24 Nisan

Evimin önündeki bu leylağın baharı karşılamasını izleyişimin dokuzuncu yılı olduğunu fark ettim. Biz taşındığımızda küçücük, daha çok çalı formunda bir ağaçtı. Büyüdü, gövdesi kalınlaştı, çiçekleri daha gösterişli oldu. Tabi benim gibi otuz yaşından sonra leylaklarla tanışan birisi için hayatın şahane hediyelerinden birisi.Tabi leylakları çok seven bir arkadaşımın olması da apayrı bir hediye (siz anladınız kim olduğunu:)
Dün akşam gezmesi sırasında biraz tedirgindik. Birkaç gün evvel eve dönerken bir kedi çıktı yolumuza. Nasıl bir çıkış ama. Kapararak ve kışlayarak yolun ortasına havadan kondu resmen. Efes garibim havlayamadı bile, o kadar anlamsız geldi. Yanımdaki iki küçük ırk sahibi hemen köpeklerini kucakladılar. Benim otuz beş kiloyla öyle bir şansım olmadığı için, tüyelim dedim. Ama kedi peşimizi bırakmıyor.Resmen av psikolojisine soktu bizi manyak, allahtan bir süre sonra takip etmeyi bıraktı bizi. Ama korkudan eve kadar arkamıza bakarak geldik. İşte bu tedirginlik peşimizi bırakmıyor. Yolu değiştirmek de başka seçenek ama orada da her şeyden nefret eden huysuz bir adamın evinin önünden geçme seçeneği var. Kediyi tercih ediyorum, ne yapayım...


İki şahane caz konserinden sonra bu film aklıma düşmüştü. İkizlerle izleyelim dedik. Prenses ve Kurbağa filmi hatırladığım kadar güzeldi. Klasik masalı tersine çeviren kurgu bir yana, tek hayali grupla trompet çalmak isteyen timsah Louis, ateş böceği Ray ve Evangeline...
Yüzümde kocaman bir gülümseme bıraktı film. 


Fatma Nur Kaptanoğlu' nun Homologlar Evi kitabına başladım. 

Jhon Wain 'nin Daha Küçük Bir Gökyüzü  kitabını sesli dinliyorum.

Bir miktar tohumu ektiğimi söylemiş miydim, ardından sıcaklık on derece birden düştü. Viyolleri içeri aldım. Şansıma ne diyeyim bilemedim...



 

Yorumlar