Ama itiraf edeyim benim gözdelerim bu bal kabakları. Çekirdekleri Leylak Dalı vermişti. Topraktan başını ilk çıkartmalarıyla başladı keyfim. Her sabah bu güzel çiçeklerle karşılıyorlar beni, sabırsızlıkla kabakları bekliyorum.

Ufacık bakımsız bir toprak parçasının bize verdiği mutluluğu seviyorum. Üstelik toprağı o kadar kötü ki, güya toprak alacaktım, gübre falan ama hiç birine vakit ayıramadım. Tabiat öyle cömert ki bu şartlarda bile bize mahsul verip, kızıma dengesini gösterdi. "Ektiğini Biçersin" dedi.
Daha ne isteyim, güzel bir hafta isteyim hepimiz için.))

15.07.2011

HAYVAN SEVGİSİ

Evliliğimizin ilk yıllarında, çocuk fikri aklımızın ucundan bile geçmezken eve bir saksı çiçeği aldık.
O zamanlar adını bilmediğim ficus benjaminine Mıstık adını verdik. Mıstık ne yerini ne bizi sevdi. Köşesinde sessiz sedasız yapraklarını döktü. O sıralar babamın bir muhabbet kuşu vardı. Nasıl güzel bir kuştu. Konuşuyor, hopluyor zıplıyordu (abartmıyorum). Biz bir hevesle bir yavru muhabbet kuşu aldık. Adını hatırlamıyorum, bırakın konuşmayı "cik" bile demiyordu. Ne yaptıysak yaklaşmadı bize. Kütüphanenin tepesinde günlerce baktı etrafa. Camlar açıkken bile uçup kaçmadı. Tabi tüm saygımızı kaybettik kendisine. Bu arada komik bir pekines olan Aleks geldi beni buldu. Beni buldu diyorum çünkü gerçekten öyle oldu. İngiltere'den bir heves getirilmiş, evin hanımı istemeyince kapı önüne konmuştu. Onu ilk gördüğümde "ne kadar çirkin" diye düşünmüştüm.Onu tasmasından tutup 60 m2, balkonu olmayan, üst katında eşimin abdestli namazlı ailesinin yaşadığı evimize getirirken terden sırılsıklam olmuştum. Eve bırakıp işe gitmiş, bu arada en acıklı hikayeyi kocama anlatıp eve bir köpek getirdiğimi söylemiştim. Eve döndüğümde Aleks bahçede kayınpederin tepesinde şebeklik ediyordu. Tam dört sene yaşadı bizimle. Onunla sokak köpekleriyle, dolmuş şoförleriyle, hayvan sevmeyen insanlarla dalaşmayı öğrendim. Sabahın kör gözünde yağmur yaş demeden dolaşmayı, işten koşa koşa gelip akşamın karanlığında ağaç diplerinde "ne olur yap artık kakanı" diye yalvarmayı öğrendim. Hasta olduğumda sabaha kadar başımda beklediğini, babam öldüğünde dizlerimin dibinden ayrılmadığını, Bilge' nin karnımdaki tekmesini duyunca patisiyle karnımı eşelemeye çalışıp havladığını, eve girmeye çalışan hırsızları kovaladığını bilirim. Sonra Bilge doğdu, ilk zamanlar Bilge' yi ne zaman kaldırsam, onu beşiğinde yatarken buldum. Kucağımda bebek, elimde köpek gezdirirken insanların gerizekalılık sınırlarını zorlayan tüm sorularına cevap verdim, kınayan bakışları eşliğinde. Ama hiçbirini umursamadım. Bilge iki yaşına geldiğinde Aleks'e etmediğini bırakmamaya başladı. Onun gözünde oyuncak bir köpek oldu çıktı. Aleks durgunlaştı, köşesinde uzun süre uyuklamaya, tüy dökmeye başladı. Veterineri aynı zamanda iyi de bir arkadaşımdı "çok mutsuz, bence ona iyi bir yuva bulalım" dedi. İyi bir yuva bulduk, onu seven insanlarla birlikte İzmir' de yaşıyor şimdi. Onu mutlu etmek için belki birşeyler yapabilirdim, belki yeterince çabalamadım, belki bir apartman dairesinde (taşınmıştık bu arada) köpek bakmanın zorlukları canıma tak etmişti, bilemiyorum ama ondan vazgeçtim.
Bilge' nin hayvanları sevmesinde, onlara asla korkuyla yaklaşmamasında en büyük pay onun.
Şimdi akşama kadar başımı şişiren bir muhabbet kuşumuz, evde de tabiatından beklemeyeceğim kadar hızlı, kıpır kıpır bir kaplumbağamız var. Bilge akşam eve gittiğimizde akvaryumundan alıp kuruluyor, sonra yatağın üstünde kıpır kıpır bir kovalamaca başlıyor.O kadar hızlı hareket ediyor ki, onun bu haline Bilge' nin kahkahaları eşlik ediyor.
Bir ara kedi almayı çok düşündük. Sokakta çok sevmesine rağmen Bilge pek oralı olmadı. Ben de ısrar etmedim. Çocukların bir hayvanla büyümesi, doğal bir sevgiyi öğrenmesi açısından çok önemli. Tabi bir hayvana bakmanın sorumluluğu, maddi manevi tüm yükünü taşıyabilmeniz, onunla herşeyi paylaşabilmeniz gerek. Bunu yapamayacaksanız hiç böyle birşeye kalkışmamanız gerekli.
Hayatınızdaki herşeyi sevmeniz diliyorum...

14.07.2011

İŞTEN KAÇTIK

Dün Bilge' yle kendimize izin verdik. İşe gelmedik, ne güzel oldu bolca dinlendik, böyle yazınca da öncesinde çok yorulmuşuz anlamı çıkıyor ama maksat bahane olsun:)) Ben evi toparlarken Bilge arkadaşlarına gitti, onlar bize geldi derken bir güne iki film ve iki kitap sığdırdım.
İlk Film Hanry's Crime . Oldukça yavaş ilerleyen bir film ama ben sevdim. Gerçi Keanu Reeves' ten dolayı beklentim daha yüksekti ama fena değildi diyebilirim.
Welcome to the Rıleys filmi seyrettiğim ikinci filmdi. O da ilk film gibi oldukça durağan bir filmdi. Ama içindeki hüzün, filmin seyri sonuna kadar seyrettirdi. Okuduğum yorumlarda sonu için havada kalmış diyorlar ama bence güzel bir sondu.
"Çoluk Çocuk" başına gelenlerden sonra hiç unutmayacağım kitaplar arasına dahil oldu. İlk kez Patti Simith' in bir kitabını okudum ve çok sevdim. Otobiyografi dense de bende güzel bir roman tadı bıraktı.
"Bir Süre Yere Parelel Gittikten Sonra" Barış Bıçakçı' nın çok güzel bir kitabı. Kesinlikle sıradışı, abartısız ve etkileyici bir kitabtı diyebilirim.

Bu arada D&R' da 4 TL' lik kitaplardan ben de aldım, okudukça onlardan da bahsederim.
Bugün biraz bahçeyle uğraşacağım, saçımı da boyatmam gerek. Bahçe neyse de, kuaför çok büyüyor gözümde. Bilge geçen gün bize oğluyla gelen arkadaşa "Demir'in annesi ben oğlunu geldiremedim, sen geldirirmisin" diyerek lügatımıza "geldirmek" sözcüğünü dahil etti, biz de pek sevdik kullanıp duruyoruz (ne ayıp bize) biz böyle dalga geçerken bu çocuklar nasıl doğru büyüyecek bilemiyorum:))

12.07.2011

YENİ UÇLAR

Aslında yeni birşeyler denemek istiyorum, kafamda bir sürü düşünce var. Ama bir türlü oturup yapamıyorum. Tam başına geçiyorum ya bir iş geliyor, ya Bilge su koyuyor. Bu durumda çabucak yapılacak uçlar çıkıyor ortaya.
Bugün komşu gezmelerindeyiz Bilge' yle.

