27 Ocak
Market alışverişini uzun süredir online veriyorum. Ankara' da pazardan gönlünüze göre yapma şansınız pek olmuyor. Antalya' da pazarda ne kadar özgürseniz, buralarda elinizi uzatamazsınız sebzeye meyveye. Kavga eder pazarcı sizle, hadi güveneyim dersiniz, eve gelince poşetten çıkan ağzı gözü yamulmuş, ezilmiş büzülmüş erzaka kızgınlıkla bakarsınız. Tabi zamandan da tasarruf ediyorsunuz, hem müşteri hizmetleri var, beğenmezseniz şansınızı deneyebileceğiniz, işlevsiz olsa da dinliyormuş gibi yapan. Tam sepeti doldurmuş, ödeme adımına geçecekken sümbülleri gördüm. İki tane atıverdim sepete. Kurye de attığım gibi koyuvermiş poşete. Kapıyı Bilge açtı, karşısında teslimatı yapan onun yaşlarında bir genç kız. Ayak üstü konuştular, Efes' ten filan bahsettiler. Kelime pintisi Bilge için hayret verici bir tutum. Poşeti ağzı sıkı sıkı düğümlenmiş görünce eyvahlar olsun, gitti sümbüller dedim. Biri hasarlı, diğeri boynu bükük çıktı poşetten. Boynu bükük olanı dikkatlice kestim yaprakların arasında çiçeklenecek kısmı. Suya koydum, açar mı açar. Müşteri hizmetlerini de aramaya kıyamadım. Bir kaç gün ladı suyun içinde, sonra bir sabah uykudan uyanan pembe çiçekleri gördüm, sevindim. Bu da böyle bir güzellik oldu.

Fabien' in devam kitabı Unutulmazlar 2 ye başladım. Bir de araya Schopenhauer' in Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine kitabını okumaya başladım:) Minik minik okurum dedim.
Kitap siparişlerim geldi. Masamı toparladım. Biraz davul çalışsam iyi olacak, akşama da konser programımız var.

Yorumlar
Yorum Gönder