10 Ocak


Bu sabahın şarkısı * olsun.  Çok garip bir rüya gördüm. Hatta ilk aklıma gelen antibiyotik alarmıma şükretmek oldu, rüyadan kurtardı diye. Hiç tanımadığım bir oğlan çocuğu yedi-sekiz yaşlarında bana emanet edilmişti. Çocuk dur durak bilmiyor, acayip hareketli ve tekinsiz. Yüreğim ağzımda önce hızla akan bir suya kapılacakken kolundan tuttum, sonra yüksek bir balkondan aşağı sarkarken yakaladım. O ara niye etrafta hiç tanıdık yok diye düşünürken, çok sevmediğim bir adamın sesini ve daha da hiç sevmediğim başka bir adamın yukarıdan kelini gördüm. Şaka gibi başka kimse yok mu derken, veletin yanımda olmadığını fark ettim, aldı beni yine bir telaş derken ilahi alarm sesi. Freud duysa ne derdi acaba? Aman onu da eskisi kadar sevmiyorum zaten.

Neyse dünkü diş randevumda en kötü senaryodan  ilerleyeceğimiz ortaya çıktı. Dolguyla kurtarılamayacak ikinci dişim için kanal tedavisine başlandı. Kanamam fazla olunca bir türlü açılmayan üçüncü kanal perşembe gününe bırakıldı. Çivi çiviyi söker dedikleri bu sabah artık sağ tarafıma hiç dönemem dediğim boyun tutulmasından ufak kıtırtılar dışında bir şey kalmamıştı. Dün kliniğe giderken kar yağmaya başladı. Hava o kadar soğudu ki, eve döndüğümüzde biraz daha giyinip Efes' i çıkarttık. Bilge Efes' i tek başına çıkartacak cesarette olmadığı, benim de tek başıma çıkartmama gönlü el vermediği için bizimle geldi. İki komik ergen  gibiler didişip durdular. Benim yanımda yavaş yürüyen Efes, Bilge' yi çekiştirmekten keyif alır bir halde, garip bir heyecanla tabi ki parka sürükledi bizi. Dönüşte Koca bizi aldı, ağrı kesici de almış bana, içtim hemen. Eve geldikten sonra kızkardeşle görüntülü konuştuk, aslında hiç halim yoktu ama konuştukça açıldım:) 
Sular kesilmeden yapılacaklar  toteminde bu sabah, nevresimleri değiştirip çamaşır makinesini çalıştırdım.
Yakınlaşmalar' ı okudum bir süre. Şöyle bir bölüme rastladım  Dehşete düşüren bir imge ya da konuşulamaz bir şeyi dile getiren bir ses olsun, şahit olunan şeyi unutmak şaşırtıcı derecede kolaydır, dünyada var olmak için unutmalıyız ve unutuyoruz da, biliyor ama bilmiyor gibi yaşıyoruz.

Birkaç kez okudum cümleyi, ne kadar doğru. Uzun bir yas dönemiyle birkaç yıldır evinden pek dışarı çıkmayan, ben dahil arkadaşlarıyla yüz yüze buluşmayan bir arkadaşım var. Telefonla konuşuyoruz ama artık ben de yüz yüze görüşmeyi teklif etmiyorum. Bu konuyu hiç açmıyoruz. Ne zaman telefonla görüşsek haberlerde duyduğu   dehşet dolu bir  haberi anlatıyor. Dinliyorum pek yorum yapmadan, sonra kapatıyoruz telefonu. Kitaptaki bu bölümü okuyunca aklıma ilk gelen bu oldu, aslında ona varana kadar pek çok şey var unuttuğum. Bizi korumak için belkide bahşedildi unutmak. Unutmak olmamış gibi davranmak değil, kabul etmek değil, bambaşka bir şey.

Umarım kızların kitap okuyacak vakitleri olur bugün, sahiden umuda ihtiyacım var.

Fotoğraftaki dağ muşmulasını yılbaşı günü parkta bir daldan koparttım. Arkadaşımın köpeği meyvelerini yemeye bayılıyor, birazını yedi, ondan kurtarabildiğim dalı eve getirmiştim. Hala güzel görünüyor.

 

Yorumlar