11.07.2011

HAFTA SONU

Cuma günü Büyükbaba, babaanne ve kuzen bizdelerdi. Büyükbabalar cumaresi bizi ektiler, pazar akşam geldiler. Cumartesi kursa gittik, kitapçıları gezdik, alışveriş yaptık. Barış Bıçakçı' nın "Bir Süre Yere Parelel Gittikten Sonra" kitabını aldım. Bilge' ye de Tübitak yayınlarından aldık.
Pazar günü Altınpark' a gittik, Bilge midilliyle altı tur attı.
bu atın saçlarına bayıldım
Biz Koca' yla oturup seyrettik.
Hava çok güzeldi, arada serin serin bir esinti vardı
Bu tabela dikkatimi çekti:))
Çiçek satış yerine girmeden bu güzel ağacı gördüm. Ordakiler "bulut ağacı" dediler. Hayran hayran baktık. Koca uzanıp tohumlarından topladı.
Altınpark çok sakindi, bu sene daha güzel bir düzenleme yapmışlar.Çiçekler, kuşlar, yemyeşil çimler çok güzel göründüler gözüme.
Kuşevinin önünden uzun süre ayrılmadık. Bu kuşun adını şuan hatırlamıyorum ama sultan kuşu diye birşey kalmış aklımda.
Bunun türünü unutmadım "aşk kuşu" yazıyordu:))
ağzında bir çöp, geveleyip duruyordu.
Etrafta bir de doğal ziyaretçiler vardı, gökten çok yerde gölgelerde geziyorlardı.
Altınpark' tan sonra Kale' ye yöneldik. Rahmi Koç Müzesi' ni gezdirdik kuzene. Bilge bilmiş bilmiş odaları gösterdi durdu. Çengelhan buz gibiydi, bir ara bir köşeye kıvrılmak bile geçti aklımdan:))

Bu arada sırlara karışan kitabımı buldum. Nerde bulduğumu söylemeye utanıyorum çünkü hiç aklıma gelmeyecek bir yerden çıktı. Utanarak yazıyorum ama buzluğa koymuşum. Gece kalkıp dolabı tırtıklarsan olacağı bu. Uyku sersemi koydum heralde. Koca' ya gün doğdu "herkese anlatacağım "diyordu, ben burdan itiraf edeyim de kurtulayım. Bu arada kolyelerimden kuzene veriyordum, o da "çok oldu bu kadar gerek yok "diyordu. Ben diğer odaya gidince Bilge Hanım" annem bazen çok ısrarcı olabiliyor, dikkat etmelisin " demiş, çok bozuldum:((((

8.07.2011

SÜSLÜ SABUNLAR

Bilge' nin apartmanda 12 yaşında bir Eda Ablası var. Benden kitap ve film ödünç almaya geliyor. Sonra Bilge' yle oynuyorlar. Resim yapıyorlar, birbirlerini boyuyorlar, kahkahaları havada uçuşuyor. Keşke bir ablası olsaydı dedirtiyor bana:)) Geçen gün canları sıkıldı, "hadi sabunları süsleyelim" dedim.
Çok sevindiler. Oturduk masanın başına. Sabunlar, peçeteler, makas, kurdelalar ve iğneler elimizin altında.
Ben sadece fiyonkları yaptım, bir de çiçekleri iğnelemeyi.
Onun dışında kesmeyi, yapıştırmayı ve kurdelayı etrafına iğnelemeyi ikisi yaptılar
Ben oturup keyifle izledim. Sabunlar manolya kokuluydu, bir de bol bol koklayıp iç geçirdim. Bir bu kadar daha yaptık, onlar Eda' da. Bilge' nin inatla kurelayı iğnelemesini şaşkınlıkla izledim.
Yaptıklarını çok beğendiler önce, sonra ufak kusurlar buldular. Bir dahaki sefere daha güzel yapacaklarmış.

Yoğun ve yorucu bir hafta daha geride kaldı. Kızımın sağlığı daha iyi, nerdeyse öksürüğü kalmadı. Hafta sonu için plan yapmıyorum, ama Bilge at binmeye gitmek istiyor büyük bir ihtimalle gideriz. Benim de kitap(!) almaya gitmem gerek, malum sebepten:))
Hepinize keyifli bir hafta sonu diliyorum.

7.07.2011

YENİ KOLYELER

Dünkü işlerimin devamı bu kolyeler.
Gerçi çok içime sinmedi, dün başım kalabalıktı
Elimde polimer kille oynarken bir baktım "deniz minaresi" gibi birşey olmuş.
çok özledim denizi...
Bu yüzük de yine düğmeden.


