14 Nisan
Dün sabah yarım saat yoga yaptım. Uzunca bir derse katılacak enerjiyi bulamadım kendimde. Hem pazartesi erken saatlerde bir sürü iş bıraktı kucağıma. Öğleden sonra buraların yabancısıyım diyen, navigasyon kullanmaktan da bihaber taksiyle stüdyoya geç kaldım. Neyseki çok anlayışlılar, kalabalık da değildi. Sağ elimi çok zorlamadan sık sık ara vererek çalıştım. Dönüşte yine yürüdüm, hava güneşli ama ısırgandı. Biraz alışveriş yapıp otobüse bindim. Ayakta yol alırken, bu sabah elimde tenis topuyla denge çalıştığım aklıma geldi. Bugünlerde dengeyi bulup orada kalmak yerine, dengeyi bozup tekrar bulmak üzerine pratikler yapıyorum. Fazlaca salakça hissettiriyor, elime topu alınca Efes dibimde bitiyor. Küçükken bile oynamadığı topa tek ilgisi benim elimde olması, biliyorum. Neyse ki çabuk sıkılıyor. Bazende tahta bir sopayı avucumun içinde tutmaya çalışırken, tüm merakıyla geliyor.
Ne diyordum, belediye otobüsüyle ayakta ve yokuş tırmanırken, tüm bunlara ne gerek var diye düşündüm. Ayaklarım yerinde durabilsin diye on dakikadır cebelleşiyordum. Al sana denge pratiği:) O ara kocaman reklam panosunda tebessüm eden genç belediye başkanının fotoğrafını gördüm. Yine aklımdaki reşittir herhalde sorusunu kovaladım. Seçim olalı ne kadar oldu, iki yıl mı? Biraz daha büyümüştür dedim , o anda otobüsün frenine tekinsiz basışlarının en fenasını yapan şoföre milletin söylendiğini duydum. Elimin yanımdaki gencin sırt çantasını tuttuğunu fark ettim. Gençle göz göze geldik. Özür dilerim tamamen refleksle tuttum dedim. Yok abla ya, tutmasan ön cama yapışırdım dedi. Güldük, aynı durakta indik. İyi günler diledik birbirimize.
Dünden beri Kıştan Sonra' yı okuyorum. Biraz evvel bitti. Derin bir hüzün bıraktı. Kitaptaki karakterlerin yalnızlığı mı, yoksa bağ kuramama hali miydi ya da garip bağ kurma halleri mi bu hüznün sebebi? Trajik ölümler de olabilir, mezarlıklarda...
Üniversiteden geldikten sonra uzun süre çalıştığım işyerim mezarlığa bakıyordu. Patronlarımın aynı binada satılık bir kaç dairesi vardı. Mezarlık manzaralı daireleri bazen ben gösteriyordum, potansiyel alıcılara ve şuursuzca şehrin göbeğindeki mezarlığa yeşil alan muamelesi yapıyordum. Artık oralar gördüğüm kadarıyla hep ofis olmuş. Benim çalıştığım kısımdan baktığımda mezar taşlarından çok kocaman ağaçları görüyordum ve mezarları unutuyordum. Bir süre sonrada mezarlık dolduğu için başka bir yere definler yapılmaya başlandı. Mezarlığın duvarının yanındaki dar kaldırımdan otobüse binmek için yürürken yapılabilecek tek şeyin dua etmek olduğunu düşünürdüm. Dudaklarımın arasından mırıl mırıl yol boyu dualar dökülürdü.
Sonra babam öldü, o diğer mezarlığa defnettik. Bu arada orası da çoktan doldu. İlk gün korkunç gelen mezarlık sonraki ziyaretlerimde garip bir huzur vermişti. Şimdilerde hep yazın en sıcak zamanında gittiğimiz için bunaltıcı geliyor.
Aslında bu yazıyı böyle düşünmemiştim..Kitap güzeldi, çok güzeldi...

Serbest çağrışım oldu belki de ya da babacığın rahmet istedi, huzurla uyusun. <3
YanıtlaSil