28 Temmuz

Sabah çok erken uyandım, elime defteri ve kalemi aldım. Akan bir su belirdi kafamda, uzakta dağlar olsun , hafif bir yükseltiden aksın dedim. İçinde taşlar olsun, suyun aşındırdığı. Uzakta dağların eteğinde ağaçlar olsun...
Antalya' daki evimizin balkonundan Bey Dağları yıllar evvel o kadar net görünürdü ki. Şehir daha bakirdi, insan seli doğayı önüne katıp etrafı talan etmemişti henüz. Uzun uzun seyretmeye bayılırdım dağları. Bayılırdım o heybete, arada insan silüetine benzeyen uzanışlarına. Şimdilerde Antalya' nın en sıcak zamanı gittiğimiz için nemden görünmüyor. Göründüğündeyse aynı hissi vermiyor. Dağlar aynı dağlar, demek ki ben değiştim...
Annemle sabah içtiması niyetine yaptığımız telefon konuşması aslında beni bu kadar duygulandırdı. genellikle üç beş cümleyi geçmez bu konuşmalar.Annem duygularını asla belli etmeyen, şefkatini gizleyen yıllardır da bu konuda disiplininden hiç ödün vermeyen bir kadındır. Bu sabah telefonumu  yanıtlarken ki sesi, çok fakrlı geldi kulağıma. Sonra fark ettim sevinç tınısıymış, sesini faklılaştıran. Sabah erkenden köpeğini gezdirdikten sonra, sabahın serinliğinde tekrar uyuya kalmış. Babamı görmüş rüyasında, ele ele yürümüşler. Sonra bir yere oturmuşlar, park gibi bir yermiş. Babam cebinden bir sigara çıkarmış, annem kötü kötü bakınca atmış hemen sigarayı. O kadar uzun zamandır görmüyordum ki rüyamda çok sevindim dedi. Bir de dün akşam parkta bir kadınla adamı, ele ele yürürken görmüştüm heralde ondan etkilendim dedi. Hüzünden çok sevinç vardı sesinde. Yıllar evvel Bilge doğduğunda görmüştüm bu hali, annemin bu duygularını benimle paylaşması çok hoşuma gitti. Hüzünlendim, içim cız etti ama samimiyeti çok güzeldi...

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar