28 Ağustos
Dün sabahın kör gözünde acı acı kıvamda çalan kapı ziliyle yataktan fırladım. Karşı apartmandan ilk kez gördüğüm bir hanım bizim binanın önüne park edilmiş bir aracın kaydığını haber verdi. Tabi ki tüm zillere basmış ve bilin bakalım bir tek kim cevap vermiş:( Dışarı çıktım, araba akşam kafası güzel birinin saçma bir park edişi gibi duruyor ve arkasındaki arabaya milimetreler kalmış. Efes' i gezdiren Koca' ya haber verdim. Elinde kocaman bir taşla geldi arka tekerleğe koydu, arkasında tıfıl tıfıl Efes geldi. Koca arabanın sahibini aradı, ben şaşırdım. Pek de sosyal kelebek değildir ama adamın komşularla arası daha iyi demek ki. Neyse araç sahibi sersem sebelek geldi. Aracı ilk koyduğu yeri filan gösteriyor, sonra arabayı otoparka almak aklına geldi ama tabiki de bir teşekkür dahi etmedi. Zil sesimi duymamla başımın arkasına yerleşen zonklama hissi ancak öğleden sonra, dost muhabbeti ve muhabbet eşlikçisiyle geçti. Sevgili Leylakdalı' yla buluştuk. Hafta sonu bahçeden topladığım taze fasülyeleri uzattım, o da bana bir çanta dolusu şahane kitap verdi. Yine ve yine ben karlı çıktım bu işten:)
Bugün için bir arkadaşımız stand-up gösterisine bilet almıştı. Son anda eylül ayına ertelenmiş gösteri. Ben de bu akşam için geçenlerde gittiğimiz ve sevdiğimiz bir mekana rezervasyon yaptırdım. Akşama bir miktar güzelleşebiliriz:)
Kitaba gelince aslında daha bitirmedim. Amerikan edebiyatı bana hep tuhaf hissettiriyor. Sanki kötü bir çeviri okuyormuşum gibi ama aslında biliyorum çevirinin hiç günahı yok. Kitabın en başında içine düştüğüm Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar' ını okuyormuşum hissi okuduğum bölüme kadar üstümde kaldı. Son yirmi sayfa var bitmesine ve ben biliyorum iyi bir şey olmayacak. Kötü şeylerin sıradan bir olaymış gibi anlatılması itici geliyor. Bir taraftan da ilginç geliyor mu evet geliyor ama kitabın yüz yirmi sayfa olması yüzünden. daha uzun olsaydı çoktan bir kenara atmıştım. Eser miktarada inadımı seveyim:)



Yorumlar
Yorum Gönder