13 Ocak
Dün beklediğim kadar yoğun bir gün değildi, okunacaklar listeme el attım. Masanın sağında solunda, komidinin üzerinde ve rafta okunmayı bekleyen kitaplara baktım. Bazılarını alırkenki heyecanım saklı kalmış, bazılarını aldığımı bile hatırlamıyorum. Haksızlık olmasın diye en altta bekleyenleri çıkarttım, üst üste sıraladım. Eskiden kitap kuleleri beni geriyordu ama artık öyle değil, sırtımı yasladığım destek onlar benim için.
Uzun zamandır sesli kitap dinlemediğimi fark edip arşivi tararken Yer Değiştiren Sular ı dinlemeye başladım. Evet öykü dinlemek pek keyifli değil. Üstelik okuyan seçiciliği yapıyormuşum, hep aynı insanlardan dinliyormuşum. Hiç bilmediğim bir ses duyunca önce hoşlanmadım. Sanırım zihnim kulağıma pek eşlik edemedi. İlk öykü de kaotikti. Bu sabah ikinci öyküyü dinlemeye başladım, hiç sorun yok misler gibi dinliyorum. Aklıma yoga stüdyosuna gittiğim zamanlar geldi. Herkes önce gelmeye çalışır, kendilerince belirledikleri yere matlarını sererlerdi. Hatta başka birisi önce geldiyse, onu kaldırmaya kadar giderdi bu iş. Konfor alanının sınırlarını çok iyi belirlemek gerekiyor. Tabiki rahat etmek önemli, yaşasın ben de öyle ama arada bir durup bakmak gerekiyor. Yeni bakış açıları, yeni görüntüler, yeni sesler, yeni yerler, yeni tadlara açık olmak lazım. alışkanlıklarla ciddi bağlar kurmak pek de iyi değil. Bunların hepsi tamam, bir tek yeni insanlara karşı aşırı temkinli olduğumu fark ediyorum. Neredeyse herkesle aynı mesafedeyim, samimi olduğum çok az insan var. Bunun rahatsız etmeyişi ise sosyal varlıklar oluşumuza aykırı mı acaba diye düşünmüyor değilim.
Kızkardeşle dün konuşurken bu yıl için iki kitap seçtiğimden bahsediyorum hacmi büyük. O da onda da olan Yaşam ve Yazgı yı birlikte okuyalım diyor. İki kez başlayıp pes etmiştim. O kadar kalabalık ki, kim kimdir derken başım dönmüştü. Hayır diyemedim, onun ilk elli sayfada pes edeceğiniden de eminim. Bakalım nasıl olacak.
Online bir görüşmem var, kendime çekidüzen vereyim. Evden çalışmanın da en sinir bozucu hali bu:(

Yorumlar
Yorum Gönder