26 Eylül
Sabah ilk hissettiğim soğuktu. Hava nasıl bu kadar soğudu yahu. Burnumun ucu buz gibi. Dün de öğlene sıcak olur diye gittiğim Kızılay' da dondum, kendime hırka aldım:) Neyse gururumu bir tarafa bırakıp kombiyi açtım. Efes'i hazırlayıp yürüyüşe çıkarttım. Aslında o beni çıkarttı diyebilirim. Parkta kimse yok ne güzel derken Kolaadam' ı gördüm. Otuzlarındadır diye düşündüğüm siyahi bir adam. Kolaadam adı sabah erken saatte kocaman bir şişe kola ve bir paket sigarayla akşama kadar aynı yerde oturmasından kaynaklı. Parka yakın oturanlar tüm gün oturduğunu söylüyor. Görüp kafamda hikayeler kurgulamadığım tek tük insandan biri. Hikaye yazmaya başlarsam hepsi dramanın dibi olacak gibi geliyor. Onun seçtiği yolu seçip, görmezden geliyorum...
Güneş pek güzel. Banka oturduk Efes'le, Gülümseyen çoraplarımı göreyim diye pantolon paçalarımı kıvırıyorum. Yol boyu çoraplarıma bakıp, gülümsemek hoşuma gitti.
Geçen gün darmaduman oldum. Efes'in idrarında kan gördüğümü düşündüm. Panikten boğuldum, korkudan titredim. Bu kadar korkmak daha çok korkuttu beni. Her şeyi tekrar yaşayacağımızı düşündüm, hazırlıksız oluşumu fark ettim. En çok soğuk kanlılığımın bir anda akıp gitmesi ve saf korkuyla kalmak ödümü koparttı. Anlatmak çok zor, yazmak daha da zor. Efes toparlanalı üç yıl oldu, çok kötü halini tekrar yaşamadık. Tamamen iyileşmediğini bilsem de, dipte bir yerlere atmışım. Sonra hissettiğim korkuyu tek tek bedenimde taradım. Ayaklarım yerde ama havada yürüyormuşum, kanım çekilmiş gibi. Midem ağzımda, mide asitim fokur fokur, kustum kusacağım. Ellerim titriyor, çok korktum. Kalbim hızlı atıyor, nefesim hızlandı, kasıklarım ağrıyor... Bu taramayı yaparken yavaş yavaş nefesim düzeliyor ardından diğerleri. Bedenim kaç halinden kala dönüyor. Efes' in ilacını verdim, yeterince var mı diye kontrol ettim. Gözüm üstünde, horlamaya başladı, çok şükür. Acil durum veterineri bulmam gerek. İki yıl evvel veterinere gitmeyi bıraktık. Böyle yazınca delice geliyor. Fakültesinden özeline o kadar çok veteriner gezdik ki, köpekte bizde helak olduk. Bilge' ye Almanca dersi veren hanımın bahsettiği iyi bir veteriner varmış, Bilge bugün bilgilerini alacak. C vitamini sipariş ettim bugün gelecek. Bir daha kan görmedim. O kadar korkmak beni çok korkuttu. İki gündür sersem gibiyim, Gülümsemek için çoraplarımdan bile medet umabilirim. Dün Leylakdalı ve Bilge' yle dışarıdaydık, onlarda iyi geldi, bin şükür.
Parkatan dönüşe geçtik, elimi burnuma götürdüm hala soğuk...
Koca fındık hasatına gitti. Babası çocuklarına fındıklıkları paylaştırmıştı bir kaç yıl evvel. En küçük çocuk olduğundan sanırım, en minnak ağaçların olduğu kısmı bizimkine vermiş, uzunca süre dalga geçmiştim. Ahir ömrümüz yeter mi burada fındık görmeye diye... (kendime not, toprakla doğayla dalga geçmek yok)
Gözüme sokmak için iki gündür ağaç fotoğrafları yolluyor, deli bir hasat çıkmış bu yıl . Alıp getireceğim diyor. Yahu dağıtabileceğimiz o kadar arkadaşımız bile yok diyorum, inat etti satmam getireceğim diyor. Şaka gibi bu adam:))
Neyse en büyük derdimiz fazladan fındıklarımız olsun değil mi...




Yorumlar
Yorum Gönder