10 Mart
Sabah erken başladı, aklım kitapta. İşlerimi hemen hallettim, yogayı akşama yaparım dedim. Araya telefonlar girdi, kitabın son yirmi sayfası kaldı. Hayatımda olan üç beş kişinin de beni ard arda arayası tuttu. Kulağım telefonda, gözüm kitaptaydı. Telefona cevap vermeme ya da mesajla daha sonra arayacağımı bildirmek seçenek olarak aklıma gelmedi. Ben hep o aradığında bulduğun insanım. Bu hal, bu sabah inanılmaz samimiyetsiz geldi, görev bilinci işte. Merak filan yok, direk görev bilinci. İyi insanlar böyle yapar, arandıklarında cevap veriri, tavsiye verir (uyulmayacağını bilerek) , yük hafifletir, çöp kutusu olur. Bunu ne ara öğreniyoruz, çocukluğumuzda sanırım. Bu çaba ben de hep vardı. Neyse bu farkındalıkla bu saatten sonra ne yapılır bakacağız.
Kitaba gelince öğleyi buldu bitirmem. Güzel bir kitaptı, sonu hüzünlendirdi. Zamanın sonsuz olmadığını fark etmek belki de, az evvelki isyanımı tetikledi. Baba oğul hikayesi, daha evvel bahsetmiştim, epilepsi teşhisi konan genç ergenimiz üç yıllık bir tedavinin ardından kontrole gidiyor babasıyla birlikte. İki gecelik bir uykusuzluğa maruz bırakılarak nöbet geçirip geçirmeyeceğine bakmaları gerekiyor. Bu iki gecelik uykusuzluk zamanı, Marsilya sokaklarında babasını tanımasına, bağlarının tekrardan kurulmasına vesile oluyor. Güzel ve kolay okunan bir kitaptı.
Kitapta F.Scott Fitzgerald' dan bahsedince, canım çekti Müşfikti Gece ve Caz Çağı Öyküleri ' ni sipariş ettim:)
Günün geri kalanında Yaşam ve Yazgı' ya devam ederim diye düşünüyorum. Mutfağa geçinceyse Keşke Unutsam eşlik eder bana. Bir kuzgunun ağzından aktarılan kurgu oldukça sardı. Efes' i gezdirme zamanı da sıkıca giyinirim, dün dondum resmen. Hatta hasta mı oluyorum diye bile geldi aklıma. Bahar gelirken alttan alta beni saran alerji korkusu bu biliyorum. Bakalım bu bahar nasıl geçecek...

Yorumlar
Yorum Gönder