31.08.2012

BU ARALAR ATÖLYEDE

 Cumartesi günlerim benim için çok kıymetli biliyorsunuz. Özelikle resim çalışmaya başladığımdan beri daha da kıymetlendi. Bilge'yle birlikte koşa koşa kapıdan içeriye girip sınıflarımıza yollanıyoruz. Bu aralar farklı denemeler yaptığımızdan bahsetmiştim. Bunlar ilk denemelerim. Önce küçük iki tuvale çalıştım. Akrilik ve yağlı boya bir arada kullandım. 1965 yılı gazeteleri vardı hocamda, onlarla kolaj yaptık.
 Sonra büyük iki tuvale çalışalım dedik. Bunlar aslında daha bitmedi. Ama itiraf edeyim bu tarz çalışmak çok zor.
 İnsan belli bir süre sonra keyif almaya başlıyor. Ben özellikle çok gerildim yaparken, sonlara doğru yaptığım içime sindi.
Ve tabi ki papatyalarım onları yapmayı çok seviyorum.(buda henüz bitmedi) Her işim yarım diye düşünmeyin birkaç resim birlikte çalışmak daha verimli oluyor.
Bugün güzel bir buluşma yapacağız dönünce ayrıntıları yazarım.

29.08.2012

YENİLER

 Tembelliğimin son demlerini yaşadığımı hissediyorum. Okullar açılınca ben de normal düzenime gireceğim diye umut ediyorum. Bu arada yinede boş durmayıp bir şeyler üretmeye çalışıyorum.
 Üstelik bu üretme çabalarım Bilge'nin bitmek tükenmek bilmeyen soruları ve malzemelerimden araklama çabaları eşliğinde oluyor:))
Hiçbir şey bulamazsa okuduğum kitapta nelerden bahsedildiğini sorup duruyor. Eğer sanat kitabı (bol resimli kitaplarsa) alıp eline kitabı ukala ukala bakıp, "renkleri güzel kullanmış" şeklinde yorumlarını ekliyor:))
Beni her sabah ofise gitmemek için ayartmaya çalışması ise cabası zira çoğu zaman işe yarıyor. Dünde öyle bir gündü, önce pazarlık yaptım "bir yere götüremem seni" dedim. "Olur" dedi itiraz etmeden. O kesip, boyayıp yapıştırırken, ben de  "Yalnız Kadınlar Sokağını" okudum. Geçen ay Maeve Bınchy'nin hayatını kaybettiğini duyunca onun hiç kitabını okumadığımı  fark edip, son kütüphane ziyaretimde bu kitabını ödünç aldım. Kitap bitti ama artık bu tarz kitaplar bana keyif vermiyor. Bugün Sait Faik',n "Lüzumsuz Adam" ına devam ediyorum. Ayrıca Goya ile ilgili bir kitabında son sayfaları kaldı. Okuduğum her ressam hayatı beni gerçekten etkiliyor. Bunlardan da bahsedeceğim. Bu sabah aklıma süper bir bileklik fikri geldi bugün birazda onunla ilgili çalışırım diye düşünüyorum. Dün ayrıca vişne suyu yaptım, bir yudum tadına baktım. Sabah güzel bir bardakta fotoğraflarım diye düşünürken Sevgili Kocam ve kızım akşam hüpletmişler, bana boş sürahi kalmış:((

