25 Şubat

Aslında yalnız gdecektim filme, Bilge' nin dersi son anda iptal olunca ona da bilet aldım. Ruhların Kaçışı' nı da birkaç kez izlemişimdir. Bana Miyazaki' nin filmleri arasında en tekinsiz gelenidir. İzlerken ben anlamadan gözümün önünden kayar gibi gelir. Dün beyaz perdede izlerken biraz daha oturdu her şey yerli yerine. Aslında ciddi bir sistem eleştirisi. Anne babanının açgözlülükleriyle aniden domuza dönüşmesi, Chihiro' nur isminin alınması, kimliğini kaybetmesi, Chihiro'nu beceriksiz, sarsak hatta korkak tavırlarının ailesi olmayınca nasıl öne çıktığı ve en ilginç karakter Yüzsüz'ün bulunduğu ortama göre şekil alması, yemesi yutması tükürmesi. Lakin Chihrio ona sınır koyunca sakinleşmesi...Bir sürü dokunaklı sahne var, ürkütücü sahnelerin yanında. Hikaye umutla ilerliyor. İlk izlediğimde hatırlıyorum çocuklara ürkütücü gelmiyor mudur diye düşünmüştüm. Miyazaki' nin bu soruya  Çocuklar karanlık duygularla zaten karşılaşıyor, onları steril bir dünyaya hapsetmek istemiyorum diyor. Her çocuk korkuyu deneyimliyor. Bu filmde de Chihro korkusuz değil, korkuya rağmen, korkusuyla birlikte hareket ediyor. 
Sinir sistemimiz temelinde yer alan (polyvagal teori) kaçmak, savaşmak, donmak tepkileri arasında dönüp durduğumuz düşünülürse, bu anlatı ne kadar kıymetli. Olanla kalabilmek. 

Birkaç gündür parlak bir güneşle birlikte insanı ısıran bir hava vardı. Bu sabah kar yağmış. Aklıma ilk gelen badem ağaçları, ne diyeyim hayat böyle...



 

Yorumlar