30.09.2010

İNATÇI




Bilge' yi anlatırken söyleyebileceğim en bariz özelliklerindendir belki inatçı olması. Ama bu başlıktaki "inatçı" nın onunla bir ilgisi enazından şimdilik yok. Yağmurlu ve soğuk bir Ankara sabahında, uzunca bir yazı geride bıraktığımızı hissettim. Çok sıcak olmasından sızlansamda, önüme sunduğu yemyeşil doğasını, rengarenk çiçeklerini ve masmavi gökyüzünü geride bırakarak... Sonbahar; dökülen yaprakların, eski çok eski anıların havalarda uçuştuğu, hüzün mevsimi...Herşey insanlar için değil mi? bizler için...
Bazen en neşeli halinizde kulağınıza bir şarkı gelir,i çinizde çalmaya başlar. Tüm bedeniniz, ruhunuz eşlik eder şarkıya. İnatçı bugün bana eşlik eden şarkı...
Su başında yapayalnız, bir küçük kız
içli içli ağlamaklı
anlar gibi söğütlerde, döküvermiş saçlarını durgun suya
gel seninle yüzelim biz sularda
usulca dalıp gönlümüzce
gel billur sularda yenilensin
incitilmiş gülüşlerin
gel
Biliyorum farklı değil nedenleri
ikimizin dertlerinin
kendin gibi olabilmek istiyorsun
inatçısın, ne hoşsun bu huyunla
söğütlerde senin gibi
gel billur sularda yenilensin
incitilmiş gülüşlerin
gel
gel billur sularda yenilensin
incitilmiş gülüşlerin
gel haydi sularda yenilensin incitilmiş gülüşlerin
gel
YENİ TÜRKÜ

Çok sevdiğim bir şarkıdır bu, her dinlediğimde ilk kez dinliyormuşçasına beni etkiler. İnsanların duygularını böylesine güzel anlatmaları, müziğe, şiire, öyküye, resime ve daha birçok şeye katmaları öyle güzel, öyle umut verici ki, bunu bugün gerçekten hissettim...

29.09.2010

YENİ KOLYELERİM

Bu koyeye her baktığımda gülümsüyorum. Boncukla kapladığım malzeme meşe palamudu, Bilge' ye göre "neşe palamutları":)) Antalya' da toplamıştık, nerdeyse hepsi aynı boyda, aynı kalınlıkta, hemen attık çantamıza. Tabi boncukla örmeden vernikledim, günün birinde içinden küçük bir canlı çıkabilir diye:)) Önce uzun bir kolye olarak düşünmüştüm ama sonra böyle yapmaya karar verdim...
Firuze taşı dedi satıcı ucundaki taşa. Bu maviyi çok severim, ipek kumaşa biraz metal, biraz tel ekledim...

Artan boncukları genelde can sıkıcı zamanlarda ipe dizerim, acayip rahatlatıyor. Hapishane işi denen teknikle de tığyla örüp bir kenara koyuyorum, elimde uygun renkte ipek kumaş vardı, böyle saç örgüsü yapıp, ucunu da metalle tamamladım.Bu hapishane işi dedikleri tekniği öğrenirken o kadar çok uğraşmıştım ki, en az üç günümü almıştı:)) Bir de başladıktan sonra bitirmeniz gerekiyor (en azından benim için) ucunu bir kaçırırsanız, yakalayabilene aşk olsun,tekrar söküp başlamak gerekiyor...
Bilge bu sabah"göle gidelim" diye uyandı, "göle gideliiiiim" diye gözyaşı döktü. Pazar günü götürme sözlerimiz havada uçuştu... Sonunda ya unuttu, ya ikna oldu bilemiyorum. Sadece başıma korkunç bir ağrı yerleştirmeyi başardı:(((


28.09.2010

TERAZİ, LASTİK JİMNASTİK...

Bu sene Bilge' yi kreşe gönderme konusunuda Kocayla karasız kaldık. Ofisi onun rahat edebilceği şekilde düzenledik, oyuncaklarından yatağına kadar herşeyi ayarladık. Yazı sorunsuz geçirdik, tek sıkıntımız bizi bekleyen uzun kış. Tabi bir de arkadaş grubu olmaması. Çare olarak kurs araştırmaya başladım. Bunu yaparken kızımı kurslarda helak etme niyetinde değilim. Sıkılabileceği faktörünü de düşünerek, önceliği jimnastiğe vermeye karar verdik. Dün buraya gittik.