27.08.2012

HAFTA SONU


Pazar sabahı önce ben uyandım. Dolabı kolaçan ettim. Markete inmeme gerek kalmadığını görünce pek sevindim. Hemen kahvaltı hazırlığına başladım. Önce Bilge uyandı, bana yardım eder diye pek heveslendim, ama o poposunu dönüp gitti, tv.nin başına kuruldu. O kadar gürültüye Koca uyanır zannettim ama güç bela ben uyandırdım. Üstelik kalkarken ciddi pazarlık yaptı "her şey hazır mı" diye. Neyse sonunda ailesini doyurmaktan memnun anne havasında bulaşıkları toparladıktan sonra, salondaki koltuğuma kurulup tam kitabımı almıştım ki  Bilge" hadi balık yemeye gidelim" dedi. "Daha yeni kalktık sofradan" lafım ancak on sayfa okumama yetti. Üstelik kağıt helva arası dondurma bile hatuna yetmedi. Doğru Gölbaşı'na bizim Rizeli' lerin yerine gittik . Kocaman bir Alabalık yedi. Bizse yarım porsiyonla tok midemizi doldurduk. Ardından Mogan'a indik. Hava gerçekten çok sıcaktı. Bilge biraz tekerlekli patenlerle kaydı. Dayanamayıp koca bir salıksöğütün altına çimlere attık kendimizi. Arka tarafta sakallı, şalvar vari pantolonlu kalabalık bir grup amca serilmiş yemek yiyordu. Sonradan balıkçı olduklarını anladım. Bize de kavun ikram  ettiler. Akıta akıta yerken   bir dilim kavunu "aslında memlekette herkes bir biriyle mutlu mesut yaşayabilir" gibi düşünceler geçti aklımdan.(bir dilim kavun nelere kadirsin!!!)  Ağacın  altına iyice yayılıp kitap okumaya başladım. Koca dizlerime yattı, kızçe bizi fotoğrafladı. Bir de etrafta ne kadar dal, çubuk varsa kış hazırlığı misali topladı. Zor ikna ettik eve götürmemek için:)) Bir daha ki sefere popomuzun altına serecek bir şey getirelim diyerek kalktık. Arabamızı park ettiğimiz yeri önce kaybedip, sonra bularak pek sevindik. Dönüşte Koca'nın yeni bir yer açan arkadaşına uğrayıp "hayırlı olsun "dedik. Son tiramusu Bilge'ye kısmet oldu, bana onu izleyip soda içmek kaldı. Koca'da bir demlik çayı bitirdikten sonra eve doğru yollandık. Salondaki sevgili koltuğuma oturup, kitabımı okurken uyuya kaldım.
Umarım sizin hafta sonunuzda bizimki kadar keyifli geçmiştir...

24.08.2012

HERKES HERKESLE DOSTMUŞ GİBİ...

Yolda okumaya başlamıştım Barış Bıçakçı' nın bu kitabını. Dün bitirdim yine çok güzel ve çok etkileyiciydi.
Ben susayım arka kapak anlatsın size kitabı;
"Tuhaf bir oyun oynuyor sanki insanlar. Birinin öyküsü sürüp giderken, bir hayat devam ederken, yanından geçen, oralarda bir yerde gezen bir başkasına, "öteki" hayatlara ilişiyor gözümüz, gönlümüz. En derin, en gizli, hem de en sıradan öyküler bunlar. Öyküler örüldükçe sesler, görüntüler, hareketler, insanlık halleri çoğalıyor. Hiçbir ses, hiçbir görüntü bir diğerini örtmeden, boğmadan, birbirine ilişmeden...birbirine destek olmadan.
Aynı zamanda bir Ankara romanı bu...Sakarya Caddesi, Yüksel Caddesi, Gar, Ulus,İsmetpaşa Mahallesi, Kale, Bahçeli, 1. Cadde, Kumrular, Tunus, Tunalı, Kuğulu Park, Güven Park, Gençlik Parkı...Hiçbir insanın sıradan olmadığını gösteren öyküleriyle, sıradan insanlar.
Okudukça, körelmiş olan tüm duygularınızın yeniden hassasiyet kazandığını fark ediyorsunuz. Buna seviniyorsunuz. Çok seviniyorsunuz. O sevinçle baktığınızda içiniz de sızlıyor, bu dünyada her şey niye "böyle", diye...
Şair elinden çıkma bir roman."
Söylediğim gibi ben çok beğendim, okumadıysanız mutlaka okuyun derim.

22.08.2012

BİZ GELDİK

 Cuma sabaha karşı kalktık, düştük yola. Öğlen Antalya'daydık. Kız kardeşimde İstanbul'dan gelmişti. Kısada olsa hep birlikte olduk, bayramı geçirdik. Bilge havalara uçtu. Bayram günü hariç her gün denize gitti.
 Gündüz gidemezse gece gitti:))
Sabah uyanınca önce kaç günümüz kaldığını sorup, sonra denize gidelim diye tutturdu. Şuan renk değiştirmiş durumda, kapkara bir kızçe oldu. Dün sabah dönüş yoluna çıkmadan önce uzun uzun pazarlık ettik, o yüzden ağlamadı. Yolda genelde uyurdu, bu sefer gözünü bile kırpmadan geldi Ankara'ya. Oradayken yol gözüme büyüyor ama gelince "sabah oradaydık, akşam burada Allah daha uzun mesafeler koymasın aramıza" diye düşündüm. Annemi yalnız bırakıp geliyorum diye hep üzülürdüm ama bu sefer teyzemler de geldi.Altı hafta birlikteler, o yüzden daha rahattım. Bilge denize teyzesiyle ya da babasıyla gitti. Ben bir tek bu fotoğrafları çektiğim akşam gidebildim. Annemle birlikte zaman geçirmeye özen gösterdim. İyide oldu.
Akşamı evde çoğunu giymeye zamanımız kalmayan valizden çıkarttığım kıyafetleri yıkamakla geçirdim. Her seferinde bunu yapıyorum. Bu sabahta ofise geldik, işleri biraz toparlayayım eve gidip temizlik yapacağım.
Güzel günler diliyorum hepinize...

15.08.2012

SABIR


Bilge bu günlerde çok sabırsız. Bayram için Antalya' ya gideceğiz, "hemen gidelim "diye söylenip duruyor. İşleri yoluna koyup gitmek gerekiyor, o kadar yoğun ki bu aralar, gel de bunu Bilge'ye anlat.
Çocuk olmak ne güzel, böyle heyecanlarla dolmak. Ne kadar uzak geliyor böylesi sevinçler bana, bazen kendimi taş misali hissediyorum. Babamı kaybettiğimizden beri böylesi günlerde anlamını kaybetti benim için. Eski günleri düşünüyorum, ne yaparsam yapayım tekrar yaşayamayacağım günleri...
Neyse boş verelim bunları. Bu kolye yeni bitti. Yine metal aparatın içini polimer kille doldurup, minik güller yaptım. Yazmanın kenarlarını tığlayıp, ucu buna taktım. Bu şirin kolye çıktı ortaya, zaten bugünlerde benden farklı bir şeylerde çıkmıyor...

14.08.2012

SALKIMSÖĞÜTLERİN GÖLGESİNDE

Hiç bilmediğim bir yazar, adını duymadığım indirimden acelece aldığım bir kitap. Öyle güzel bir kapı araladı ki bana anlatamam. Şiirin büyülü dünyası düzyazı olarak akıp gitti. akıp gitti diyorum dün öğleden sonra başladım ve bitirince bırakabildim.
"...Aslında, hep çocuk kalmalı şiir. Avuçlarında ezik bir şeker, yanaklarında tozlu yaşlar ve yüzündeki mahzun gülümsemeyle, pencereden bakan öksüz bir çocuk olarak kalmalı. Korkmalı gök gürültüsünden, tabancadan, kara örümcek ile perili köşkten. Dili peltek, çorabı düşük, tekir kedisi kaçmış olmalı evden. Eğilip denize dokunmalı, düşlerinde yol alan köpüklü bir yelkenden.
Ölecekse de şiir, yaşlanmadan ölmeli. Yaşı belirsiz olmalı, aynı annem gibi. Hiçbir ayna kırığına basmadan daha, tutunup rüzgârın ipine, limon kabuğu kokan camdan bir dünyaya kayıvermeli. Kış odasına geçercesine, tüylü terlikleriyle sessizce. Eğer sonunda, ölecekse şiir de, buz tutmuş çığlığı yükselirken göklere, gecenin kanı sürülmemeli saçlarına boş yere."
Bu satırlar altını çizdiğiklerimden sadece bir kısmı. Çoğu satırları tekrar tekrar okudum. Başucu kitaplarımdan olacak buna eminim. 

13.08.2012

HAFTA SONU

 Hafta sonuna doğru Bilge'nin kuzenleri geldi. Onları misafir ettik iki gün. Pazar günü kara bulutlarla uyandık.
Bana kalsa burnumu bile dışarı çıkarmaz, kitabıma gömülürdüm ama geçen haftada dışarı birlikte dışarı çıkmadığımız için haksızlık yapmayalım dedik. Hanımefendi Gölbaşı'na gidelim dedi. Önce o tarafta çok sevdiğimiz bir müşterimizde balık yedik. Bilge kocaman bir alabalığı sildi süpürdü:))
 Ardından Gölbaşı' na geldik. Hava yağdı yağacak. Bu arada bizimkiler niyeti bozdu gölde deniz bisikletiyle gezme niyetindeler. 
Biz gölün kenarına ulaşamadan yağmur başladı. Bir çardak altı bulduk ıslanmadık. Bu arada Bilge sabırsız "hadi gidip binelim" diye tuttururken gölün kenarındaki kalabalığı fark ettik. Derken polis, ambulans ve itfaiye geldi. Anladığım kadarıyla biri göle girmiş ama geri dönmemiş. Bu manzarayı Bilge görmesin diye hemen oradan ayrılıp arabamıza doğru ilerledik.
 Bilge acayip bozuldu, bir sürü soru sordu ve suratını sallandırdı. Tam o sırada bir çığlık atttı. "Anne bak bak"
 Eğilip baktım çamurlu pis suyun içinde bir sürü kurbağa. O kadar sevindi ki onları görünce uzun süre onları izledi. Yüzüne tekrar neşe geldi. Etrafta yağmur ve toprak kokusu, arada kendini gösteren güneş yavaş yavaş bir mevsimin daha sonuna geldiğimizi işaret ediyordu. Bizde etrafa bakarak evimize geldik.

9.08.2012

BONCUKLARIM


O kadar uzun zamandır elime almıyordum ki. Biraz karıştırdım, ışıl ışıl, renk renk, bir sürü boncuğum olduğunu gördüm. "Düşüş (The Fall) " filmini izlerken boncukları dizdim. En sıkıcısı bu dizme işlemi. Üç küçük kum boncuk, bir büyük boncuk. Öbür gün "Oliver Twist" i izlerken de, önce bilekliği, sonrada kolyeyi ördüm. Örgü hapishane işi. Hiç papağanım kalmamış, onlarıda alınca takacağım.
Günlerdir Bilge'nin okul kaydı için uğraşıyoruz. Bilgisayar eşleştirmesi yapılmamış. Okula oradan İlçe Milli Eğitim' e, oradanda İlçe Nufusa gitmek zorunda kaldık. Sonuç yok, sistem kapalı, kayıt yaptıramadık. Herkes herşeyden bir haber. Beklememizi söylediler birde "panik yapmayın nasıl olsa yerleştirilir bir yere" dediler pişkin pişkin. Niye böyle saçmalıklar bizi buluyor anlamıyorum.

8.08.2012

HAVADA BULUT

Hafta sonu aldığım kitaplardandı "Havada Bulut". Hemen başladım, hemen bitti. Takıldım birçok cümleye, aldı götürdü beni.
"Bulut suda sallanıyordu ama, hâlâ ordaydı. Görüyordum onu.Kulübeden içeriye deli gibi girdim. Anam, çamaşır teknesinden ellerini çıkarıp şaşkın şaşkın bana baktı. Ben, kulübemizin tek odasının ortasına iki elimle sıkı sıkı kavradığım kovayı bıraktım.
"Bulut anam," dedim "Bulut"
Annem aptallaşmıştı:
"Hani nerede?"
Eğilip ikimizde kovaya baktık.
Tavanın is bağlamış saclarından su simsiyah kesilmişti.Saatlerce beni susturamadılar...."
Arka kapakta Nurullah Ataç' ın şu cümleleri var " ... Bir adam Burgazadası'nda oturmuş, düşleri, anıları karışıyor birbirine, çocukluk, gençlik, yaşlılık yılları karışıyor birbirine. birtakım insanlar var hikâyelerinde, onlarda karışıyor birbirine, öyle yerler oluyor, anlatılan kişilerle, anlatan kişileri seçemiyorsunuz birbirinden..."
Yine arka kapaktan:
"haksızlıkların olmadığı bir dünya...İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya... Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı...Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya..."
Ne diyelim "amin" diyelim. Kitap güzel okumadıysanız okuyun derim. Bu arada dün duyduğumdan beri, kendimi hem kırgın, hem çok kızgın hissettiğim haberi paylaşmak istiyorum. Ankara Resim Heykel Müzesi' nden çalınan yüzlerce eser olduğu ortaya çıktı. Böyle bir şeye nasıl olur, aklıma gelen, lügatımda bulunan tüm küfürleri sayıyorum bu vicdansızlığı yapanlara. Bu nasıl sahip çıkmama, bu nasıl tedbirsizlik, bu nasıl insafsızlıktır...

7.08.2012

YENİLER


Bu ara elimden çıkanlar bunlar, yavaş yavaş da olsa, seriyi tamamlamaya başladım.
Birkaç gündür serinleyen hava ve her zaman gördüğüm leylek yuvasının boş olması, yazın bitmeye başladığının mı göstergesi?

6.08.2012

HAFTA SONU

 Cumartesi günü o kadar yorulmuşum ki, tüm pazar gününü evde geçirdim. Evde de boş durmadım. Kışa hazırlık çalışmalarına devam ettim. Patlıcan, kabak, biber ve domates kurutmaya başladım. Baştan başlayım. Cumartesi sabahtan akşama kadar atolyedeydik. Kolaj çalışmamın boya akıtmalarını Bilge yaptı:))
 Sonra kitapçı ziyereti yaptık. Sait Faik' ten iki kitap, Evlerin Yüreği ve Dali  kitaplarını aldım.
 Bunlarda sahaf ganimetlerim.
 Daha önce iki tane almıştım
 Bu sefer sahafın elinde olan diğer dokuz taneyide aldım. Çok güzeller.
Gelip gidip onlara baktım tüm hafta sonu.
İlk kez ekmek pişirdim.Hep aklımdaydı ama bir türlü cesaret edemiyordum. İlk denememi hazır köy ekmeği karışımıyla yaptım. Çok güzel oldu. Evi mis gibi ekmek kokusu sardı. Bundan sonraki denemelerim için baya cesaret verdi:)) üstelik bizimkilerde afiyetle yedi.
Tüm pazarı evde geçiren sevgili Koca bu durumdan çok hoşnuttu. Bilge biraz şikayet etti, onada gökyüzüneki kara bulutları gösterince itiraz etmedi. Market  ve pazar alışverişime bile katılmadı ikisi. Ama iyi oldu elime ayağıma dolaşmadılar. Aslında yazdıklarımı okuyunca çok da dinlenmediğimi fark ettim ama olsun verimli oldu.  Sabah erkenden kalkım, altı kilometre yürüdüm. Eve gelip bizimkileri uyandırıp doyurduktan sonra ofise geldim. İşlerimi toparlayım dün yarıladığım Sait Faik Abasıyanık'ın "Havada Bulut" kitabını bitirmeyi planlıyorum. Birde resim hocamın verdiği ev ödevi var ona çalışacağım.
İyi bir hafta olsun hepimize...

3.08.2012

KÜÇÜK KAÇAMAKLAR

 İki gün küçük kaçamaklar yaptık Bilge'yle. Önceki gün akşam üzeri sıkıntıdan oflayıp puflarken Bilge'ye "nereye gidelim" diye sordum. Bu sorunun cevabı yaz kış hep aynıdır, "Kuğulu Park' a gidelim"
 Akşam üzeri havuzunda verdiği serinlikle, çok keyifliydi Kuğulu Park.
 Ben fotoğraf çekerken, Bilge kuğuları ve kuşları besledi.
 Park çok kalabalıktı, bizim gibi sıcaktan bunalan ,çocuğunun elinden tuup gelmişti.
Havuzdan yukarı doğru fışkıran suların arasından geçen güvercinler, altında dolaşan kuğular çok güzeldi.
 Hiç doymayan bu obur güvercinler,
 birbirlerini eze eze atılanları yemeye çalışıyorlar.
 Parktaki oyuncaklarda bol bol oynayan Bilge'yi hava kararırken eve gitmeye ikna etmek zor oldu.
Her zamanki gibi" yine çok az kaldık yaaaa" diye gitmek istemedi.
Dün sabah ikimizde çok geç uyandık. "Bugün işe gitmeyelim" dedik. Evde tembelliğin dibine vurduk. Bugün paşa paşa işe geldik, birikmiş işler var, şimdilik onlarla uğraşıyorum ama ilerleyen saatlerde ne yaparız hiç belli olmaz:)))

1.08.2012

SABAH SOHBETİ

Sabah sabah kimi buldum sohbet etmek için dersiniz? Sabah kalktım altıbuçuk gibi, düştüm yola. Yürüyüş yaptığım yere doğru giderken köşedeki binanın yıkıldığını fark ettim. Ne vardı burada daha önce diye düşünürken hatırladm. Ufak bir bakkal ve her daim tesbih çeken amcalarla dolu bir kahve vardı. Nereye gidiyor artık amcalar acaba? Bulmuşlardır bir yer, benim bildiğim enaz iki yer var oraya yakın. Ama yazık senelerin alışkanlığı vardır belki, oturduğun masanın, sandalyenin, gördüğün manzaranın alışkanlığı. Aman neler düşünüyorsun, alışırlar, insan nelere alışmıyor ki... O zaman fark ettim sabahları kendimle bolca konuştuğumu. Düşünmeden, hesaplamadan, çekinmeden. Yanında birileri varsa kendinle bu kadar keyifli konuşamıyorsun zaten. İşin büyüsü yalnız olmakta. Sohbet nereden başlayıp nerelere gidiyor hiçdikkat ettiniz mi? İnsan kendine daha samimi oluyor sanırım. Ne kadar bağırsa, ne kadar küfretse sorun olmuyor. Bir gün önceden ya da akşamdan takılmış bir konu yoksa gündemimde, başlıyorum gördüklerimle ilgili konuşmaya. Kulplar da takıyorum, öykülerde uyduruyorum, biliyorum ki bunları başka birisiyle konuşsam bu kadar keyif vermeyecek.  Sabah yürüyşleri özellikle bu sohbetlerle daha kıymetli oldu benim için. Üstelik bu sabah üşüdüm ve dedim ki "hım hava normale dönüyor sanırım".
 Fotoğraf ne alaka derseniz Sinop' ta çekmiştim, güzel bir kare diye düşündüm.
Burası kalabalıklaşmaya başladı, hadi ben kaçayım:))