18 Eylül

Şarkımız burada çaladursun. Şahane bir filmdi Erken Kış. Başrol oyuncularının hakkı saklı kalsın, ama asıl kahraman yol boyu eşlik eden Karadeniz manzaralarıydı. Hüzne hüzün kattı, çaresizliğe çaresizlik, hırçınlığa  hırçınlık...Çok beğendim. 
Han Kang' ın Işık ve İp' inden önceki yazımda biraz bahsetmiştim. Dün tüm gün elimden düşmedi ve son birkaç sayfayı hemen bitmesin diye Efes' i gezdirdikten sonraya bıraktım. Yürüyüş dönüşü bitirdim. 

Yazar bizi  Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasıyla başlayıp, kitaplarına doğru giden, oradan şiirlerine uzanan ve en son minicik bahçesinin yaratılma sürecinin güncesine doğru bir yolculuğa çıkartıyor.. .Yavaş, sakin, dolambaçsız dili bu yolculuğa eşlik ediyor. 
Kitap bana çok iyi geldi, belki herkes sevmeyebilir. Sayfaların çoğu neredeyse birkaç satırdan ibaret, siyah beyaz fotoğraflar var. Güneş almayan arka bahçeye küçük aynalarla ışığı taşıma fikrine bayıldım. ve şöyle diyor; Bizi ayıran şeyler saymakla bitmiyor. Yine de inatla birbirimize bağlanmaya çalışıyoruz.
Işık gibi. İp gibi.

İki gündür yağmur yağıyor, birden kışlıklara geçmişiz gibi. Biraz buruk hissettim, sonbaharı bekliyordum. Oksit sarılar, paslı kahverengiler, alev alev yanana kırmızılar. Birden ağır ve nemli gri, ruhumu da bedenimide afallattı. 
Ayağımda yün çoraplar, sonradan Bilge' ye kaptırdığım hırkamla, mis gibi domates çorbası yaptım. Biraz da sarımsaklı, kekikli ekmek kıtırdattım. Eski kaşar rendesiyle üzerine hafif bir cila...
Mis gibi oldu.
Buna da kabulüm dedim. 



 

Yorumlar

Popüler Yayınlar