Özellikle onun yaş grubunda, yeni başlayan yaklaşık onbeş kişilik bir gruba başladı. Tek sorun akşam 17:30 da başlıyor olması. Bir kaç hafta sonra sabah grubu açacaklar. Hocasının "hadi gel bakalım" demesiyle ayakkabılarını havaya atıp, daldı içeriye. Hopladı, zıpladı, yerde yuvarlandı. Sonra takla atıp, ayakları poposuna değecek kadar neşeli koşturdu etrafta. Bir çok çocuk tedirgin gruba katılmazken, biz iki saatin sonunda isteksiz ayrıldık salondan (şımardım mı ne) Akşam ılık bir duş almaya zorlamam işe yaramadı, "uykum geldi "diye vurdu kafayı yattı. Sabah "aaaay benim kemiklerim ağrıyooooo" dese de yarım saat sonra full enerji koşturuyordu etrafta:)) Fotoğrafları velilerin bulunduğu kısımdan hoplaya zıplaya çektiğim için pek net çıkmamış. Bir de kayıt yaptırınca forma verdiler, nasıl sevindi, nerdeyse onunla yatacaktı:))

p.s:" jimnastik" mi "cimnastik "mi anlamadım doğrusu hangisi:))

27.09.2010

HAFTA SONU...

Tüm hafta sonunu nerdeyse evde geçirdik, ama hiç şikayet etmedik. Biraz park yaptık, biraz çiçek kokladık...
Kelbek yakalmaya çalışırken, böcekelere baktık :))
Bisiklet sürdük, bol bol parkta döndük. (ben izlerken daha çok dönüyorum sanki)


Sonaharın gülleri başka bir güzel bozkırda. Renk renk gül dolu etraf...


Odasını yine toparlayamayıp, boyalara vurduk kendimizi.

Ben pazar günü semt pazarından aldığım turşuluklarla boğuştum. Biraz abartmışım evde içi boş bidon, kavanoz benzeri hiç birşey bırakmadım. Biraz da domates koyacaktım(konserve) ama yeni küçük kavanozlar almayı düşünüp bu işi önümüzdeki günlere bıraktım. Patlıcan közleyip buzluğa koymayı da ihmal etmedim. Yapılacaklar listemde bir tek kırmızı biberler kaldı. Onu da güzel biber bulamadığım için yapamadım, ama arayışım sürmekte:)) Yeni bir kitaba başladığımdan bahsetmiştim. Tom Knox' un "Yaradılış Sırrı" kitabı, elimden düşmüyor, bugün biter sanırım. Bugünlerde polisiye, cinayetler derken bir de arkeoloji eklendi böylece. "Pazartesilerden nefret ediyorum, o yüzden bugünü salı ilan ettim" diyordu Garfiled bir repliğinde (tam olarak cümle böyle olmayabilir) aynen öyle hissediyorum en azından bu pazartesi için:(((





24.09.2010

KÜÇÜK BİR KAÇAMAK

Dün Bilge'yle öğlene doğru işi astık, düştük yollara. Böyle işi astık diyince, kendimizi doğaya vurduk demek geliyor ama yaşadığımız şehir Ankara olunca bu seçenek hafta sonuna saklanıyor. Biz de Kızılay' gidip alışveriş yaptık. Önce Metro çarşısına uğrayıp eve gaz ve su aldık. Ardından otomatik makinayla kavga edip bir şişe su alamayıp, bir sürü abur cubur almak zorunda kaldık. Allah' tan Zerdali pastanesinin önününde bulduk kendimizi de susuzluğumuz giderebildik:)) Aklıma Leylak Abla'nın oranın meşhur gofretlerinden bahsettiği yazısı geldi, almazsak olmazdı:)) Bilge' nin dolabından çıkan tüm baharlıkların küçük gelmesinden ve "vaaav çok büyümüşüm yav" sözlerini takiben, ona yeni ciciler aldık. Biraz benim malzemecilere, biraz oyuncakçılara ve tabiki kitapçılara baktık. Kalabalık bir mekanda mola verip, kumpir yedik. Ayaklarımız (en azından benimkiler) zonklamaya başlayınca eve döndük. Dönerken yeni filmler almayı da ihmal etmedik. "Tinkerbell "benim çoksevdiğim bir karakter. Son macerasında küçük bir kızla tanışıyor ve onun işiyle kafayı bozmuş babasıyla. Gerisini anlatmayım çok güzeldi ve çok duygusal. "Bebeklerin ilk gülüşünde bir perinin doğduğunu " öğrendik, kimbilir belki bir gün bizi de ziyaret ederler diye konuştuk Bilge' yle:))
Kocaman bir haftayı daha geride bıraktık, hafta sonu için plan yapmıyorum. Uyandığım her güneşli gün, bana hediye gibi geliyor. Herkese güzel ve keyifli bir hafta sonu diliyorum...

23.09.2010

İZLEDİKLERİM

Yine romantik komedi:)) gülmeyi seviyorum, ama romantik de olacak. "Zoraki Koca" filmi bu açıdan benim için iyiydi. Jeffrey Dean Morgan' a bayılırım zaten, ama Uma Thurman' ilk kez komik bir film de izledim, çok başarılı buldum diyemem:(
Filmin konusu basitmiş gibi görünmese de, özellikle Frasızca şarkılar çok güzeldi.

Komik bir filmdi, çok şey beklemeden izlenebilecek bir film diyebilirim...


" Ziyaretçi" güzel, dugusal bir filmdi. Keyifle izlenebilecek katagorimde yerini buldu...



Nicolas Cage' in izlediğim en kötü filmiydi, sonunu da izleyemedim zaten, koca anlattı:((
Geçen hafta görüldüğü üzere fim izlemek konusunda tavan yaptım:)) Bu arada "Piç Fantazi" sonunda bitti, hiç bitmeyecek zannetmiştim. Paul Cleave' nin "Temizlikçi "kitabına başladım. Bir seri katilin yaptıklarını merakla okuyorum...




22.09.2010

KOLYELERİM...




Uzun zamandır firkete yapmıyordum, geçenlerde malzeme alırken bu metal pulları almıştım. Firkete yaparken en zoru ipe dizmek, sonrası keyifli tarafı. Tığ ve naylon iple minik güller yaptım hoşuma gitti, bunlara boncuktan yaprak yapıp kolyeye diktim.



Kırmızı olsun, güzel olsun:)) Dal dal dizili boncukları naylon ipe aktarma maceramı anlatmıştım daha evvel. Yaptıkça pratikleşiyorsunuz, renk renk dizili boncuklar aldım bu tarz yapmak için.




Bu da saçımın tacı efendim. Üstündeki parçayı çok uzun zaman önce yapmıştım. Elimde yumuşak deri benzeri parçalar var. Onlardan birine artan boncukalrla rastgele donattım. Önce bir gece çantasına dikeyim dedim, sonra daha belirgin birşey işlerim ona diye düşünüp vazgeçtim. Elimdeki parçayı da saçıma yapayım dedim. Metal tacı önce siyah organize kurdelayla kapladım. Bunu yaparken iki elimin baş ve işaret parmaklarını 502' yle yapıştıma başarısını gösterip bütün gün parmaklarımı hissetmedim (tiner bile işe yaramadı) Parçayı diktim ve taktım saçıma, saçlarımda kısa olduğundan mıdır ne, pek bir güzel durdu. Gece yatarken parmaklarımın eski haline döndüğünü görünce acayip mutlu oldum:))





21.09.2010

PEÇETE TRANSFERİ

Denemeliyim, deneyim derken sonunda yaptım. Çok keyifliydi, tabi ilk denemelerim olduğu için çok iyi olmasalarda beni yüreklendirdiler.
Artık evde kutu kavanoz namına ne varsa boyanıp, peçetelenecek. Tabi bir de gözüm raflarda renkli, desenli peçeteleri arıyor:))
Dün akşam yemeğini dışarıda yedik, eve gelince erkenden uyuya kadım. Bir ara paldur küldür uyandım. Gürültüyü kendim çıkarttığımı fark ettim, yandki giyisi dolabına tekme attım sanırım. Kötü bir rüya gördüm ve birini tekmeliyordum derken uyandım. Gürültüye koca da zıpladı yataktan "noluyor " dedi, ben de "yok birşey birini tekmelerken, dolaba çarptım " diyince "ha iyi o zaman " diyerek döndü yattı:)) Sabah " gece deprem mi oldu ki acep" diyince aklıma geldi, anlatınca ikimizde gülmekten kırıldık. Güzel bir sabah bugün, güzel bir kolyeye başladım. Bilge' de bisiklet sürüyor, havalar soğumadan tadını çıkartıyor:))))

20.09.2010

KEYİFLİ HAFTA SONU

Cumartesi günü şehir dışından en eski dostum olma ünvanına sahip A' yla görüştük. Üniversiteyi birlikte okuduğum, çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Daha önce bahsetmiştim, biraz dolaştıktan sonra eve geldik. Öğrenci evimden sonra,ilk kez evime geldi. Çok güzel mamalar yaptım ve "iyi bir ev hatunu" ünvanını kazandım:))
Pazar sabah bizimkilere "hadi size kahvaltı ısmarlıyorum "diyerek, soluğu Mogan Park' ta aldık. Nefis bir göl manzarası, yemyeşil etraf, doyurucu bir kahvaltı, daha ne istenir ki?

Bilge erkenden kahvaltısını yaptığı için, daha çok manzaranın tadını çıkarttı.


Etraf yeşil, çiçekler son deminde. Üstte bir sürü hatmi çiçeğine inat, gövdede süzülen bu çiçeğe bayıldım:))


Ağlayan söğütün süzülen dallarını Bilge teselli etti. "Niye ağlıyormuş ki bu ağaç" diye:))

Öyle güzeldi ki 31 dereceyi geçen sıcaklıkta, insan altındaki gölgede bir ömür geçirebilecekmiş gibi hissediyor.

Yabani otlar bile rengarenk çiçek açmıştı. Bilge' yle kitap arasında kurutmak üzere biraz topladık.
Tabi o bunlarla yetinmeyip, kuru dallar, kuş tüyleri, ne bulduysa topladı:))

Onu görmek isteyeceğim en güzel karedir bu, yeşillikle iç içe...



Bu köpüş dünya tatlısı bir köpüştü, okşadık sevdik.... beni hayretler içinde bıraktı


Kendisi sahibiyle defalarca bu kaydıraktan kaydı:)) Bilge' nin biraz daha büyümesini ve köpek sahibi olmasını istiyorum.










17.09.2010

BALKONUN SON HALİ

Bilge bu aralar sağda solda bulduğu dal parçalarını özenle boyuyor. Bu sabah da gelir gelmez başladı bu işi yapmaya. Tabi fotoğraf çekmeye çalışan anneye de dudak büzmeyi unutmadan:))
Malum sonbahardayız artık, en çok balkondaki birkaç saksı bitkimin kışa doğru, her sabah beni mutlu eden edaları kalmayacak diye üzülüyorum. Fesleğenler çiçeklerini açtı, tohuma oturunca toplayacağım.

Domateslerle fesleğenlerin arasında varlığını bile unuttuğum biberler sonunda biber verdiler. Koca gösterdi, o kadar sevindik ki:))


Son çerimizde kuru dalların arasında, minicik duruyor. Hiçbirimiz koparmaya kıyamıyoruz. Selvi boylu domates fidelerimse sonunda çiçek açtı, ama domateslerini göreceğimizden hiç umudum yok:((

Kalnchoem bu sene çiçek açmasa da, bu coşkulu haliyle, ziyadesiyle gözümü doyurdu. Kışın içeri alıyorum kendilerini.

Bebek horoz ibiklerimiz kendiliğinden çıkmışlardı. Büyüdüler serpildiler, solgun da olsa hala çiçekleri var. Bu saksı bir "ne ararsan var saksısı". Bir bezelye, biraz maydonoz ve bugün fark ettiğim küçük domates fidanları var. Uzun boylumuzda soğan:)) tohumlarını serpsin diye bıraktık.


Bu ne alaka derseniz, can sıkıntısından müzdarip bir halimde, tarafımdan yapılmış lavanta kesesi. Mis gibi kokuyor kendisi. Dün çok şikayet etmiştim yoruluyorum diye, bunlar da dinlenme çabalarım:)) Dün Bilge' yle markette tuvalet kağıtları reyonunun önünde bu müzikle dans ederken bulduk kendimizi. Reyon görevlileriyle göz göze gelince aynı anda bastık kahkahayı:)) Herkese keyifli bir hafta sonu diliyorum, neşeniz daim olsun...







