03 Ekim


Dün kitabı bitirdim. Daha evvel okuduğum kitaplarının aksine yavaş yavaş, durarak ve nefes alarak uzunca bir okuma oldu Arundhati Roy' un Sığınağım ve Fırtınam kitabı. Kitaplarını neden çok sevdiğimi bu kitapla daha çok anladım. Coğrafya kader midir, evet çoğunlukla kaderdir diyebilirim. Bu kadere boyun eğmeyen kahramanlar sırasının en başına oturttum Arundhati' yi. Edebiyatçı tarafına hayran olduğum bu kadının aktivist tarafıyla tanışmak heyecan vericiydi. Üstelik erkek egemen toplumun en fena coğrafyasında dimdik ayakta kalması gerçekten inanılmaz ve umut verici. 
Annesiyle ilişkisi beni darmadağın etti, son anlarında ve ardından yazdıkları çok düşündürdü. Jhon Berger' le dostluğuna bayıldım. Onun için ;Dinleme Biçimleri adlı bir kitap da yazabilirdi. Bütün bedeniyle dinliyordu. Sanki benim sözcüklerim yağmur, o da toprakmış gibi. Her şeyi içine çekiyor, her damlayı topluyor, kesinlikle hiçbir şeyi kaçırmıyordu. Dinleyen gözleri yüce dağlardaki göller gibiydi. Bu aşktı, karşılayacak başka bir söz yoktu. O dinginlik, dikkatindeki o nitelik, doğduğu andan itibaren cep telefonlarına analarının memesi gibi yapışan şu dijital çağ insanoğlu için mümkün bile değildir diye düşünüyorum. Bu bir kuşak sorunu. Sanırım sonsuza kadar yok oldu... 

Haklı olduğunu biliyorum, acıtan bir gerçek bu, ama yine de üzülmeden edemiyorum.

Bugün otuzüç yaşına girecek genç arkadaşımın doğum gününü kutlayacağız. Vegan ve hipoglisemik olduğu için hiç riske atmadan, pastasını almak için öğleden sonraya  sevdiği pastaneye uzun bir yürüyüş planlıyorum . Akşama da yer ayırttım, hepimizin sevdiği bir mekanda. Tüm bedenimle ve zihnimle dinleyemeye çalışacağım etrafımı, bazı kısımları sıkıcı olacak biliyorum ama olsun...


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar