07 Şubat


Akşam çok keyifli bir konsere gittik. Eski şarkılara eşlik ettik. İçimde o kadar çok şarkı yaşadığını fark etmek hem şaşırtıcı, hem sevindirici oldu. Bu arada Bilge' nin  eşlikçiliği ayrı bir keyif verdi. Sürekli aaa bu şarkıyı da biliyor musun? dedim durdum:)
Sabah günü planlarken karnımdan kasıklarıma doğru giden hissiyattan regl olduğumu fark ettim. Tüm planlar iptal. Yorganın altından hiç çıkmasam mı? Yok çok işim var. Ağırdan alırım, az ışıklı soğuk bir kış günündeyim. Üstelik hafta sonu:) 
Bazen bazı kavramlar, şahane cümlelerle karşıma çıkıyor ve ben büyüleniyorum. Kış yorgunluğu en son önüme çıkıp beni oldukça etkileyen bir kavram oldu. Takip ettiğim bir platformda şöyle diyordu; kışın bazı günleri...uykun var ama dinlenemiyorsun, hiçbir şey yapmak istemiyorsun. Bu "tembellik" değil.
Kış yorgunluğu çoğu zaman şudur; Bedenin ve zihnin azaltma ihtiyacı. Daha az ışık, daha az hareket, daha az sosyallik. Biz ise genelde kendimize şunu söylüyoruz; ne kadar dağıldın, herkes çalışıyor sen niye böylesin? Bunu da beceremedin... Ve yorgunluğun üstüne bir de kendini hırpalama yorgunluğu ekliyoruz. (alıntılar Mindoor' dan)

Aslında güneş ışığının azalmasıyla d vitamini dengesinin değişmesi, soğuktan daha az dışarı çıkılması, hareketsizliğin artması, beslenmenin daha ağır, daha karbonhidrat ağırlıklı olması ve en önemlisi karanlık kapalı, kısa günlerin psikolojik etkisi..
Ne yapmak lazım ? yazının sonunda beni etkileyen bölüm de kabul evresi var,  şöyle diyor "zorlanıyorum" " bu insani" "kendime nazik olabilirim" 
evet tüm kapılar kendine şefkate çıkıyor. En kolay kendimize kızıp yargılarken, kendimize iyi sözler söylemek, pamuklara sarmak neden bu kadar zor. Aslında üzerinde çalışılması gereken konular bunlar. Hadi ben kendimi seveyimle olmuyor. Ne zihniniz, ne bedeniniz buna inanıyor. İlmek ilmek işlemek, düşünmek, düşünceyi harekete dökmek gerekiyor. Hiç kolay değil, ama imkansız da değil. 
Gidip ıhlamur demleyeyim...

Yorumlar