16.09.2010

TAHTA BONCUKLAR VE POLİMER KİL

Bu kolyeyi dün yaptım. Tahta boncuklarım vardı, önce polimer kille kapladım, sonra üzerine çiçekler yaptım. Fırınladım, ardından vernikledim.
Bilge çok sever mor ve lila rengi dolayısıyla tüm akşam boynundaydı, ancak uyuyunca çıkartabildim:)) Döndüğümüzden beri bir koşturmacadır gidiyor, işler oldukça yoğun. Koca da yine yetişemeyeceğim endişesi, ben de onu teskin etme çabaları. Eve döndüğümüzde o kadar yorgun hissediyorum ki, yemek ardından oturduğum yerde uyuma durumlarındayım. Tabi rutini bozunca ev aldı başını gidiyor.Sabah şöyle bir baktım "bir öğleden sonralık işi var" diye düşündüm. Cumartesi arkadaşımı ağırlayacağım,o yüzden bu "öğleden sonrayı "bugüne çekmek için elimden geleni yapacağım:( Bilge' ye saat kaç olursa olsun "hadi eve gidelim" dediğim anda, kıyamet kopuyor. Başlıyor "gitmeyeceğim" demeye. Dün akşam sonunda deniz gözlükleri olmadan, bir dolu oyuncakla banyo yaptırabildim. Dün bir de ufak bir sağırlık denemesi yaptım. Mutfağı toparlarken Bilge odasından güya kıyafetlerini çıkartamadığı için "annneeeeeee" diye bağırırken, güya onu duymadığımı düşünen Koca efendinin salondan "Sevdaaaaaa, çocuğu duymuyormusun " ciyaklamaları birbirine karışıp bana doğru gelirken tıkadım kulaklarımı. Oh ne güzel oldu, bitirdim işimi. Gittim Bilge' nin yanına göz yaşlarını fışkırtıyor, giyisilerini çıkartmak için en ufak bir çabası yok "yapamıyoruuum " diyor sadece. Yalnız ne kadar sakinim inanamıyorum kendime. Tarif ediyorum böyle yapmalısın diye. Topluyoruz atı, eşeği, gergedanı ve tabiki dinazorları. "Ördek bulamadık "diye yine cırıldıyor, "baba arasın biz banyodayken"diye bu krizi de atlatıyoruz. Bilge' ye banyo yaptırıp, yatırdıktan sonra Koca' yı boykot edip kendi başıma film izliyorum "Demir Adam 2" böööğ bir film, ilkini beğenmiştim oysa, sonrası malum uyuya kaldım.Bir ara gitmişim yatağıma, hatırlamıyorum. Anne olmak, eş olmak, çalışan olmak, insan olmak ne kadar yorucu diye düşünüyorum, şöyle bir kendimi dinliyorum... dinleniyorum...

p.s: Nerdeyse unutuyordum. Sevgili Tülin hanımın bloğundan öğrendim, Türk Böbrek Vakfı'nın yardım kermesi var. Son gönderim tarihi 30 Eylül. Detaylar orda yazıyor. Ben de kendimce ufak bir paket yapıp yolladım. Yardım sever arkadaşlara duyurulur.


15.09.2010

SONBAHAR

Kocaman bir yazı bıraktık geride, sonbaharı ufak ufak hissetmeye başladık özellikle sabahları. Pantolonlar, uzun kollular çıkmaya başladı dolaplardan. Hüznün mevsimi sonbahar hele de benim gibi sıcak sever birisi için. Ama bozkırda sonbaharın daha güzel olduğunu önceki sene fark ettim. Yaprakları sarıdan kırmızıya renk değiştirirken seyretmek gibisi yok.
Bilge tabi bu işten pek mutlu değil. Çorap giymekten, Ankara' da deniz olmamasından şikayet edip duruyor. Bir de sünnet mevzumuz var, ona hiç girmeyeceğim (komşu oğlu sünnet oldu da)

Hazır havalar iyice soğumadan, dışarıda bol bol vakit geçiriyor. Dün akşam daha evvel yarısını seyrettiğim Beethoven' ı Anlamak filmini izledim. Doyumsuz bir müzik ve muhteşem oyuncular...
Ardından kanallar arasında zaplaşırken Erkan Oğur 'la yapılan bir söyleşi proğramına takıldım. Bir insan bu kadar yetenekli, bu kadar duygusal olup, bu kadar da naif mi olur. Tadı damağımda kaldı buyrun burdan. Dün malzeme almaya gittik Bilge'yle. Şimdi dün aldığımız ahşap çiçeği boyuyor:))