1.12.2009

BİZ GELDİK


Gittik, koşturduk, abartarak yedik ve döndük. Bayramın en kestirme özeti böyle yapılabilir sanırım. Pazartesi akşam 8 ' de çıktık yola. Sabaha karşı 4 ' te Antalya' daydık. Koca çok yoruldu. Aylardır kafamızı tırmalayan bir işi halletmemiz gerekiyordu. Resmi daireler dahil, tüm işlerimizi hallettik. Perşembe öğlene kadar bu işle uğraştık. İlk gün Bilge anneanneyle takıldı, ama sonraki günler peşimizi bırakmadı. Gene şansımız yaver gitti de herşeyi halledebildik. Babamın mezarını ziyret ettik. Mezarlıkta nerdeyse yer kalmamış. Bu kadar hızla dolması insanı şaşırtıyor. Cuma akşam Sibel geldi. Havaalanında Bilge'yle kucaklaşmaları görülmeye değerdi. Elimizde antibakteriyel jeller, korka korka bayramlaştık herkesle. Bendeniz Antalya 'da 18 derecenin ardından Ankara' da ki -2' yi görünce hafiften bir burun akıntısıyla cebelleşiyorum. Koca ve Bilge iyi onlarda birşey yok. Erkek kardeşim her zaman olduğu gibi işini son ana bıraktığı için, bizle gelemedi. Bugün askerlik şubesinden evrğını alıp, yerine gidecek. Sibel' in gelişi, onun gidişi, annemin yalnız kalması derken, gene içim buruk ayrıldım. Bu arada kocayla seninkiler-benimkiler kavgası yapıp durduk. Onun tüm akrabalarında yatıya kalmamız gerekiyormuş. Saçmalığın daniskası. Ben ki annemde bile rahat uyuyamayan bir tip, kalamam öyle her yerde. Ama bu tartışmayı her gittiğimizde yaşayacağımızı fark ettim. Alışır umarım zamanla. Hiç evcilik oynayacak halim yok. Bu konuda belki çok tavırlı davranıyorum ama yanında çocukla çok anlamsız bir istek bence. Üstelik de gereksiz. Neyse artık burdayız, hayat güzel soğuk olsa da:)
Bir sürü takı dağıttım, acilen yenilerini yapıp, rafıma koymalıyım. Sevdiğim insanlara bu konuda çok bonkörüm. Takılarım el emeğim, göz nurum o yüzden sevdiklerimin boyunlarında görmek beni mutlu ediyor. Yukarıda ki fotoğrafı 10 yıl kadar önce çekmiştim. Emanet bir Zenit makinaya siyah beyaz film almıştım. O sıralar Kaleiçin de oturuyorduk. Bu karede ordan. Evlendikten sonra oraya taşındık. Kocanın babasının evi var. Alt katında biz oturduk, tam beş sene. Şuan düşününce şaka gibi geliyor. Çok ufak (60 m2) balkonsuz bir evdi. Çok mutlu zamanlarımız oldu. En güzel yanı şehir merkezinde oluşuydu.İlk zamanlarda çok kayboldum oralarda. Kaleiçi daracık sokakları, eski evleriyle, birbirine benzeyen sokak manzaralarıyla hep kafamı allak bullak ederdi. Eve geleyim derken, çok alakasız yerlerde bulurdum kendimi. Sonra koca gelir alırdı beni. Zaman gene çok çabuk geçtiğini hissettirdi bana. Bu arada ofiste hem kombi yanıyor, hem elektrik sobası ve ben hala ısınamadım:)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder