11 Şubat
Dün sabah erkenden Bilge'yle yine dişçideydik.Önce beni aldılar. Kalan diğer dişimin kanallarının dolgusu yapıldı. Sonra Bilge iki dolgu için geçti. Onu beklerken kitap okudum, kulaklığımı almamışım, sosyal medyada dolandım. Yaşlıca bir hanım geldi, dişçi korkusu üzerine sohbet ettik. Sonra kliniğini birkaç bina ötesinde ki sinema salonunda Yürüyen Şato filminin gösterimde olduğunu gördüm. Hemen iki bilet aldım. Bilge çıktı, haberi verdim pek sevindi. İkimizde ağzımız anestezili, ilk defa gittiğimiz Kült Kavaklıdere Salonu' nda aldık soluğu. Mekanı çok beğendik. Çok ferahtı.
Miyazaki' nin kötü bir işini görmedim. Disipline ve sanatına çok hayranım. Düşünsenize film 2004 ' de ilk kez gösterildiğinde ben Miyazaki' den bihaberdim. Bilge henüz doğmamıştı. Beyaz perdede izleme şansımız olmamıştı:) En az beş kez izlemişimdir ama insan her izlediğinde , bambaşka bir film izlediği hissine kapılır mı? Dün izlerken bunu düşündüm, filmi ilk kez izlemişim gibi hissettim. Bilge' de aynı şeyleri söyledi. Filmin ikinci yarısında patlamış mısır bile yedi:) Sinemanın büyülü etkisi mi, Miyazaki' nin eşsiz yeteneği mi? Belkide ikisi birlikte böyle bir etki yarattı. Bir dahakine Ruhların Kaçışı filmini izleyeceğiz.

Yorumlar
Yorum Gönder