26 Ağustos

Geçen hafta iki güzel film izledim. İkisini ard arda izleme planım yoktu. Tamamen tesadüf oldu, sonra fark ettimki şahane bir tesadüf olmuş. 
İlk film 2025 Japon filmi  Kokuho idi. defalarca Kült' ün film programında görmüş, bilet almaya elim bir türlü varmamıştı. İtiraf edeyim anime, manga, hatta webtoon izlerim okurum ama film denildiğinde Japon yapımları çok tekinsiz geliyor. Film çok ama çok uzundu. Aslında tam bir sanata adanmışlık hikayesi. Kakuho ulusal hazine demekmiş. Geleneksel Japon tiyatrosu olan Kabuki tiyatrosu oldukça ilginç. Tüm rolleri erkeklerin canlandırdığı abartılı makyaj, süslü kıyafetler abartılı roller ve bembeyaz zeminli makyajlı yüzler oldukça ilginç. Kendi tiyatrosu olan Kabuki ustası kimsesiz kalan bir yakuzanın oğlunda gördüğü ışıkla evlat edinip, kendi oğluyla birlikte ileride mirasını bırakmak için yetiştiriyor. Rekabet, kökler, kusursuzluk ve sanat uğruna vazgeçilenler...
Ardında 2020 yapımı Soul ' ü izledim. Niye sinemada izlememişim diye düşününce pandemiye denk geldiğini fark ettim. Hayatını müziğe adayan Joe' nun yaşadığı deneyimle hayatın anlamının büyük bir tutkudan ibaret olamayacağını fark edişini izliyoruz. Çok güzeldi, çok sevdim. Müzikler de ayrıca şahaneydi. 
Yine dönüp dolanıp hayatın sunduklarının zenginliği ve bu zenginliğin arasında (iyisi ve kötüsüyle) dengede kalabilmenin önemini bir kez daha fark ettim.

Bu arada Ağustos sıcaklarının bana bırak biraz, sal artık derken, zorunlu işin gücün üzerime yük gibi oturduğu zamanlardan geçiyorum. Bu yüzden neredeyse tüm gün çokça gönülsüz geçiyor. Geçici bir hal bu farkındayım o yüzden sorgulamadan kürek çekmeye karar verdim.
Sonbaharı dört gözle bekler oldum...


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar