13 Ağustos
Dün şahane bir gün oldu. Sevgili Leylak Dalı'yla buluştuk. Bilge' de arkadaşlarıyla buluşacaktı. Öncesinde o da benimle gelip bir numaralı arkadaşını görmek istedi. Biraz oturdu bizimle, kadeh tokuşturdu, sonra gitti. Ah be zaman, biz bu çocuğu zamanında dondurmayla oyalıyorduk:)
Erkenden uyumuşum, erkenden de uyandım. Gözümü açtığımda gün yeni ağarıyordu. Efes yanıma gelip gözlerini gözlerime dikince, hadi çıkalım dedim. Evin etrafında dolaştık, yukarıdaki parkta oyalandık. Fotoğraftaki evleri çıkartsam ne güzel olurdu derken, miyop gözlerimin fark etmediği, kadraja giren kuşu gördüm. O nasıl görüyordur dünyayı acaba, o da gün doğumlarını seven bir kuş mudur diye düşündüm. Hala güneşi arkasında doğuran karşıdaki dağların adını bilmiyorum. Gerçi bu gereksiz bir ayrıntı olabilir şu anda. Binaların yüzüne vuran gün ışığı da ayrı bir güzel. İçlerinde uykuda pek çok insan olduğunu düşününce, bu habersizlik gülümsetti beni.
Eve geldiğimizde Koca' nın demlediği kahvenin kokusu resmen kucakladı beni. Efes bana güzel bir gün doğumu verdi. Kortizol filan umrumda değil diye düşünüp, kocaman bir fincan kahve içtim. Mis gibi oldu...

Kitaba gelince hiç sevmedim. Hiç bir öykü beni içine almadı, Gosponinov romancılığıyla kalsın zihnimde. Zorlamaya gerek yok diye düşünüyorum...



Yorumlar
Yorum Gönder