Dün akşam evi altüst ettim ve okuduğum kitabı yine bulamadım. Deli gibi dolandım durdum, hatırlamaya çalıştım ama yok, yok.
En sonunda Koca pes etti "al sana para git yenisini al, hatta birkaçtane daha al ama bırak artık şu arama işini " dedi:))
Şeytan aldı götürdü kitabımı ...
Unutkanlıkta benim kadar tavan yapan var mı merak ediyorum:(((



6.07.2011

KOLYE VE YÜZÜKLER

Dün bir sürü işim vardı, ama ben elimi bile sürmedim. Aldım elime malzemelerimi oyalandım durdum. Boş kaldıkça ya da film izlerken makaram ve mumlu ipliğim hep elimde oluyor. Sonra elde ne varsa eklemek, birleştirmek kalıyor.
Bu düğmeleri hafta sonu almıştım. Yüzük aparatına büyük geldiler. Bende kenarlarını kesip yapıştırdım.
Çareler tükenmiyor yani:))

Bugünlerde çok unutganım. Neyi nereye koyduğumu ya da nerde bıraktığımı hatırlamıyorum. Acaba B12' im mi azaldı diye düşünüyorum. Gece okuduğum kitabı sabah bulamadım, deli oldum aradım taradım yok. Belki sabah salaklığımdır o yüzden bulamamışımdır diye düşünüyorum. Geçenlerde kaybettiğim, yeni aldığım malzeme poşetim Bilge' nin odasından çıkarak, beni mutluluktan havalara zıplattı. Umarım kitabımda aynı yolu izler. (Patti Smith' in Çoluk Çocuk kitabına başlamıştım)
Bilge antibiyotiğe başladığından beri yarı Leyla dolaşıyor. Öğlen iki saat uyuyor. Öksürüğü kesildi, hafif bir burun akıntısı var. Gündüz dükkanda, akşam evde çocuklarla oynayıp duruyor.
Bugün dünden salladığım işleri bitirmeliyim (ofis işlerinden nefret ediyorum). Hadi bana kolay gelsin.

5.07.2011

KİTAPLAR, FİLMLER

Bu aralar okuduklarımdan ve izlediklerimden bahsetmediğimi fark ettim. Arşivimde yerlerini alsınlar bakalım. "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" Sevgili Leylak Dalı' nın bana hediyesiydi. İlk kez Barış Bıçakçı okudum ve bayıldım. Çok güzel , içten ve sade bir anlatımla su gibi bitiverdi. Diğer kitaplarıda sırada, müthiş bir yazar, mutlaka okunmalı derim.
Ahmet Ümit' in kitaplarını hep severim." Patasana" polisiye tarzın iyi bir örneği bence. Bir taraftan tarih, bir taraftan cinayetler, bolca Fırat manzarası ve Güneydoğu yemekleri ... derken bitiverdi.
Paulo Coelho' nun ilk okuduğum kitabı Simyacı' ydı. Okuduğum dönemden mi bilmiyorum sonraki kitapları hiç o tadı vermedi. "Elif" kitabıda aynı şekilde, bitirdim ama pek tad almadım.
"İçimdeki Yangın" Kanada' dan Orta Doğu'ya uzanan bir dramın öyküsü. Bittiğinde bir süre kendinize gelemiyorsunuz.
"Kimliksiz" fimini Koca'yla merakla izledik. Sonu biraz hayal kırıklığıydı ama kurgusu güzeldi.
"Çınar Ağacı" gösterimdeyken birçok arkadaşım gidip salle sümük ağladıklarından bahsetmişti. Sonuna doğru bende de aynı durum oldu:)) Özellikle Celile Toyon' a bayıldım, çok hoştu. Aklıma "Ağaca balta vurmuşlar, sapı bendendir demiş" sözü kazındı.
"127 Saat" filmi Oskar adayları arasında dikkatimi çekmişti. Aron Ralston'un yaşadıklarından filme aktarılmış ve James Franco çok güzel oynamış. Sonuna kadar "kurtulacak" diye izledim, tabi nasıl kurtulduğunu izlerken "iyki dağcılığa merak sarmamışım "dedim.