27 Temmuz
Cumartesi günü yer gök birbirine girip, sular sellere karışınca hava sıcaklığı da aniden düştü. Minnoş bünyem böylesi sert geçişlere alışık değil, her bir yanım kaskatı oldu. Pazar sabahı da yağmur yağmadan bahçeye koştuk. Bir taraftan yiyip, bir taraftan vişne toplarken aman hep sağ elimle topladım dedim ama geçmiş ola, akşama tutuldu sağ tarafım. Hem de nasıl tutulma, boynumdan çeneme kadar. Hatta sağ tarafta yıl sonuna ertelediğim köprüsü sökülüp implant yapılacak yer ağrıyor zannettim. Tabi ertelediğim için sürekli aklımın bir köşesinde, pimi çekili halde... neyse bence diş ağrısı değil, bugün daha iyice yani inşallah diş değildir. Acıyı tanımlayamama hali de ayrıca bir sinir bozucu.
Ama vişneler pek güzeldi, haftaya merdiven götüreceğim, uzan uzan nereye kadar.
Yağmurdan dolayı bahçe çamur içindeydi, bata çıka salatılıkları topladım. Elmaların daha vakti var ama dayanamayıp bir iki tane yedim. Bir ara oturup bahçenin alakasız yerine dikilmiş uzun boylu sedir ağacına uzun uzun baktım. Sonra çizmeye çalıştım, hakkını veremedim, zaten kalemim de çizime uygun değildi. Vişne toplamama güya yardım eden Koca, üç kez topladığı kabı yere devirince ben oynamıyorum dedi. Hiç şaşırmadım. Dönüşte bir poşet vişne bıraktığım Leylak Dalı' m üç kitap sıkıştırdı koltuğumun altına:)
Lanet Lidyalılar niye parayı buldular ki, insanın takastan alacağı keyfin içine etmişler diyerek, ağzım kulaklarımda, üstüm başım çamur, kollarım ellerim vişne rengi döndüm eve:)



Yorumlar
Yorum Gönder